Yetim Sevindirmenin Bereketi
Yetim sevindirmenin önemi ve fazileti nedir? Mârûf-i Kerhî'nin -rahmetullâhi aleyh- başından geçen ibret dolu kıssa.
Seriyy-i Sakatî -rahmetullâhi aleyh- şöyle anlatıyor:
“Bir bayram günü Mârûf-i Kerhî -rahmetullâhi aleyh-’i sokaklarda hurma çekirdeği toplarken gördüm. Bu çekirdeklerle ne yapacağını sordum. Dedi ki:
«–Şurada küçük bir çocuğun ağladığını gördüm. Yanına yaklaşarak niye ağladığını sorduğumda; yetim olduğunu, arkadaşlarının elbiseleri gibi elbiseleri ve onların oyuncakları gibi oyuncakları olmadığını söyledi. Tekrar ağlamaya başladı. Hâli yüreğimi dağladı. Onun için bu hurma çekirdeklerini topluyorum. Bunları satacağım ve o çocuğun istediği elbise ve oyuncakları alacağım…»
Bu sözler benim de yüreğimi dağladı ve Hazret-i Pîr’den ricâ ettim;
«–Müsaadeniz olursa; imkânım müsait, ben o çocukla ilgilenirim, gönlünüz rahat olsun!» dedim. Sonra çocuğu alıp ihtiyaçlarını karşıladım.”
Bu güzel amel-i sâlih bereketiyle nâil olduğu hâli, Seriyy-i Sakatî, şöyle ifade eder:
“Gönlümde bu hizmetin bereketiyle öyle bir nur peydâ oldu ki, onunla bambaşka hâllere mazhar oldum ve nice mânevî lezzetler tattım…”
Kıssadan hisse:
Gerçek sevinç; zengin ve fakir, âmir ve memur, hasta ve sıhhatli, küçük ve büyük herkesin müşterek sevinciyle hâsıl olur. Kenarda boynu bükük bir yetim varken; bir mü’min, gerçek mânâda sevinemez. Derhâl onu sevindirmek için bütün imkânlarıyla seferber olur.
Hazret-i Mevlânâ buyurur:
“Şems bana şu hâli öğretti:
«–Yeryüzünde bir üşüyen varsa, sen ısınma hakkına sahip değilsin!»
Biliyorum ki yeryüzünde üşüyenler var, ben artık ısınamıyorum.”
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Uhud’da babası şehîd olduğu için yetim kalan Bişr’i;
“–Ey sevgili yavrum! Sen ne diye ağlıyorsun? Ağlama! Senin baban ben olsam, annen de Âişe olsa, râzı olmaz mısın?” diye tesellî etmiş, o yetimin gözyaşlarını dindirmiş ve mübârek elleriyle başını okşamıştı… (Buhârî , et-Târîhu’l-Kebîr, II, 78)
Cenâb-ı Hak, insanları birbirine muhtaç yaratmıştır. Mahrumlar, imkân sahiplerine maddî olarak muhtaç ise de, imkân sahipleri de mahrumların duâlarına muhtaçtır. Yani imkânlı kimse muhtacın dünyevî ihtiyacını görüyor, lâkin muhtaç da onun âhiret ihtiyacını görmüş oluyor.
Kardeşlik rûhunun ihyâ edildiği bir toplumda;
- İmkân sahipleri, mahrum kardeşlerini sevindirmekle sevinir. Faydalı olabildiği için, Allâh’ın rızâsına erişecek bir amel işlediği için sevinir.
- Mahrumlar hem hatırlandıkları için, hem de ihtiyaçları giderildiği için sürûra nâil olarak; samimî duâlarıyla, kendilerine el uzatanları sevindirir. Böylece toplumda herkes saâdete erer.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Mart, Sayı: 253