Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in Kitaplara İman Hususundaki Farklılıkları

İslam Tarihi

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in kitaplara iman hususundaki farklılıkları nelerdir? İslam'da kitaplara iman nedir?

İslâm’a göre kitaplara iman, Allah tarafından bazı peygamberlere bir takım kitaplar indirildiğine ve bu kitapların muhtevasının bütünüyle doğru ve gerçek olduğuna inanmak demektir. Allah Teala, Hz. Peygamber’e Allah’ın gönderdiği bütün kitaplara iman etmesini ve bunu açıkça ilan etmesini emretmiştir. Müminler için de Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a, O’nun peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah’ı, O’nun meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmıştır. (Nisa, 4/136.)

Bu âyet, kitaplara inanmanın İslam’ın itikat esaslarından biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İslâm’da iman esasları birbiri ile bağlantılı ve birbirinden ayrılmaz olduğu için Allah’a, peygamberlere ve kitaplara iman da birbirinden ayrılamaz. Allah’a inanmak, O’nun hidayet maksadıyla gönderdiği peygamberlerine iman etmeyi; peygamberlere inanmak da onların Allah’tan getirdiklerini tasdik etmeyi gerektirir.

Allah tarafından gönderilen kitaplar, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek, onlara bir olan Allah’ın kulları olduğunu hatırlatmak, ancak O’na kulluk ederek O’nun gösterdiği yolda birleşmek ve böylece dünya ve ahiret saadetini kazanmak için indirilmiştir.

A-YAHUDİLİKTE KİTAPLARA İMAN

Yahudiliğin kutsal metinleri yazılı ve sözlü olmak üzere iki kısma ayrılır. Yahudiler yazılı olan kutsal metinlere “Tanak” adını vermişlerdir. Hıristiyanlar ise yahudilerin yazılı metinlerine “Eski Ahid” demişlerdir. Tanak (veya Tanah) kelimesi, Torah (Tevrah), Nebiim (Peygamberler), Ketubiim (Kitaplar) kelimelerinin ilk harflerinin biraraya getirilmesiyle oluşturulmuştur.

Torah (Tevrat), Yüce Allah tarafından Hz. Musa’ya gönderilen ilahi kitabın adıdır. Tevrat, alemin yaratılışından başlayarak Hz. Musa’nın ölümüne kadar olan olayları ve Tanrının Hz. Musa’ya gönderdiği dini kanunları içermektedir. Tevrat, Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye olmak üzere beş kısımdan oluşmaktadır. Allah tarafından Hz. Musa’ya gönedirlen 10 emir, Tevratı’ın Çıkış ve Tesniye  bölümlerinde geçmektedir.

Nebiim, Hz. Musa’dan sonraki yahudi peygamberlerine indirilen kitaplara verilen isimdir. Bu kitaplarda Hz. Musa’nın ölümünden sonra İsrail Oğulları’nın Allah tarafından vadedilen topraklara yerleşmeleri, yahudi krallığının kuruluşu, krallığın idaresi, putperest kavimlerle yapılan savaşlar, sürgünler, yahudi peygamlerlerinin öğütleri, mücadeleleri ve dini telkinleri anlatılır.

Ketubiim, yazılar manasına gelir. Ketubiim, yahudilere ait tarihi bilgileri, hikmetli sözleri ve şiirleri ihtiva etmektedir. Hz. Davud’a indirilen Zebur da bu kitapta yer alır ve Davud’un Mezmurlar’ı olarak bilinir. Bunların dışında Süleyman’ın meselleri, Eyyub, Ezra gibi bir çok şahısların sözleri ve şiirleri ketubiimde yer alır.[1]

Talmut, yahudilerin yazılı olmayıp şifahi geleneğe dayalı olan dini külliyatın adıdır. Talmut öğrenim manasına gelir ve Tevrat’ın yorumudur. Önceleri bu yorum sözlü olarak yapılırdı. Daha sonra bu bilgilerin kaybolması endişensinden dolayı söz konusu rivayetler yazıya geçirilip adına “Mişna” denildi. Mişna’nın anlaşılması zor olduğu için bu da “Gamera” adıyla şerhedildi. Talmut, Mişna ve Gamera’nın toplamından meydana gelmiştir.

Yahudilere göre Talmut çok önemlidir. Yahudiler onun yazılı Tevrat’la birlikte Sina’da sözlü olarak  Hz. Musa’ya vahyedildiğine inanırlar. Talmut’u kabul etmeyenleri gerçek yahudi saymazlar.

Yahudilere göre bugünkü Tevrat, Rab Yehova tarafından kelime kelime Hz. Musa’ya vahyedilmiştir. Yahudilerin bugün de benimsedikleri iman esaslarında şöyle geçmektedir: “İman ederim ki halen elimizde bulunan Tevrat ile Efendimiz Moşe’ye (Musa’ya) verilmiş  olan kitap birbirinin aynısıdır. İman ederim ki bu Tora değiştirilemeyecek ve bundan başka Allah tarafından bir kitap gönderilmeyecektir.” Dolayısıyla Tevrat, Eski Ahid içerisinde ilk sırayı almakta ve yahudiler nezdinde büyük önem taşımaktadır.

Yahudi kutsal kitabının ilk bölümlerini oluşturan nushalar, bugün elde bulunmamaktadır. Tanak’ı oluşturan kitaplar, M. Ö. 13-1. yüzyıllar arasında yazı ile tespit edilmiş olmasına rağmen bugün elde bulunan en eski İbranice el yazması Tevrat nüshaları M. S. 7-10. yüzyıllara aittir. Dolayısıyla Hz. Musa’nın M. Ö. 12. asırda yaşadığı gözönünde bulundurulursa bugün elde bulunan en eski Tevrat nüshasının Hz. Musa’dan yaklaşık 2000 sene sonra tespit edildiği ortaya çıkar. Başka bir ifade ile bugünkü Tevrat metni, Hz. Musa’dan yaklaşık 20 asır kadar sonra yazıya geçirilmiştir.

Yukarıda ifade edildiği gibi Allah tarafından Hz. Musa’ya indirilen Tevrat asliyetini muhafaza edememiş; yazılı Tevrat metinleri zamanla kaybolmuş; Hz.  Musa’dan sonra başta Ezra olmak üzere yahudi din adamları hafızalarında kaldığı kadarıyla Tevrat’ı yeniden yazmışlardır. Tevratı yazıya geçiren din bilginleri, kendi inanç ve düşüncelerini bu kitaba dahil etmişlerdir. Netice itibarı ile Tevrat’a insan eli değmiş ve ilahi olma özelliğini yitirmiştir. İşte bu sebepten dolayı, bozulan, tahrif edilen dini düzeltmek üzere Hz. İsa peygamber olarak gönderilmiştir.

Tevrat’ın değiştirildiğine dair en önemli delil, onda bulunan çelişkilerdir. Bu çelişkilerden birisi, Musa’nın kayınpederi ile ilgili pasajlarda kendini gösterir. Bir yerde Hz. Musa’nın kayınpederinin adı Reuel olarak zikredilirken,[2] diğer bir yerde Yetro,[3] hakimler kitabında (1/16) ise Keni oğullarından Hobab olarak geçer. Yine Hz. Musa Medyen şehrinden bir rivayette[4] yalnız başına, diğer bir rivayette[5] ailesiyle birlikte dönmüştür. Nuh Tufan’ı Tekvin kitabının bir yerinde 40 gün devam ettiği bildilirken,[6] diğer bir yerinde 150 gün devam ettiği ifade edilmiştir.[7]

B-HIRİSTİYANLIKTA KİTAPLARA İMAN

Hıristiyanlar, kutsal kitap olarak hem Eski Ahid’i hem de Yeni Ahid’i kabul ederler. Eski Ahid yahudilerin kutsal kitabıdır ve hıristiyanlarca da kutsal sayılır. Yeni Ahid ise sadece hıristiyanlarca kutsal kabul edilir.

Hıristiyanlara göre Tanrı ile insan arasında yapılan son ahid Hz. İsa vasıtası ile gerçekleşmiştir. Dolayısıyla son ahdin yazılı belgeleri olan külliyata Yeni Ahid adı verilmiştir. Ancak Yeni Ahid tabiri M. S. 2. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanmıştır.

Yeni Ahid’i oluşturan kitapların sayısı 27’dir. Bunların 4 tanesi Markos, Matta, Luka ve Yuhanna incilleridir. Rasullerin işleri 1 ve Pavlosun mektupları 14’tür. Genel mektuplar 7, Yuhanna’nın vahyi 1’dir.

Dört incil kendi içerisinde bir takım farklılıklar içermesine rağmen ilk üç incil arasında benzerlikler  bulunduğu için bunlara sinoptik (az-çok birbirine benzeyen) inciller denir. Sinoptiklerin 60-85 yılları arasında yazıldığı, 4. incil olan Yuhanna’nın ise M. 100. yılda yazıldığı kabul edilir. Bunların en eskisi 63-70 yılları arasında yazılan Markostur.

Hıristiyanlara göre Hz. İsa’nın çarmıha gerilişi 33 yaşında vuku bulduğu göz önünde bulundurulursa en erken yazılan incilin Hz. İsa’dan yaklaşık 30 yıl sonra kaleme alındığı ortaya çıkmış olur.

Hıristiyanlığa göre Hz. İsa hayatta iken kendine gelen vahiyleri ne yazmış ne de başkalarına yazdırmıştır. O kendinden önceki kutsal kitaplara bağlı kalmış; ancak onlara yeni yorumlar getirerek bir ıslahatçı gibi hareket etmiştir. Nitekim Hz. İsa “Sanmayın ki ben şeriatı ve peygamberleri iptale geldim. Ben iptale değil tamamlamaya geldim.”[8] demiştir. Hz. İsa ve havariler döneminde hıristiyanlar, Yahudilikten devraldıkları kitapları kullanmışlardır. Hıristiyanlara göre Hz. İsa yazmadığı ve yazdırmadığı için bu dönemde Yeni Ahid veya inciller söz konusu değildir.

Hz. İsa’nın ölümünden sonra ilk hıristiyanlar Mesih’in yakında geri döneceğini düşünerek onun sözlerini yazıya geçirme gereği duymamışlardır. Ancak Mesih’in gelmesi gecikmiş, İsa’nın yanında bulunup tebliğini anlayanlar zamanla azalmış, bu nedenle önde gelen din adamları çeşitli bölgelerde İsa’nın vaazlarını yazıya geçirmeye başlamışlardır. Böylece her cemaatin kendi inanç ve görüşlerini yansıtan çeşitli inciller ve mektuplar ortaya çıkmıştır.[9]

Hıristiyanlar, İsa’nın bir kitap veya incil getirdiğini kesinlikle kabul etmezler. Bu konuda İslam’ın görüşünden ayrılırlar. Buna ileride mukayese bölümünde değinilecektir. Onlara göre İsa’nın kendisi, ete kemiğe bürünmüş, insan şekline dönüşmüş tanrı kelamıdır. Dolayısıyla bizzat İsa’nın kendisi tanrının insanlara vahyidir. Vahyin mesajı İsa’nın hayatı ve vaazlarıdır.

İncil adı verilen eldeki kitaplar, müslümanların anladığı gibi vahiy değildir. Onlar, ilk devir şakirdlerinin İsa’dan duydukları ve gördüklerinin yazıya geçirilmiş halidir. Onlar, kendileri nasıl inanmışlarsa o şekilde yazmışlardır. Ancak hıristiyanlar, incil yazarlarının Tanrı’nın ve Kutsal Ruh’un himayesi altında bulunduğuna inandıkları için bu yazıların doğruluğuna ve  vahiy mahsulü olduğuna inanırlar.

