Ülfet Ne Demek?
Ülfet nedir, ne anlama gelir? İnsanlarla uyum ve muhabbet için ne kadar önemlidir?
Ülfet ehli olmak, geçim ehli olmaktır. Başkasıyla anlaşabilen, kaynaşabilen ve kendisiyle beraber olmaktan huzur duyulan adam olmak demektir.
ÜLFET İNSANLARLA UYUM VE MUHABBET İÇİN NE KADAR ÖNEMLİ?
Bir Allah adamının şu sözü ne kadar anlamlıdır: “Bir insanda herkesle geçimli olma (ülfet etme ve edilme) özelliği varsa, bu kimse büyük bir ihsan-ı ilahiye mazhar olmuş demektir. Böyle bir kimse ehlinin eline düşerse insan-ı kâmil olur.”
Allah Rasülü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu beyanları, ülfet ehli kimselerde bulunan bu kabiliyet ve istidada işaret eder:
“Mümin, ülfet eden ve kendisiyle ülfet edilen kimsedir. Ülfet edemeyen ve kendisiyle ülfet edilemeyen kimsede hayır namına bir şey yoktur.”1
Ülfet Ehli Olmak
İşte insan kalitesini ele veren en önemli ölçülerden biri. Bugünlerde “duygusal zekâ” adıyla ifadelendirilmeye çalışılan “kendisiyle ve başkalarıyla barışık olma halinin” profilinin nübüvvet lisanında adı “ülfet ehli” olmaktır.
Ülfet, kalıp değil kalp işidir. Zira geçimlilik vasfı, kalıpların bir araya gelişi ile değil gönüllerin bütünleşmesi, ısınması ve kaynaması neticesinde oluşan bir ikramı ilahidir. İçinde ülfet eden bir gönlün bulunmadığı bir yüzün tebessümü, sırıtmadan ibarettir. Sözü zehir, davranışları kırıcıdır. Yunus Emre –kuddise sirruh- ne güzel ifade eder:
İşitin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmaya Âdem, misâli taşa benzer
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer
Kalbinde kibir olan, kendisinden başkasını beğenmeyen, cimri ve bencil tiplerde ülfet etme ve ülfet edilme nimetinin tezâhürü mümkün değildir. Çünkü; kibir, muhataba saygıyı ortadan kaldıran ve hatta onu küçülten nazar ve davranışların saiki olan ciddi bir hastalıktır. Bu illet kendisinde bulunan kimsenin muhatapları tarafından sevilmesi, onlardan saygı ve sıcak ilgi görmesi düşünülemez.
Cimri ve hodgam tipler de, sadece kendi menfaatlerine kilitlenmiş, herkesi kendine çalışması gereken bir uşak haline getirme hedefi güden insaniyet fukarası zavallılardır. Böylelerinin de ülfetten nasibi yoktur. Paylaşma ve ikram duygusundan mahrum çölleşmiş gönüllerde kimse yer almak istemez. Böyleleri samimi dost ve arkadaş çevresinden oluşan kardeşlik ikliminin bereket ve huzurundan nasip alamazlar. Kendi kuru benliklerinin sahrasında, zevksiz ve tatsız bir hayatı, acı acı yudumlamak zorunda kalırlar.
Sadece kendi nefsini görenler, geçimsiz olurlar. Haddini bilenler ise hiçbir kimseyi hor görmez, kendisini herkesten küçük görürler. Küçük gördüğü zaman da tevazu hırkasına bürünmüş olurlar ve böyleleri mânen tekâmül ederler. İşte nefis putunun boyunduruğundan kurtulan bu nevi kimseler, ülfet ehli olmaya namzettirler ve huzur iklimine girerler.
Ülfetin temelinde hüsn-i zan vardır. Nefsâniyetin karanlığından kurtulamayan kimselerde bu hal tecelli etmez. Ülfet nimetine mazhar olanlarda sevgi, merhamet, cömertlik, hakşinaslık, tevazu ve fedâkârlık gibi vasıflar öne çıkmıştır. Böyle bir karakter sergileyebilen kimseler, daha dünyada iken gönül âlemleri ile cennetin rayihasını hisseden bahtiyarlardır. Böyleleri hem sever, hem sevilir; hem ikram eder, hem de ikram görürler.
