Üç Ekmeğini Bir Köpekle Paylaşan Köle

Kıssâlar

Üç ekmeğinin tamamını aç bir köpeğe veren kölenin ibretlik cömertliği ve Abdullah bin Câfer’in bu güzel ahlak karşısındaki hayranlığı anlatılıyor.

Abdullah bin Câfer radıyallahu anh bir seyahat esnâsında, bir hurma bahçesine uğradı.

EKMEĞİNİ KÖPEKLE PAYLAŞAN KÖLENİN MÜKÂFATI

Bahçenin hizmetçisi siyahî bir köle idi. Köleye üç adet ekmek getirmişlerdi. Bu sırada bir köpek geldi. Köle, ekmeklerden birini ona attı. Köpek, ekmeği yedi. Öbürünü attı. Onu da yedi. Üçüncüyü de attı. Onu da yedi.

Bunun üzerine Abdullah bin Câfer radıyallahu anh ile köle arasında şöyle bir konuşma geçti:

“–Senin ücretin nedir?”

“–İşte gördüğünüz üç ekmek.”

“–Niçin hepsini köpeğe verdin?”

“–Buralarda hiç köpek yoktu. Bu köpek uzaklardan gelmiş olmalı. Aç kalmasına gönlüm râzı olmadı.”

“–Peki bugün sen ne yiyeceksin?”

“–Sabredeceğim, günlük hakkımı Rabbimin bu aç mahlûkuna devrettim.”

Bu güzel ahlâk karşısında hayran kalan Abdullah radıyallahu anh:

“–Sübhânallah! Bir de benim çok cömert olduğumu söylerler. Hâlbuki bu köle benden daha cömertmiş!” buyurdu.

Ardından da o köleyi ve hurma bahçesini satın aldı ve köleyi âzâd edip, hurmalığı ona bağışladı.[1]

Hisse:

Sormak gerekiyor:

Kim hür, kim köle?

Nefsinin esâretinden, dünyevî kaygıların prangasından, infâk edince fakir düşeceği korkusundan kurtulmuş cömert bir ruh, zâhiren köle de olsa hakîkatte hürdür / “ahrâr”dandır, bir mânâ sultanıdır.

Yine sormak gerekiyor:

Kim zengin, kim fakir?

Zâhiren yokluk içinde olsa da kanaat ve istiğnânın huzuruna ermiş müsterih bir vicdan, cüzdanı kabarık fakat gönlü kurak cimrilerden kat kat daha zengindir.

Yunus Emre Hazretleri, dünyaya aldanan gaflet ehline şöyle seslenir:

Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan…

Dipnot:

[1] Gazâlî, Kimyâ-yı Saâdet, trc. A. Fâruk Meyân, İstanbul 1977, s. 467.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları