Trafik Kazasındaki Araç Değer Kaybı ve Araçtan Mahrum Kalma Bedelini Almak Caiz midir?
Trafik kazasındaki araç değer kaybı ve araçtan mahrum kalma bedelini almak caiz midir? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Dinimiz, adaletin tesisini en önemli vazife olarak bizlere yüklemiş. Hatta adaletle ilgili Cenabı Allah “Adil olun” diye emrederken (Maide, 8), bu adalet sizin aleyhinize tecelli edecek olsa da siz adil olmaya devam edin diyor. Dolayısıyla bizim insani ilişkilerimizde, karşılıklı ilişkilerimizde en temel düsturumuzun, ilkemizin adalet olması lazım gelir. Bu noktada adaletin nasıl tecelli edeceği meselesi en önemli sorun olarak karşımıza çıkıyor. Adalet nedir? Adalet, Kur'an ve sünnetin bize yüklemiş olduğu hakları yerine getirmek olduğu gibi toplumun ön kabullerinin de şekillendirdiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor.
Buradan hareketle trafik kazalarında veya yaralamalı kazalarda nasıl bir durum izleneceğine dair baktığımızda temel olarak şu ilkeleri görüyoruz. Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, “Zarar vermek ve zarara zararla mukabele etmek yoktur.” diyor (İbn Mace, Ahkâm, 17). Yani biri gelmiş sizin arabanıza çarpmış. Siz de “Kardeşim sen benim arabama çarptın, ben de gelir senin arabana çarparım. Sen bana zarar verdin, ben de sana zarar veririm” diye böyle bir davranış, dinimizin kabul edeceği bir davranış değil. Ortada bir zarar varsa bu zararın bertaraf edilmesi, yine Mecelle kaidesi; “Zarar izale edilir.” (Mecelle, md. 20) diyor. Dolayısıyla taraflardan biri bir diğerine zarar vermişse, zarar veren tarafın zarar gören tarafın zararını izale etmesi, ortadan kaldırması gerekir. Burada zararın ne olduğu meselesi önemli bir sorun olarak karşımıza çıkar. O da ehli hibrenin, yani bilir kişinin tayin ve tespitine göre ortaya çıkar.
Söz gelimi ben araçla iş yapan biri isem, aracımın iş görmez hale gelmesi, tamirde 10 gün bir sürenin geçecek olması, 10 günlük süre zarfında benim yaptığım işi yapamam anlamına gelmektedir. İşime devam edebilmem için bir başka araç kullanmam lazım. Bunu bazen kiralama suretiyle elde edeceğim, bazen de işte gönülle, hatırla vesaireyle, satın almayla herhangi bir surette işimin devamını temin için yedek bir araç bulmam gerekiyor. Kendi aracım vardı ama geldi biri park halindeki aracıma vurdu ve tamiri için 5 gün, 10 gün, bir ay bir süre lazım geldi. “Bana ne kardeşim? Ben senin aracını tamir ettiririm, senin bu araçsızlıktan doğan zararınla ben ilgilenmek durumunda değilim” diyemez. Niye? Bir zarar söz konusu. Bununla ilgili evet, mezhepler arasında bir farklılık söz konusu olabilir. Menfaatin tazmini noktasında Hanefi mezhebi menfaatin tazminine pek sıcak bakmaz. Niye? Günün örfü, şartları gereğince insanlar arasında bu tür menfaat ilişkileri tolere edebilir bir ilişkiymiş. Söz gelimi arabanızın anahtarı masanızın üstünde. Bir arkadaşınız geldi arabanızı sizden izinsiz olarak aldı, gitti iki gün sonra getirdi. “Kardeşim benim iki günlük kaybım oldu, binaenaleyh iki günlük senin bana şu kadar para ödemen lazım gelir” diye arkadaşınızdan para talep etmeniz Hanefi mezhebinin kadim anlayışına göre doğru bir talep olmaz.