Ülfet ehli kimse bir liderse, zorba bir lider değil, hizmetkâr bir liderdir. Bir işçi ise horlanan bir işçi değil, sevgi, saygı ve takdir gören bir işçidir. Bir baba ise kendisinden nefret edilen bir baba değil, özlenen ve yolu gözlenen bir babadır.
Hayatta iş başarısı için de ekip çalışmasının zarureti açıktır. İyi bir ekibin oluşması ise ancak ülfet ehli kimselerle ger- çekleşebilecektir. Ülfetten nasibi olmayan kimseleri maddi imkanlar ekip haline dönüştüremez. Bu sebeple eleman seçmede dikkat edilmesi gereken en önemli özelliklerden birincisi işe ehliyet ise, ikincisi de geçimli olma yani ülfet ehli olma özelliği olmalıdır.
Mü’min Ülfet Eden ve Ülfet Edilen Kimsedir
Allah Rasülü -sallallahu aleyhi ve selem-’in “Mü’min ülfet eden ve ülfet edilen kimsedir” ifadesinden hareketle denilebilir ki, ülfetle iman arasında ciddi bir ilişki söz konusudur. İmandaki keyfiyet, ülfetteki ufku ve kaliteyi belirler diyebiliriz.
Müminin ülfeti, sadece insanlarla sınırlı değildir. İman öyle bir bağdır ki, kişiyi önce Allah’a, sonra da O’nun adına tüm varlığa bağlar. Mü’min her şeyden önce, Allah’a karşı ülfet ve ünsiyetin derdine düşen bir gönle sahiptir. O’nunla ülfeti dostluk kıvamına ulaştırmak, mü’minin yüce bir ufku olmak durumundadır. Bu yöndeki ülfet arayışının keyfiyeti kadar, tüm varlıkla ülfet etme ve ülfet edilme özelliği de gelişir. Sonunda öyle bir noktaya erişilir ki, müseccel Allah düşmanları dışında tüm varlıkla; meleklerle, insanlarla, hayvanlarla, bitkilerle ve hatta dağlar ve taşlar ile ülfet kurulmaya başlar. Bu sevgi ve dostluk çemberine sahip bir ülfet erinin duyacağı haz ve lezzet, herhalde her türlü tavsifin üzerinde olacaktır. İşte bu hal, daha dünyada iken cennetin neşe ve huzurundan gönül ikliminde rayihalar esmesine vesile olacaktır. İslam, işte böyle bir “dârü’s-selâm” davetidir.
Her nimetin yegane kaynağı Mevlâ olduğu gibi, ülfet etme ve edilme nimetinin kaynağı da yine O’dur. Bu gerçek ayet-i kerimede şöyle bildirilir:
“(Ey habibim) Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini ülfet ettiremezdin; fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı.” (Enfal Sûresi, 63)
Ülfetin ikrâm-ı ilâhî olduğuna yakinen inanan Allah Resülü -sallallahu aleyhi ve sellem- dularında sık sık: “Ey Allahım! Kalplerimiz arasına ülfet ver. Aramızı düzelt. Bizi selâmete çıkaracak yollara ilet!”2 niyazında bulunmuştur.
Ülfetin varlığının en güzel alametlerinden biri de hilm ehli olmaktır. Hilm, yumuşak huylu ve uysal olmak anlamındadır. Ehlullâhın beyanına göre harama girmemek şartıyla hilm ehli olmak, rızâ makamından da üstün bir haldir.
Dipnotlar:
- Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 400.
- Ebû Dâvud, Salat, 177-178/969; Hâkim, Müstedrek, I, 397/977.
Kaynak: Dr. Adem Ergül, Göklere Yolculuk Var, Erkam Yayınları