İlk hıristiyanlar, Hz. İsa’nın sözlerini yazıya geçirmeyip şifahi geleneğe önem verdikleri için Allah tarafından Hz. İsa’ya vahyedilen gerçek incil korunamamıştır. Öte yanladan Pavlus,[10] Hz. İsa’yı  görmediği ve onu dinlemediği halde Hz. İsa’nın hem şahsiyeti hem de fikirleri ile ilgili kendi yorumlarını kaleme alarak değişik hıristiyan cemaatlerine göndermiştir. Böylece Pavlus’un Mektupları Yeni Ahid külliyatının ilk yazılı dökümanlarını oluşturmuş ve onlara kaynaklık etmiştır.

  1. Yüzyılın ortalarına kadar genelde tek bir incilden bahsedilirken daha sonraları pek çok incil oraya çıkmıştır. Bu nedenle 325 yılında İznik’te bir Konsil yapılmış, bu konsilde İsa’nın ilahlığı kabul edilmiş ve onlarca incil ve yüzlerce risale içerisinden İsa’nın uluhiyetini destekleleyecek mahiyette 4 incil ve 23 risale seçilmiştir. Adı geçen konsile 2 binden fazla delege katılmış, bunlardan İsa’nın uluhiyetini reddedenler, dini ve siyasi nedenlerle zorla uzaklaştırılmış, geriye kalan 318 din adamı İsa’nın uluhiyetini kabul etmişlerdır. Böylece İsa’nın uluhiyetini reddeden inciller uydurma (apokrif) kabul edilerek yakılmıştır.[11]

Bu durum, tarih boyunca bir çok hıristiyan düşünürlerin gözünden kaçmamış ve bu maksatla Kitab-ı Mukaddesdeki bu çelikli ve tutarsızlıkları incelemek maksadıyla “Kitab-ı Mukaddes Tetkikleri” dedikleri bir metod geliştirmişler ve ilmî veriler ışığı altında  kutsal bilinen kitapları incelemişlerdir. Bu tenkit metodu hem Eski Ahid hem de Yeni Ahid için uygulanmış, kilise başlangıçta Kitab-ı Mukaddesin tamamen vahiy mahsulü olduğu dogmasıyla çeliştiği için bu tenkit faaliyetlerine izin vermemiş, ancak  Rönesans hareketleriyle birlikte tabbii ilimler hakkında elde edilen ilmi veriler kitab-ı mukaddes bilgileriyle çatışmaya başlayınca kilise de bu faaliyetleri kendi gözetimi altında sürdürmek ve çelişkileri de bir takım tevillerle yorumlamak gayesiyle bu çalışmalara destek vermek zorunda kalmıştır. Özellikle Bacon, Descartes, Hobbes, Spinoza gibi batılı bilim adamları  Kitab-ı Mukaddes’i tenkide dayalı olarak incelemişlerdir.[12] Tüm bunlardan dolayı da batıda değişik mezheplerin ve fikir akımlarının farklı farklı vahiy ve Kutsal Kitap anlayışları ortaya çıkmıştır.[13]

C-YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIKTAKI KİTAPLARA İMANIN  İSLÂM AKİDESİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

İslâm’a göre kitaplara iman, Allah tarafından bazı peygamberlere bir takım kitaplar indirildiğine ve bu kitapların muhtevasının bütünüyle doğru ve gerçek olduğuna inanmak demektir. Allah Teala, Hz. Peygamber’e Allah’ın gönderdiği bütün kitaplara iman etmesini ve bunu açıkça ilan etmesini emretmiştir. Müminler için de Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a, O’nun peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah’ı, O’nun meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmıştır.[14]

Bu âyet, kitaplara inanmanın İslam’ın itikat esaslarından biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İslâm’da iman esasları birbiri ile bağlantılı ve birbirinden ayrılmaz olduğu için Allah’a, peygamberlere ve kitaplara iman da birbirinden ayrılamaz. Allah’a inanmak, O’nun hidayet maksadıyla gönderdiği peygamberlerine iman etmeyi; peygamberlere inanmak da onların Allah’tan getirdiklerini tasdik etmeyi gerektirir.

Allah tarafından gönderilen kitaplar, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek, onlara bir olan Allah’ın kulları olduğunu hatırlatmak, ancak O’na kulluk ederek O’nun gösterdiği yolda birleşmek ve böylece dünya ve ahiret saadetini kazanmak için indirilmiştir.

İlahî kitap doğrudan Allah katından gelir. Bu itibarla ilahî kitap hem lafız hem de mana açısından Allah kelamıdır. İlahî kitapların hedefi, insanları dalaletten kurtarıp hidayete, iyiliğe ve aydınlığa sevketmektir.

İnanılması farz olan ilahî kitapların vahye dayanması ve Allah’ın kelamı olarak tevatüren bugüne kadar gelmesi gerekir. Vahye dayanmayan ve tevatüren günümüze kadar gelmeyen kitaplar, ilahî olma vasıflarını kaybetmişlerdir. Tevrat, Zebur ve İncil ile diğer peygamberlere gönderilen sahifeler, kaynak itibari ile ilahî vahye dayanan kitaplardır. Müslümanlar, bu kitapların şu anda elde mevcut olan şekillerine değil, Allah’tan gönderildiği gibi bozulmamış şekillerine inanmakla yükümlüdürler. Zira Tevrat, Zebur ve İncil zamanla değişikliğe ve bozulmaya/tahrife uğramıştır.

1- Kur’an-ı Kerim ve Üstün Özellikleri

Kur’an: Yüce Allah tarafından Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Peygamber Efendimiz’e Arapça olarak indirilen, bize tevatür yoluyla nakledilen, okunmasıyla ibadet olunan bir kitaptır.

