Vakit Varken Salih Ameller İşlemenin Değeri
Hayattayken, ecri ölümünden sonra da devam edecek olan amel-i sâlihler işlemenin paha biçilemez önemi nedir? Peki ölüm gelmeden salih ameller işleyebilmenin değerini ne zaman anlayacağız?
Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ebû Hüreyre’yi ağaç dikerken görmüştü;
“−Ebû Hüreyre! Ne dikiyorsun?” diye sordu.
O da;
“−Kendim için bir fidan dikiyorum.” cevabını verdi.
O zaman Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“−Sana bundan daha hayırlı bir fidanı haber vereyim mi?” diye sordu.
Ebû Hüreyre;
“−Evet yâ Rasûlâllah!” diyerek ne buyuracağını merakla beklemeye başladı.
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“−«Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber» de! Bu sözlerin her birine karşılık cennette sana bir ağaç dikilir.” buyurdu. (İbn-i Mâce, Edeb, 56)
Bu cihan, âhiretin tarlasıdır. Burada îfâ edilen gerek ferdî gerekse içtimâî ameller, cennette yeşerecek ağaçlar ve meyvelere dönecektir.
Bu şuurdaki bir mü’min, son nefesine kadar hayırlar işlemeye asla doymaz.
İslâm âlimlerinden İbnü’l-Cevzî -rahmetullâhi aleyh- şöyle der:
“İnsan, ölümün kendisini amelden keseceğini bir idrâk etse;
- Hayattayken, ecri ölümünden sonra da devam edecek olan amel-i sâlihler işler. Birazcık dünyevî imkânı varsa; onu vakfeder, ağaç diker, su akıtır.
- (Bilhassa) kendisinden sonra Allâh’ı zikredecek nesiller yetiştirmek için gayret eder ki, kendisi için de ecir gelsin!
- Veya insanlara faydalı ilim öğretecek bir kitap te’lif eder. Zira âlimin bu vasıftaki bir kitabı, onun ebediyyen devam edecek olan sâlih evlâdıdır.
Âlim kişi, ilmiyle amel eder ve kendisine tâbî olacak kişilere de bu hayırlı amelleriyle örnek olur. İşte böyle bir kişi ölmez!” (İbnü’l-Cevzî, Saydü’l-Hâtır, s. 12)
Hasan-ı Basrî Hazretleri bir cenâzeye katılmıştı. Orada yaşlı bir zât gördü. Defin işlemleri bittikten sonra ona;
“–Ey ihtiyar! Sana Allah için soruyorum; ne dersin, acaba vefât eden bu zât, şu anda dünyaya geri dönüp sâlih amellerini artırmayı ve geçmiş günahlarına istiğfâr etmeyi düşünüyor mudur?” diye sordu.
O zât da hiç tereddüt etmeden;
“–Evet, tabiî ki düşünüyordur.” dedi.
Bunun üzerine Hasan-ı Basrî -rahmetullâhi aleyh-;
“–O hâlde bize ne oluyor ki bu vefât eden kişi gibi düşünmüyoruz?” dedi ve yürüdü. Giderken şöyle diyordu:
“–Ölüm, ne müthiş bir nasihat! Kalplerde hayat olsa, ne kadar beliğ ve tesirli bir mev‘iza, lâkin nidâ ettiği kimselerde hayat yok!” (İbnü’l-Cevzî, Âdâbu’l-Haseni’l-Basrî, s. 29)
Ubeydullah Ahrar Hazretleri anlatıyor:
Bir aziz zât, dünyadan ayrıldıktan sonra Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’ni rüyasında görmüş. Ona;
“–Kurtuluş için ne yapalım?” diye sormuş.
Hâce Hazretleri de şu cevabı vermiş:
“–Son nefeste neyle meşgul olmak gerekiyorsa, onunla meşgul olun! Yani son nefeste nasıl ki tamamen hâlimizi ve kulluğumuzu düşünüp bütünüyle Hakk’a râm olmamız lâzımsa, hayatınız boyunca da devamlı o şekilde uyanık olunuz!” (Reşâhat, s. 130)
İrşâd ehli, muallimler ve eğitimciler;
“–Nasıl olsa içtimâî hizmetlerle meşgulüz. Bu bize yeter!” diyerek, ferdî ibâdetlere de teksif olmayı ihmâl etmemelidir.
Zira;
Gönülle atılan hizmet tohumları ise istikbâlin çınarlarıdır. Bu sebeple hizmet insanı, şahsî hayatının mânevî gıdâsına dikkat etmek mecburiyetindedir. İbâdetlerde rûhâniyete, ahlâk ve muâmelâtta incelik, zarâfet ve diğergâmlığa ehemmiyet verip, rûhen olgunluğa kavuşmak durumundadır.
Bu da tıpkı eğitimde olduğu gibi; sabır, sebat ve devamlılık ister. Zaten insanın kendi kendisini irşâd etmesi de, bir terbiyedir, bir eğitimdir.
Abdülkādir Geylânî Hazretleri buyurur:
“Sadece tevbe etmiş olmak, işi halletmez. Asıl mesele, tevbede sebât etmektir. Nitekim bir ağaç dikmekte esas olan da, ağacı dikmek değildir. Asıl mesele; dikilen ağacı büyütmek, meyve verir hâle getirmek ve onun dâimî bir sûrette güzel meyve vermesini temin etmektir.”
Cenâb-ı Hak; hâdisâtın akışından mes’ûliyet hisseden, İslâm’ın istikbâlinden kendisini sorumlu gören, fedâkâr ve gayretli müslümanlar olabilmemizi nasip buyursun.
Diktiğimiz fidanları korusun, yaşatsın ve geleceğin meyvelerini de tohumlarını da onlarla istikbâle intikal ettirsin. Âmîn!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ocak, Sayı: 251