Yetim Bir Çocuğun Feryadı: Bana Kim Bakacak?
Abdullah Sert Hocaefendi, parçalanan ailelerin ve ebeveynleri hayattayken yetim kalan çocukların sarsıcı hikâyesini anlatıyor: İlahi ölçüden uzaklaşmanın bedeli.
Abdullah Sert Hocaefendi, bir aile hâkiminin şahit olduğu acı bir hadiseyi naklederek toplumun kanayan yarasına parmak basıyor: "Anam istemiyor, babam istemiyor; bana siz mi bakacaksınız?" İslam’ı kendimize uydurmanın ailemizi nasıl felakete sürüklediğini ve kurtuluşun ancak ilahi ölçülere (mîzan) uymakla mümkün olduğunu hatırlatıyor.
BİR TÜRKİYE MANZARASI: "BANA SİZ Mİ BAKACAKSINIZ?"
Ülkemizde yetimler var ne yazık ki... Son zamanlarda belki İslam'ı güzel yaşayamayışımızın sebebiyle, birçok yuvanın yıkılmasıyla gerçekten yetimler var. Bir dostumuz, bir aile hâkimimiz anlattı bir gün; yüreğim sızladı gerçekten.
Bir gün diyor; bir karı koca geldiler önüme. 'Hâkim Bey, biz ayrılacağız.' 'E peki, niye ayrılacaksınız?' 'Ayrılacağız, anlaştık; bu evliliği bitireceğiz.' 'İyi, kanun bize bu yetkiyi vermiş, siz istiyorsunuz; bize de tek şey kaldı: Hadi evliliğiniz bitsin demek.' Yanlarında da ufak bir çocuk...
Sonra çocuk sözü aldı diyor; 'Tamam Hâkim Bey de siz bunları boşayacaksınız, ben kimin yanında kalacağım?' Bir hâkim kardeşimiz anlatıyor bunu. Evet, Türkiye'nin manzarası bu. 'Yetimler' deyip geçmeyin; yani dışarıdaki yetimlerin derdindeyiz ama civarımızda nice yetimler var.
Böyle baktılar birbirine; beyefendi, 'O baksın çocuğuna,' dedi diyor, attı kendini kenara. Rahat edecek... Hanımefendi; 'Aman, çocuk onun çocuğu, o baksın,' dedi diyor. Çocuk baktı ki anneden haber yok, babadan şefkat yok; sonra döndü bana diyor. Bunu bir hâkim aynen böyle anlattı: 'Hâkim Bey ne olacak?' dedi diyor. 'Anam istemiyor, babam istemiyor; siz mi bakacaksınız bana?'
ÇÖZÜM MÜ, PROBLEM Mİ? İSLAM’I HAZMETMEK VE İLAHİ ÖLÇÜ
Bu da bir Türkiye manzarası. Onun için kıymetli kardeşlerim; gerçekten ciddi problemler yaşıyoruz. Problemin kaynağı ne peki hocam? Problemin kaynağı İslam'ı hazmedemeyişimiz; kendimizi İslam'a göre değil de İslam'ı kendimize göre yaşamaya çalışmamız. 'Benim canım böyle istiyor, ben böyle Müslüman olmak istiyorum.' Öyle değil! İslam bizden nasıl bir Müslüman olmamızı istiyorsa öyle olacağız. Babaysak; İslam nasıl baba istiyorsa öyle baba olacağız. Anneysek; nasıl anne olmamızı istiyorsa öyle anne olacağız. Komşuysak; nasıl komşu olmamız gerekiyorsa öyle komşu olacağız. Kısacası Allah bize nasıl ölçüler koyduysa, o ölçülerin içerisinde yaşamaya gayret edeceğiz. Yoksa kendimize göre sağından solundan ölçüleri didikleyip de o ölçüleri kendimize uydurmayacağız; biz ölçüye uyacağız.
Hangi ölçüye uyacağız hocam? 'Ve’l-mîzân...' Allah hayatın bütün alanlarına ölçüler koydu. 'Ve’l-mîzân...' Allah ölçüler koydu sizin bütün hayatınıza. İbadet hayatınız ölçülü, aile hayatınızın ölçüleri var, ticaretinizin ölçüleri var değil mi? Seyahatinizin ölçüleri var, eve girişinizin ölçüsü var, evden çıkışınızın ölçüsü var... Var, var; her yerde ölçüler var. Hani onu şöyle ifade ediyoruz: İslam'ın kapsama alanına girmeyen bir şey yok. İslam her yerde; dört duvarın arasında da İslam var, dağların tepesinde de gene Müslümanlığımız var, denize düşsek denizde de Müslümanlığımız var. Evet, öyle olunca da ilahi ölçülere hepimiz her yerde uymak durumundayız.