Allah’ın vahyettiği şekilde asliyetini korumuş, hiçbir bozulmaya ve değişmeye uğramadan günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar da bu özelliğini sürdürecek olan yegane kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: “Muhakkak Kur’an’ı biz indirdik. Onun koruyucusu da şüphesiz biziz.”[15] Bu âyette Yüce Allah, Kur’an’ın kendi koruması altında olduğunu, kıyamete kadar da hiçbir değişikliğe uğramayacağını bildirmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in bu güne kadar hiçbir değişikliğe uğramamış olması, vahyedilmesinden itibaren Kur’an’a karşı gösterilen aşırı titizliğe bağlıdır. Zira Hz. Peygamber, gelen vahiyleri vahiy katiplerine anında yazdırmış ve sahabe, kendilerine okunan  Kur’an surelerini ezberlemişler ve namazlarda okumuşlardır. Böylece Kur’an, hıfz ve yazı yoluyla, her türlü itirazdan uzak ve Allah Resülü’nün tebliğ ettiği gibi sapasağlam  muhafaza edilmiştir.[16]

Daha önce Allah tarafandan vahyedilen Tevrat, Zebur ve İncil’in aynı titizlikle korunamadığı, aslî nüshalarının kaybolduğu, bugün tarihî ve ilmî olarak bilinen bir vakıadır. Tevrat’ın verdiği bilgilerin şüphe götürdüğü hususunda ciltlerce kitap yazılmıştır. İncile gelince, Aramice tebliğ edildiği halde bugün onun Aramice bir nüshası mevcut değildir. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim, hem verdiği haberler hem de bugüne kadar geliş şekliyle diğer ilahî kökenli kitaplar üzerine bir üstünlük sağlamaktadır.

İslâm’a göre mümin olabilmek için Kur’an-ı Kerim’e, Hz. Peygamber’e ve Kur’an’da bildirilen bütün hükümlere eksiksiz inanılması gerekir.

Kur’an-ı Kerim’in ele aldığı konuları 4 temel esasta toplayabiliriz:

1-İtikadî hükümler

İslâm akaidinin temellerini bize Kur’an-ı Kerim haber vermektedir. Bu esasları şöyle sıralayabiliriz:

a-Allah’a iman

b-Meleklere iman

c-Kitaplara iman

d-Peygamberlere iman

e-Ahiret gününe iman

f-Kader ve kazaya iman

2-İbadetlerle ilgili hükümler

Kur’an-ı Kerim, müslümanlara yapması gerekli olan ibadetleri bildirmiştir.

Bunları 3 grupta inceleyebiliriz:

a-Bedenî ibadetler: Namaz ve oruç gibi.

b-Malî ibadetler: Zekat, sadaka ve her türlü hayır işleri.

c-Hem malî hem bedenî ibadet: Hacca gitmek.

İslâm’daki ibadetler bunlarla sınırlı değildir. İslâm’da ibadet en geniş manada hayatın bütün faaliyetlerini içine almaktadır. Müminin, Allah’ın rızasına uygun tüm faaliyetleri ibadet kabul edilmiştir. Şuurlu bir müslüman hayatının tüm faaliyetlerini ibadet huzuru içinde geçirmeye çalışır ve ibadet sevabı elde edebilir. Ayrıca İslâm’daki ibadetlerin hepsinin, mesela zekatın bir de sosyal yönünün ve faydasının olduğu unutulmamalıdır.

3-Ahlakî hükümler

Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ahlakî hükümler, insanı psikolojik yönden temizlediği gibi aynı zamanda kişiyi toplumun dengeli bir üyesi yapar. Kur’an’ın tavsiye ettiği ahlakî hükümler, toplumun huzurunu sağlamayı amaçlar. Yine Kur’an, güzel ahlak noktasında en güzel model olarak Hz. Peygamber’i gösterir ve onun her türlü söz ve davranışlarının müslümanara örnek olduğunu bildirir.

4-Sosyal ilişkilerle ilgili hükümler

Kur’an-ı Kerim, sadece itikad, ibadet ve ahlak dini değildir. Kur’an, huzurlu ve dengeli bir toplum meydana getirmeyi hedef olarak seçmiştir. Bunun için de Kur’an, insan-cemiyet, fert-aile, halk-devlet gibi konularda da bir takim kaide ve prensipler getirmiştir.

Kur’an-ı Kerim’in koyduğu bütün bu prensipler, dünyasını ve ahiretini unutmayan bir toplumun mutlu yaşama kurallarıdır.

Kur’an-ı Kerim’in üstün özellikleri

1-Kur’an-ı Kerim, indirilmeğe başladığı andan itibaren hem yazılmaya başlanmış hem de ezberlenmiştir. Böylece iki önemli metodla muhafaza edilmiştir.

2-Kur’an, hem lafız hem de mana olarak Allah kelamıdır. Yalnız manası değil aynı zamanda lafzı da Allah tarafından vahyedilmiştir.

3-Kur’an, tevatür yoluyla bize nakledilmiştir. Başka bir deyişle yalan üzerine birleşmeleri asla mümkün olmayan büyük bir kalabalığın nakletmesiyle bize ulaşmıştır. Allah’ın koruması altındadır.

4-Kolaylaştırılmış bir kitaptır. Hem anlaşılması hem de ihtiva ettiği prensiplerin anlaşılıp yaşanması kolaydır.

5-Kapsamlıdır, evrenseldir. Kur’an, vahyedildiği günden beri insanlığın ihtiyaçlarına cevap vermiş ve bundan sonra da cevap vermeğe devam edecektir.

6-Mucize bir kitaptır. Her peygamberin bir mucizesi vardır. Hz. Peygamber’in en büyük mucizesi de Kur’an’dır. Onun mucizeliği, hiçbir zaman benzerinin (hatta bir suresinin bile) meydana getirilemeyişinde saklıdır.

7-Diğer ilahî kökenli kitapların aksine içerisinde hiçbir çelişki ve tahrif yoktur. Bu hususa bir âyette şöyle dikkat çekilmiştir: “Hala Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah tarafından indirilmemiş olsaydı içerisinde bir  çok çelişki bulunurdu.[17]

2- Tevrat’ın Değerlendirilmesi ve Tahrif Meselesi

Kur’an-ı Kerim, yahudileri ehl-i kitap olarak kabul etmekte ve onlara Hz. Musa’ya indirilen Tevrat’ın miras bırakıldığını belirtmektedir. Yine Kur’an, Hz. Davud’a da Zebur’un verildiğini haber vermekte ve fakat Eski Ahid’in diğer kitaplarından bahsetmemektedir. Dolayısıyla Kur’an, Eski Ahid içerisinde bulunan Tevrat ve Zebur’un ancak Allah tarafından gönderildiği şeklini kabul etmektedir.