Ancak zaman içerisinde insan ahlakının değişmesi üzerine; yani eskiden böyle bir şey çok nadirattan olabilecek bir şeyken, insanların samimiyetlerine binaen aralarındaki böyle bir hukuk mahkeme konusu yapılamayacak bir mesele iken, zaman içerisinde bunun istismarı söz konusu olunca demişler ki üç noktada bunun istisnası olması lazım. Efendim işte vakıf malı söz konusuysa, yetim malı söz konusuysa bir de ticari olarak kullanılan mallar söz konusu ise bu malların izinsiz kullanımından doğabilecek menfaat kaybı karşı tarafa ödettirilir. Bugün de mesela işte adamın iki üç tane aracı var. Bir tanesi evinin önünde keyfe kadar duruyor. Olan ile ticaret için kullanılan veya fabrikada, atölyede bir ticaret erbabının elinde kullanılan araç farklı. Binaenaleyh burada hakikaten bir aracın kullanılamamasından doğan kayıp varsa bu kaybı karşı tarafın ödemesi istenilebilir. Ama öyle değil de “Ya ben zaten sabah işe gidiyordum, akşam işten eve geliyordum. E burnumun dibinde metro var, metrobüs var, otobüs var, neyse arabam olmadığında da bunları kullanıyordum.” Dolayısıyla arabasızlığın bana getirdiği çok böyle büyük bir katlanılamayacak bir zarar yok durumunda ise bu işte ikame araç parasını karşı tarafa ödetmek doğru olmaz. Binaenaleyh buradaki temel espri şu olmalı kanaatimce; insan kendisi için istediğini kardeşi için de isteyebilmeli. Kendisinin uygun görmediğini, kendisine ödettirilmesinin uygun görülmediği şeyi de karşı tarafa ödettirme çabası içerisinde olmamalı.
Trafik Kazasındaki Araç Değer Kaybı ve Araçtan Mahrum Kalma Bedelini Almak Caiz midir?
Ezcümle şöyle toparlayabiliriz: Ortada bir zarar varsa, araba zarar görmüşse bu zararın ortadan kaldırılması, aracın gördüğü zararın tamir ettirilmesi tamam, bu karşı tarafın veya sigortasının ödemesi gereken bir şeydir. Hakikaten aracın tamir süresi içerisinde geçen dönemde de araç sahibinin ciddi bir zararı söz konusuysa bunun da karşı taraftan talep edilmesi yerinde bir davranış olabilir. Binaenaleyh kişi, “Kardeşim benim arabam 10 gün burada yattı ve günlük olarak da bana şu kadara mal oldu, bunu da senin tazmin etmen lazım gelir” diyebilir. Bir üçüncü mesele de belki burada söylenilebilecek olan; kaza yapmamış olan aracım 100.000 liraydı. Kaza yaptıktan sonra bunun değeri 90.000 liraya veya 80.000 liraya düştü. Dolayısıyla benim aracımın bir değer kaybı meydana geldi. Bu değer kaybını karşı tarafa ödettirmek veya aradaki farkın karşı taraftan talep edilmesi caiz olur mu? Eğer örfte böyle bir şey gelişmişse, yani bir zarar kaybı, bir değer kaybı ortaya çıkmakta ise bunun da karşı taraftan talep edilmesi yerinde olur.
Ama bütün bu ilişkilerde özellikle de yani inatlaşmayan, kavga gürültü çıkartmayan kimselere karşı kardeşlik hukukunun ikame edilmesi ve insan kendisi için istemediği bir şeyi karşı tarafa da zorlamamalı. Çünkü trafikte olmak demek zaten her an kazaya karışabilme riskini taşıyor demektir. Yani birtakım kazalar vardır, “Ben geliyorum” diyordur. Adam mesela otobanda telefonla meşgul olarak 80'le, 90'la gidiyor. Aniden önündeki aracın fren yapmasıyla arkadan ona çarpması bir oluyor. Demek ki bu adam trafikte gereken özeni göstermiyor. Birincisi telefonla vesaire ile meşgul olduğu için olması gereken bir şekilde dikkatli araç kullanımı söz konusu değil, bir kusuru, bir taksiri söz konusu. Diğer taraftan takip mesafesini kullanması gerekiyordu. Bütün bunlara rağmen kendisi “Büyük bir araçtayım” diye kendini güvende görerek öndeki ufak tefek araçlara çarpma serbesiyetinin kendisinde olduğunu adeta düşünerek çarparsa bunun sorumluluğuna katlanması lazım. Ama öyle değil de bazen insanın ne kadar dikkatli olursa olsun kaza yapması mecburi hale gelebiliyor. Yani burada adeta insanın eli kolu bağlanmış hale geliyor. Böyle bir durumda da insan “Ben de böyle bir durumda olabilirdim” diye düşünmeli. Binaenaleyh ona göre davranmaya çalışmalı. Bütün bu ilişkilerde asıl olan empati yapabilmek, karşı tarafı kendimiz gibi görebilmektir. Bundan dolayı da zulmetmemeye, hakkımızın üstünde bir şeyi talep etmemeye dikkat etmek gerekir. Özellikle de zaten kaza yemiş olan bir taraftan yine yeni bir kaza olmuşsa, o tarafla ilgili herhangi bir sigorta talebi yoktu. Bundan dolayı kayıtlara geçmediği için bir değer kaybı talebinde bulunmak doğru bir davranış olmaz. Ama hakikaten ciddi bir değer kaybı söz konusu olmuşsa bunu talep etmek, zararın ortadan kaldırılması açısından mümkün olabilir. Allahü âlem.