Tomi Kadar Bile Utanmayanlar
Utanan bir köpek ile utanmayan insanlar arasında gidip gelen bir Cuma günü hikâyesi… Pazarcı tezgâhından hileli kuraya uzanan yol, ‘bizi aldatan bizden değildir’ sözünü bir kez daha düşündürüyor.
Değerli emekli dostlarım!
Cuma vakti yaklaşmıştı. Neredeyse ezan okunacaktı. Acele ediyordum. Kapıdan çıktım, bodrum kattaki Şiraze Hanım’ın köpeği Tomi ile karşılaştım:
- Yine bizim paspasa pisledi galiba.
Baktım, paspas yerinde yok… Tomi bana bakıyor, utangaç haller gösteriyordu. Utancından gözlerini kaydırıyor, yüzünü bacaklarının arasında gizlemeye çalışıyordu. Paspası pislediğinin farkında olduğu için utanıyordu. Onun bu utangaç halinden ben utandım:
- Önemli değil Tomi, ne de olsa köpeksin, utanma… İstersen sana yeni bir paspas alırım, oraya pislersin, dedim.
Tomi sanki benim dediklerimi anlamış gibi hüzünlü mırıltılar çıkardı. Biz zaten Tomi’nin bu hallerine alıştık, pek önemsemiyoruz; nasılsa Şiraze Hanım paspası hemen yıkayıp temizliyor, çoğu zaman biz görmeden yerine koyuyor…
Tomi’nin utangaç haline bakıp gülümsedim, kapıdan çıktım.
CUMA HUTBESİNDEN PAZAR TEZGÂHINA
Hava sıcaktı. Caminin içi serindi ama cemaat geldikçe ısındı. Namaz sırasında biraz terler gibi oldum. İmam hutbeye çıktı, insanların hallerinden, haktan ve hukuktan söz etti. Peygamberimizin o bildiğimiz hadisiyle sözü bağladı:
“- Bizi aldatan bizden değildir.”
Namazdan sonra, rotamız belirlenmiş gibi, arkadaşlarla birlikte Cafe Ahmet’e doğru yürüdük. Aralık ayı olmasına rağmen güneş yakıyordu. Çınarın yaprakları dökülmüş olan gölgesine oturduk. Ahmet abinin çayı nefisti. Cumadan önce demlemiş, koşarak camiye gelmiş, namazın hemen ardından koşarak Cafe’ye dönmüştü. Çayın demi tam kıvamında.
Çaylar içildikten sonra herkes dağılacak, günlük alışverişini yapacaktı; söz “O pazarcı”dan açıldı. Belki siz de televizyondan izlemişsinizdir. Gizli kamerayla çekilmiş.
Aslında bütün hareketlerimiz meleklerin kamerasıyla çekiliyor ama o hıyar satan pazarcı bunun farkında değil!
- Seç! Seç! diye bağırıyor.
Müşteri hıyarları seçiyor, tartması için pazarcıya uzatıyor, pazarcı, müşterinin seçtiği hıyarları tezgâhın altındaki poşetle değiştiriyor, seçilmiş olan hıyarların yerine çürük-çarık hıyarları müşteriye veriyor. O esnaf bozuntusu hıyarcı, ekmek tezgâhının üstüne pisliyor da Tomi kadar utanmıyor.
Tabii ki bu hıyarcı bütün pazarcıları temsil etmiyor ama merak ediyorum, acaba bu pazarda bunun gibi kaç pazarcı var? İnşallah başka yoktur.
TORBANIN İKİ GÖZÜ, İNSANLARIN TEK YÜZÜ
Eve geldim. Paspas temizlenmiş, yerine konmuştu. Aklıma Tomi’nin utangaç halleri geldi, sonra da hıyar satan pazarcının utanmaz yüzü… Acaba o pazarcı, o günden sonra, diğer pazarcıların yüzüne bakarak utanmadan tezgâh kurup müşterileri aldatmaya devam ediyor mu?