İslâm, Eski Ahiddeki bilgilerden Kur’an ve hadislere ters düşmeyenleri kabul eder; buna mukabil bu iki kaynağa aykırı düşen haberlerin tahrif edildiğini bildirir ve bu bilgileri reddeder.

Kur’an-Kerim, bozulmamış Tevrat’ta ümmi resulün geleceğinin yazılı olduğunu bildirir. Ancak yahudilerin Allah’ın kelamı olan Tevrat’ın aslını değiştirerek bu tür bilgileri tahrif ettiklerine dikkat çeker.[18]

Kur’an âyetlerinde yahudilerin Tevrat’ı tahrif ettikleri, kelimeleri başka kelimelerle değiştirdikleri (tebdil), bazı bölümleri gizledikleri (kitman), okurken ağızlarını eğip bükerek değişiklik yaptıkları (leyy), kitabın bir kısmını da unuttukları (nisyan) ifade edilmektedir. Mesela Kur’an’da şöyle buyrulur:

“Yahudiler verdikleri sözü yerine getirmedikleri için kendilerini lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, kelimelerin yerlerini değiştiriyorlar (tahrif yapıyorlar). Kendilerine öğretilen ahkamın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü unuttular.[19]

“Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla inandık diyenlerden ve yahudilerden küfür içinde koşanların hali seni üzmesin. Onlar, durmadan yalana uyar ve sana tabi olmayan kimselere kulak verirler. Kitaplarındaki kelimelerin yerlerini değiştirirler.[20]

Bu âyetin iniş sebebi şudur: Medine’deki yahudi toplumunda meydana gelen bir zina üzerine yahudilerden bazıları “Muhammed’e gidin, zina edenlere recmin (taşlayarak öldürme) dışında bir ceza verirse bunu kabul edin. Şayet böyle bir ceza verirse bu durumu onun aleyhine delil olarak kullanırız.” dediler. Çünkü Tevrat’ta zinanın cezası recmdir.[21] Peygamber Efendimiz’e geldiklerinde o, hemen hüküm vermedi. Onlara bu suçun cezasının Tevrat’a göre ne olduğunu sordu, onlar da bu suçun cezasının celde (dövme) olduğunu söylediler. Neticede Hz. Peygamber onlara Tevrat’ta bu suçun cezasının celde değil recm olduğunu kabul ettirdi ve zina eden iki kimse recmedildi.[22]

Bu olay, yahudilerin Tevrat’ı kendilerine göre değiştirdiklerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Nitekim son zamanlarda  İsrail’de yahudi mabedi olan sinagogda cemaate Tevrat okuyup tefsir edenler, elle yazılmış olan Tevrat metinlerinde hatalara rastladıklarını, Tel Avivdeki bir kuruluşa haber vermişlerdir. Bu kurum yaptığı araştırma neticesinde 2. Dünya Savaşından sonra yazılan Tevrat metinlerinin %84’ünde hata tespit ettiklerini açıklamışlardır.[23]

Hz. Musa, taşlara yazılmış ilk Tevrat nushasını İsrail Oğulları’nın bilgin ve ileri gelenlerine teslim ederek bunun ahid sandığında[24] muhafaza edilmesini istemiştir. İsrail Oğulları Kudüs’ü alıp kutsal mabedi yaptıktan sonra Ahid Sandığı’nı mabedin bir odasında muhafaza altına almışlardı. Mabedi yaptıran Hz. Süleyman, Sandığı açtırdığında içinden sadece on emrin yazılı olduğu iki tablet/levha çıkmıştır. Hz. Musa’ya indirildiğine inanılan diğer Tevrat metinleri bu sandıkta bulunamamıştır. Daha önce İsrail Oğulları bir çok defa (7 kere) dinden dönmüş, putlara tapmış ve Tevrat’ı unutmuşlardır. Dolayısıyla bu dönemlerde İsrail Oğulları Tevrat metinlerini koruyamamış; metinler bir şekilde kaybolmuştur.

Tevrat başlangıçta tek bir nüsha idi. Ezberlenmemiş ve çoğaltılmamıştı. Ancak onun Hz. Musa tarafından 3 veya 7 senede bir açılıp halka okunması vasiyet edilmişti. Bu dönemde (M. Ö. 586) yahudiler, Babil’e sürgüne gönderilmiş ve Suleyman Mabedi tahrip edilmişir. Bundan dolayı Ezra zamanına kadar Tevrat bulunamamıştır. Yahudi ve hıristiyan bilginler, bu dönemde Tevrat’ın Ezra tarafından ilhamla yeniden yazıldığı konusunda ittifak etmişlerdir.

Yine M. S. 70 yıllarında Süleyman Mabedi, Romalılar tarafından tekrar yıkılmış ve Ezra’nın oluşturduğu Tevrat metinleri parçalanmıştır. Bütün bu olaylar sebebiyle yahudi kutsal metinlerinin ilk şekilleri sağlam bir şekilde günümüze kadar gelmemiştir. Bugün elde bulunan en eski İbranıce el yazması Tevrat nüshaları M. S. 7 ve 10. yüzyıllara aittir.

Tevrat metinlerinde bir takım tahrif belirtileri ve çelişkiler mevcuttur. Bunlardan bazıları şunlardır:

1-Tesniye kitabının son babında (Tesniye 34. bab) Hz. Musa’nın vefatı ve defnedilmesinden bahsedilmektedir. Bir insanın kendi vefatını, defnedilmesisini ve daha sonraki olayları kaleme alması mümkün değildir.

2- Tekvin kitabının bir yerinde Nuh tufanının 40 gün devam ettiği bildilirken,[25] diğer bir yerinde 150 gün devam ettiği ifade edilmiştir.[26] Tufandan önce gemiye alınan hayvan türleri bir yerde ikişer başka bir yerde yedişer adet olarak zikredilir.

3-Eski Ahid’de Allah’a antropomorfik/insanî özellikler atfedilmektedir. Tanrının kainati 6 günde yarattığı, 7. gün istirahata çekildiği, Yakup’la güreşip Yakup’un onu yendiği ve bundan dolayı İsrail adını aldığı bildirilmiştir. Ayrıca Tanrı’nın Hz. İbrahim’e misafir olarak geldiği, orada yeyip içtiği, Hz. İbrahim’ın Lut kavmini helak etmemesi için Tanrı’yla pazarlık ettiği söylenmektedir.[27]

4-Bozulmuş Tevrat’a göre bizzat kendi kızlarının Hz. Lut’a şarap içirerek önce sarhoş ve sonra da onunla zina ettikleri zikredilir.[28]

5-Eski Ahid’e göre Tanrı Yahova Mısırdan çıkarken İsrail Oğullarına Mısırlıları soymalarını tavsiye etmiştir.[29]

6-Hz. Musa bir rivayete göre Medyen’den tek başına diğer bir rivayete göre ailesiyle birlikte dönmüştür.[30]

7-İnsanın yaratılışı ile ilgili olarak bir yerde Tanrının insanı kendi suretinde fakat erkek ve dişi olarak yarattığı, başka bir yerde ise önce erkeği daha sonra da onun kaburga kemiğinden kadını yarattığı ifade edilmiştir.[31]

Tevrat’ta bu ve benzeri çelişkiler ilim adamlarını bu kitabın vahiy mahsulü olmadığı ve bir tek kişinin kaleminden çıkmadığı kanaatine götürmüştür. Batıda 17. yüzyıldan itibaren yapılan Kitab-ı Mukaddes tetkikleri, Tevrat’ta birden çok kişilerin rolü olduğunu ortaya koymuştur. Bu tetkikler ve Tevrat metninin tahlili sonucunda bugünkü Tevrat’ın farklı metinlerin bir araya getirilmesiyle oluştuğu fikri kabul edilmiştir.

Ayrıca bu gün Eski Ahit kitaplarının sahihliğini iddia etmek için  Kumran’da (1947) bulunan ölü deniz yazmalarını öne sürmektedirler. Oysa bunlar, Hz. İsa’dan  bir asır kadar önce Kumran’da yaşayan ve Kudüsteki merkezî Yahudilik anlayışına karşı çıkan ve kendilerine Esseniler veya İsiyim denen küçük bir cemaattir.[32] Ele geçen nüshaların da M.Ö. II. yüzyıllara ait olduğu doğru kabul edilse bile, bunlar on asır evvel yaşamış olan  Hz. Musa’nın (M. Ö. 13. yy.) Tevratı için bir delil olamazlar. Kaldı ki bu nüshaların içeriği de tam olarak bilim dünyasına sunulmuş değildir.

Bütün bunlar, Eski Ahid’in başkaları tarafından kaleme alındığını ve çok aralıklı olarak zuhur ettiğini, çelişki ve tutarsızlıklara bakılmadan derlenip bir araya getirildiğini göstermektedir.[33]

Görüldüğü gibi Allah tarafından gönderilen Tevrat, daha sonra insanlar tarafından tahrif edilmiş, Tevratın ardından gönderilen İncil de yine insanlar tarafından bozulmuş, her iki kitap da insanlara yol gösterme vasfinı yitirmiş, neticede Yüce Allah son olarak adı geçen kitaplardaki yanlışlıkları düzeltmek ve tüm insanlığa doğru yolu göstermek maksadıyla Kur’an’ı göndermiştir. Dolayısıyla Kur’an’ın gönderilmesiyle diğer ilahî kökenli kitapların hükmü ortadan kaldırılmış olmaktadır.

3- İncillerin Değerlendirilmesi ve Tutarsızlıkları

Allah tarafından Hz. İsa’ya gönderilen İncil ilahî kitaplardan biridir. Nitekim Kur’an’da şöyle buyurulur: “Sana kitabı hak ve kendinden öncekini doğrulayıcı olarak indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek icin Tevrat ve İncil’i indirmişti.[34]

Dolayısıyla İncil, aslı itibarı ile Kur’an gibi bir hidayet rehberidir. Ancak daha önce de belirtildiği gibi İncil, zaman içerisinde kilise ve papazlar tarafından tahrif edilmiştir. En büyük tahrif belirtisi de akide alanında kendini göstermiş; tevhidden uzaklaşılmış, teslis inancı benimsenmiştir.

Hıristiyalığın kabul ettiği 4 incilin ortaya çıkardığı pek çok problem vardır. Hz. İsa Aramice konuştuğu halde Yeni Ahid kitaplarının hepsi de Grekçe’dir. Sadece Matta incilinin ilk şeklinin Aramice olduğu, onun da kaybolduğu bilinmektedir. Bugün elde bulunan en eski ve eksiksiz Yeni Ahid grekçe yazma nüshaları M. S. 4. asır ve daha sonrasına aittir.

Hıristiyanlar, Hz. İsa’yı Tanrı’nın oğlu kabul ettikleri için ayrıca ona vahiy yoluyla bir kitabın verildiğini kabul etmezler. Çünkü onlara göre Hz. İsa’nın bizzat kendisi ilahî vahiydir. Bu günkü inciller, Hz. İsa’nın hayat hikayesini ve faaliyetlerini anlatan biyografi türü eserlerdir. Bu eserler, farklı farklı telifler olup bir nevi havarilerin hatıratı mahiyetini taşımaktadır. Ferdî gayeretlerle yazılan incil metinleri, ilk başlarda oldukça fazla idi. Zamanla bu eserler, konsillerde 4’e indirilmiştir.

4 incil ve diğer mektupların yazarları Hz. İsa’dan 30-40 yıl sonra akıllarında kaldığı kadarıyla bunları yazıya geçirmişlerdir. Havariler tarafında yazılan nüshalar bile günümüze kadar ulaşmamış; yukarıda belirtildiği gibi en eski nüsha M. S. 4. asırda ortaya çıkmıştır.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki incillerin dördü de Hıristiyanlık akidesinin teşekkülünden sonra yazılmıştır. Zira daha inciller kaleme alınmadan önce Pavlos’un yazdığı risaleler vasıtasıyla Hz. İsa’nın mahiyeti ve tanrılığı, Tevrat’ın geçerliliği,  kurtuluşun yolu gibi meseleler ortaya konmuş; daha sonra incil yazarları Pavlos’cu Hıristiyanlığı göz önünde bulundurarak incillerini yazmışlardır.