Benim bu düşünceli hâlimi gören hanım sordu:
- Ne o? Karadeniz’de gemilerin mi battı?
- Ondan da beter hanım, insanlık battı…
- Bir şey mi oldu?
Hanımın sorusuna başka bir olayı hatırlatarak cevap verdim:
Değerli dostlar, bir zamanlar liselere girişte, tercih edilen bazı okullara müracaat çok olduğundan, kura çekerek öğrenci alınıyordu. İsimler teker teker bir kâğıda yazılıp beyaz bir torbaya atılıyordu, sonra torbadan çekiliş yapıp isimleri çıkanlar, o liseye kayıt hakkı kazanıyordu.
Bir bir çekildi. Çıkanlar sevindi, çıkmayanlar üzüldü. Bu durumu tuhaf bulan bir veli, çekilişi yapan kişinin elinden torbayı kaptığı gibi içine baktı. Bir de ne görsün, torbanın içinde iki ayrı göz var:
- Bu ne?
- Torba.
- Ama bu torbada iki göz var!
- O gözün biri kördü…
- Galiba senin gözün kör, bu torba hileli…
Gerçekten de torbanın bir gözüne hatırı sayılanların isimleri atılıyor, diğerine de normal adayların isimleri konuyordu.
Önce hatırlıların gözündeki isimler çekiliyor, sonra kontenjan dolmazsa birkaç tane de normal gözden çekiliyordu.
Ha hıyar satmışsın, ha kura çekmişsin, torbacının yüzü kızarmıyor. Tomi kadar utanmıyor…
Hanım sordu:
- Sonra ne oldu?
- Hiç, ne olacak, kurada çıkmayanların eline birer tane hıyar verip gönderdiler.
SEÇ! SEÇ!İN ARDINDAKİ GERÇEK
Değerli dostlar, bizi aldatan bizden değildir ama sorsak:
- Sizdeniz… Hatta sizden daha ilerideyiz, derler…
Hanım mutfağa gitti, belki hıyarları kontrol edecek. Ben de tam koltuğa uzanıp dinlenecekken telefonum çaldı. Bana pek telefon eden olmaz, mutlaka Necip’tir.
- Alo Necip!
- Merhaba abi!
- Merhaba Necip, hayrola?
- Hayırdır abi, sana bir şey anlatayım, bakalım ağlar mısın güler misin?
- Anlat Necip…
- Abi, bugün akşama doğru Cuma pazarına gittim. Biliyorsun o vakitte pazar biraz ucuzlar.
- Biliyorum Necip, malın da iyisi kalmaz.
- Ama abi domatesleri görsen elma gibiydi. Pazarcı:
- Seç! Seç! diye bağırıyordu. Ben de seçtim. Eve geldim, hevesle domates poşetini açtım, bir de ne göreyim abi, tahmin et!
- Tahmin etmek kolay Necip, bütün domatesler ezik, çürük… Öyle değil mi?
- Domates olsa iyi, poşetten çürük patates çıktı abi.
Bizim Necip biraz abartır ama bu sefer biraz ciddi gibiydi. Ben de ciddi olarak söyledim:
- Mutlaka o pazarcıdır…
- Hangi pazarcı abi?
- O hıyar satan pazarcı.
- Hıyarı başka yerden aldım abi, onda bir şey yok.
- Böyle şeyler oluyor Necip, üzülme.
- Ona üzülmüyorum abi, kaynanamın laflarına üzülüyorum.
- Ne lafı?
- Bana devamlı “gözün körmüş” diyor.
- Doğru diyor Necip, gözün kör mü?
- Sen de mi abi?
- Şaka söyledim Necip, hadi sazını al da gel, biraz türkü söyleyip neşelenelim.
Değerli emekli dostlarım, siz de bu durumlara dikkat edin, gözünüz açık olsun. Maalesef böyle insanlar aramızda dolaşarak bizi aldatıyorlar da yüzleri kızarmıyor, Tomi kadar utanmıyorlar.
Hoşça kalın değerli dostlar!
Kaynak: Ekrem Bektaş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 479