Diğer taraftan Hz. İsa’nın hayatını ve tebligatını anlatan kitapların birden fazla olması ve birbirleriyle çelişmesi önemli bir problemdir. Nitekim Hıristiyanlığın doğuşundan iki asır geçmeden bu problem gündeme gelmiş; o dönemin en önemli din adamlarından biri olan Marcion (M. S. 160) üç incili iptal ederek Luka incilini muteber kabul etmiştir. Ne var ki Marcion pek taraftar bulamamış; taraftar bulamamakla beraber Eski Ahid’in tanrı anlayışına getirtiği eleştirilerden dolayı Hıristiyan cemaatinden kovulmuştur.

Kur’an-ı Kerim, Hz. İsa’ya gönderilen bir tek incilden bahsetmektedir. İnsan aklı da Hz. İsa’nın tebliğ ettiğî ilahi hakikatlerin ve bilgilerin tıpkı Kur’an’da olduğu gibi bir kitapta bulunması gerektiğini göstermektedir.

Kur’an-ı Kerim, İncil’in durumunu şu âyetlerde bildirmiştir: “Allah kendilerine kitap verilenlerden onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz diye söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü kulak ardı ettiler ve buna mukabil az bir para aldılar.[35] “Biz hıristiyanız diyenlerden de söz almıştık. Onlar kendilerine öğretilenin bir kısmını unuttular, terkettiler...[36]

İlk İncil müsveddeleri İbranice yazılmış olmasına rağmen bunların kaybolması, sonra meydana getirilen incillerin yunanca yazılması, Grek kültürünün gerçek Hıristiyanlığı kendi içinde eritip tahrip etmesine zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla Yunan felsefesi, kültürü ve Roma hukuku Hıristiyanlığı tesiri altına almış, kendi yapısına göre farklı şekillere bürünmesine sebep omuştur.

Yeni Ahid’i oluşturan kitaplardaki çelişkilerden bir kısmını da şöyle sıralayabiliriz:

1-Markos ve Yuhanna incilleri Hz. İsa’nın nesebinden hiç bahsetmezken, Matta ile Luka onun soy kütüğünü haber verir.

2-Matta soy kütüğü olarak, Hz. İsa’dan Hz. İbrahime kadar 40 kişi sayarken Luka 55 kişi saymaktadır.

3-Meryem’in sözde kocası[37] Yusuf, Luka inciline göre Helin’in, Matta’ya göre Yakup’un oğlu olarak verilmiştir.[38]

4-Matta, Markos ve Luka incilinde Hz. İsa’nın Hz. Yahya tarafından vaftiz edildiği bildirilirken, Yuhanna’da vaftiz işinden hiç söz edilmez.[39] Hz. Yahya’nın öldürülmesi Matta ve Markos’ta genişçe anlatılırken, Yuhanna’da bu mevzuya hiç değinilmemiştir.

5-Matta, Markos ve Luka inciline göre Hz. İsa’nın esas memleketi Galile iken Yuhanna’ya göre Yahudiyye’dir.[40]

6-Matta ve Markos incilinde Hz. İsa’nın görevi Hz. Yahya hapse atıldıktan sonra, Yuhanna’da ise hapisten önce başladığı bildirilmektedir.[41]

7-Matta, Markos ve Luka inciline göre Hz. İsa’nın risaleti bir yıl sürmüş, Yuhanna’ya göre ise iki yıldan fazla devam etmiştir.

8-Davud peygamberden Hz. İsa’ya kadar geçen kuşaklar, Matta’ya göre 26 iken, Luka ’ya göre 40’tır.[42]

9-Matta ile Luka’da Hz. İsa’nın çocukluğu farklı farklı anlatılırken, onun çocukluğundan Markos’ta hiç bahsedilmez.

10-Hz. İsa’nın ölümden sonra dirilip zuhur etmesi Matta’ya göre Celile’de, Luka’ya göre Yahudiyye’de olmuştur.[43]

11-Matta inciline göre Hz. Yahya’nın İlya olduğu belirtilirken Yuhanna incilinde de onun ilya olmadığı bildirilmektedir.

12-Hz. İsa’nın Sur ve Sayda bölgesine geldiği sırada kızını iyileştirmesi için kendisinden şifa talep eden kadın, Matta’ya göre Kenan’lı, Markos’a göre Yunan’lıdır.

13-Hz. İsa’nın Kudüs’e giderken hayvan üzerinde mi yoksa yürüyerek mi gittği belli değildir.

14-İncillerin bazı yerinde İsa’ya (a.s.) uluhiyyet isnad edilirken bazı yerin de de onun için insanoğlu ifadesi kullanılır. Bir kimsenin hem Allah’ın hem de insanın oğlu olması mümkün değildir.[44]

İsa (a.s.) çarmıha gerildiği sırada Matta ve Markos’a göre  şöyle demiştir:

“Allah’ım, Allah’ım! Beni niye terkettin!” Bu ifade, bir peygamber’in söyleyebileceği bir söz olamaz. Çünkü bu Allah’a karşı bir isyan manası taşımaktadır.

Bütün bu çelişkiler, beşer kitaplarında bile kabul edilemeyecek tutarsızlıklardır. Peygamberleri gördükleri ve onların kitaplarına şahit oldukları halde yine de mucize olarak peygamberlerinden bir takım deliler isteyen insanoğlunun, çelişkilerle dolu olan bu kitapları kabul edip onlara iman etmesi oldukça zordur.

Bu çelişkiler, incilleri birbirinden habersiz kimselerin kendi istek ve arzularına göre kaleme aldıklarını göstermektedir. Bu gibi çelişki ve tutarsızlıkların Allah’a nispet edilen bir kitapta bulunamayacağına, öte yandan bir peygamberin kendini tanrılaştırıp tanrıyı da insanlaştıramayacağına göre Hıristiyan Kutsal Kitab’ının sonradan insan eliyle yazıldığı ve tahrif edildiği anlaşılmaktadır.

Nitekim batıda Kutsal kitapların sahihliğini araştırmak için “Kitabı Mukaddes Tetkikleri” adı altında bir bilim dalı oluşturulmuştur. Bu çalışmalar bağlamında son yıllarda batıda akademisyen ve din adamlarından meydana gelen 200 kişilik bir komisyon oluşturulmuştur. Bunlar 1986 yılından itibaren incillerde İsa’ya isnat edilen söz ve eylemlerin hangi oranda ona ait olup olmadığını araştırmışlar ve sonuçlarını şu iki eserde yayımlamışlardır. Bunlardan biri “The Five Gospel” (1993)dır. Burada İsa’ya ait olduğu söylenen toplam 518 sözün 1544 versiyonu olduğu ve bunlardan sadece 18’inin İsa’ya aidiyetinin mümkün olabileceği söylenmiştir. İkinci çalışma da “The Act of Jesus”’tır (1998.) Bu çalışmada da incillerde anlatılan 176 eylemle ilgili 387 rapor ele alnmış ve bunlardan sadece % 16’sının İsa’ya aidiyeti mümkün görülürken % 84’ünün İsa tarafından işlenmesinin mümkün olmadığı vurgulanmıştır.[45] 

Dipnotlar:

[1] Ömer Faruk Harman, Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, “Eski Ahit” md.

[2] Çıkış, 2/18.

[3] Çıkış, 3/1.

[4] Çıkış, 4/18, 20-23.

[5] Çıkış, 4/19.

[6] Tekvin, 7/12, 24-31.

[7] Tekvin, 7/24.

[8] Matta, 5/17.

[9] Ömer Faruk Harman, Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, “Yeni Ahit” md.

[10] Pavlos, önceleri ilk hıristiyanlara karşı aşırı bir düşmandı. Sonradan hıristiyanlığı seçmiştir.

[11] Ömer Faruk Harman, Günlük yaşayış Ansiklopedisi, “İncil” md.; Suat Yıldırım, Mevcut Kaynaklara Göre Hıristiyanlık, s. 160-164.

[12] Şaban Kuzgun, Dört İncil Farklılıkları ve Çelişkileri, Ankara, 1996,  s. 97-116.

[13] Daha geniş bilgi için bk. Recep Kılıç, Modern Batı Düşüncesinde Vahiy, AÜİF Yay. Ankara 2002.

[14] Nisa, 4/136.

[15] Hicr,  15/9.

[16] Konuyla ilgili daha geniş bilgi için bk. Osman Keskioğlu, Kur’an-ı Kerim Bilgileri, Ankara, 1989, s. 73-93, 309-330.

[17] Nisa, 4/82.

[18] Nisa, 4/46; Maide, 5/13; A’raf, 7/157.

[19] Maide, 5/13.

[20] Maide, 5/41.

[21] Tesniye, 22/22-24.

[22] İbn Kesir, Tefsir, II, 60.

[23] Baki Adam, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, Ankara, 1997, s. 21, dipnot 96.

[24] Ahid Sandığı: İsrail Oğullarınca kutsal kabul edilen, içine Tevrat metinlerinin, özellikle on emrin konulduğu sandığa denilmektedir.

[25] Tekvin, 7/12, 24-31.

[26] Tekvin, 7/24.

[27] Tekvin,  2/2-3; 12/1013; 18. bab; 20/1-3; 26/6-12.

[28] Tekvin, 19/30-36.

[29] Tekvin, 3/21-22.

[30] Çıkış, 4/18-23.

[31] Tekvin, 1/27; 2/21-23.

[32] Yaşar Kutluay, İslam ve Yahudi Mezhepleri, İstanbul, 2001, s. 235 vd.

[33] Tahrif ve çelişkiler hakkında daha geniş bilgi için bk. Hikmet Tanyu,”Yahudiliğin Kutsal Kitapları ve Esasları İlmi İnceleme ve Tenkidi”,  AÜİFD., Ankara, 1966, sy. 14, s. 95-124; Ömer Faruk Harman, Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, “Eski Ahid” ve “Tevrat” md.

[34] Al-i İmran, 3/4.

[35] Al-i İmran, 3/187.

[36] Maide, 5/14.

[37] İslam’a göre Hz. İsa babasız olarak bakire Meryem’den mucizevî bir şekilde dünyaya gelmiştır. Başka bir deyişle Hz. Meryem, hiçbir kişiyle evlenmemiş;  kendisini yalnız Allah’a kulluk etmeğe adamış saliha bir hanımdır.

[38] Luka, 3/23; Matta, 1/16.

[39] Matta, 3/17; Markos, 1/9-12; Luka, 3/21-22.

[40] Matta, 13/54-58; Markos, 6/4; Luka, 6/29; Yuhanna, 4/3, 43, 45.

[41] Matta, 4/12-17; Markos, 1/14-15; Yuhanna, 3/22-26, 4/1-3.

[42] Daha geniş bilgi için bk. M.  Ebu Zehra, Hıristiyanlık Üzerine Konferanslar, (Çev. Akif Nuri), İstanbul, 1978, s. 146.

[43] Daha geniş bilgi için bk. Suat Yıldırım, age., s.138.

[44] İncillerdeki çelişkiler hakkında daha geniş bilgi için bk. Rahmetullah Efendi,  İzharu’l-hak (Çev. Ömer Fehmi Ef.-Nüzhet Ef.), İstanbul, 1972, s. 112-149, 170-200; Muhammed Ebu Zehra, Hıristiyanlık Üzerine Konferanslar, s. 138-180; Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi 3, İstanbul, 1997, s. 249-254.

[45] Daha geniş bilgi için bk. Mahmut Aydın Yahudi Bir Peygamberden Gentile Tanrı’ya: İsa’nın Tanrısallaştırılma Süreci, İslâmiyat: İsa Özel  Sayısı, III (2000) s. 50-57.

Kaynak: Dr. Erdoğan Baş, Salih İnci, Ana Hatlarıyla Yahudilik  Hıristiyanlık ve İslâm, Erkam Yayınları