Tefekkürle Üç Yılda Kim Oldum?
Üç yıl önce atılan ilk iç muhasebe adımı… Şimdi ise dinginlik, kabulleniş ve hikmetle yoğrulmuş bir benlik. Tefekkür, insanı nasıl yeniden inşa eder?
Telefonu bir kenara koydu, zihnini susturdu… 3 yıllık tefekkürle hayata bambaşka bakmayı öğrendi.
TEFEKKÜRLE ÜÇ YILDA KİM OLDUM?
Sabah
Sabah ezanı okunmuş, güneşin doğmasına dakikalar kalmıştı. Alarm sesiyle irkildi. Henüz yatağından kalkmadan telefonuna uzandı; mesajlar, bildirimler, haberler… Kalbi henüz uyanmamışken zihni dünya yüküyle doldu. Bir şeyler atıştırmaya çalışırken, aklı çoktan işte gireceği toplantıya kaymıştı. O gün ödemesi gereken faturalar, çocuğuna vereceği okul harçlığı aklına gelince, biraz daraldı.
“Yine aynı kaos,” diye düşünürken çantasını kapıp dışarıya attı kendisini. Ama unuttuğu bir şey vardı: Telefonu. İşyerinde kahvesini içerken, ilk defa sessizlik vardı. Pencereden bakınca, ağaçlardaki kuşları fark etti. “Garip,” dedi kendi kendine, “bu kuşlar her sabah burada mıydı?”
Öğle
Öğle molasında, sosyal medyaya bakmak yerine çay bardağını elinde tutup, buharının çıkışını izledi. "Bu buhar nereye gidiyor?" diye sordu kendine. "Havaya karışıyor, belki bulut oluyor, belki yağmur olup geri dönüyor..."
Yanındaki masadan arkadaşı, “Sen ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Düşünüyorum sadece,” dedi.
“Neyi düşünüyorsun?"
“Şu çayın buharını... Garip değil mi, elimdeki su belki okyanuslardan gelmiş, belki binlerce yıl önce bir dinozorun içtiği su, belki bir peygamberin duasına şahitlik etti... Kim bilir?”
Arkadaşı baktı kaldı: “Hiç böyle düşünmemiştim.”
Akşam
Eve dönerken, otobüste telefon yerine pencereden dışarı baktı. Şehrin ışıkları, insanların yürüyüşü, trafiğin akışı... “Bu kalabalıkta herkesin bir hikâyesi var,” diye düşündü. “Herkes bir yere gidiyor, bir şey umut ediyor...”
Evde eşi, "Bugün neşeli görünüyorsun," dedi.
"Garip bir gün geçirdim. Sanki her zamanki şeyleri ilk defa görüyormuş gibi hissettim."
O akşam, televizyonu açmak yerine çocuğuna sordu: "Bugün en çok neye şaşırdın?"
7 yaşındaki kızı, "Karıncalara! Okul bahçesinde gördüm, çok küçük şeyler taşıyorlardı. Nasıl o kadar güçlüler?"
Gülümsedi. "Güzel soru. Biz de düşünelim..."
Bir Hafta Sonra
İş yerinde "5 dakika düşünme molası" önerdi. Başta garip karşılayan arkadaşları, denemeye karar verdiler. Herkes farklı bir köşeye çekildi, telefonlar kapatıldı.
"Bugün hangi sorunuma farklı bir açıdan bakabilirim?" sorusu ile başladılar.
Birisi "Müşteriyle yaşadığım problemde, onun yerinde olsaydım ne hissederdim?" diye düşündü.
Diğeri, "Proje gecikmelerinde, belki ekip yorgundu, belki daha fazla destek gerekiyordu," diye sorguladı.
Beş dakika sonra, herkese farklı bir enerji gelmişti. Çözümler daha özgün, yaklaşımlar daha empatik olmuştu.
Bir Ay Sonra
Mahallesinde bir kahvehane vardı. Her akşam aynı insanlar, aynı sohbetler, aynı lakırtılar…
"Arkadaşlar," dedi bir akşam, "size bir oyun öneriyorum. Bugün gördüğünüz en ilginç şeyi anlatın, ama sadece gözlem olarak değil, 'bunun hikmeti ne olabilir' diye düşünerek..."
Birisi, "Sabah balkonda çiçeklerimi sularken, bir çiçek solmuş, diğeri açmış. Garip, aynı toprakta, aynı su, ama farklı zamanlar... Sanki hayat böyle, herkesin zamanı farklı..."
Diğeri, "Otobüste yaşlı bir adam, yerini genç birine verdi. Tersine... Belki o genç hasta, belki yorgun, belki yaşlı adam ona babalık etmek istedi..."
Kahvehane sohbetleri dedikodudan, derinlik ve anlam arayışına dönüştü.
Üç Ay Sonra
Başlattığı hareket, sosyal medyada da yankı buldu. #TefekkürZamanı etiketi ile insanlar günlük hayattan küçük gözlemlerini paylaşmaya başladılar:
"Bugün yağmur damlasının camda yolculuğunu izledim. Nasıl da engelleri aşarak aşağı indi... Belki biz de böyleyiz, engeller bizi durdurmaz, yolumuzu buluruz..."
"Çocuğum oyuncaklarını toplarken, her birini ayrı yere koydu. Düzen... Kâinatın da bir düzeni var, belki bizim de hayatımızda görünmeyen bir düzen var..."
Paylaşımlar viral oldu. İnsanlar günlük yaşamdan fotoğraflar çekip, altına derin düşünceler yazmaya başladı.
Altı Ay Sonra
Çalıştığı şirketin müdürü, verimlilik artışını fark etti. "Bu 'düşünme molası' sistemini genişletelim," dedi. Her birimde "tefekkür köşeleri" oluşturuldu. Duvarlar güzel manzaralar ile süslendi, rahat koltuklar konuldu.
"Günlük tefekkür soruları" sistemi getirildi:
Pazartesi: "Bu hafta hangi alışkanlığımı sorgulamalıyım?"
Salı: "Hangi soruna farklı açıdan bakabilirim?"
Çarşamba: "Bugün hangi nimete daha çok şükretmeliyim?"
Perşembe: "Hangi ilişkimi daha derinleştirebilirim?"
Cuma: "Bu hafta en çok neyi öğrendim?"
Çalışanlar, stres seviyelerinin düştüğünü, isteklerinin arttığını, iş tatminlerinin yükseldiğini bildirdi.
Bir Yıl Sonra
Kızının öğretmeni, sınıfta "tefekkür saati" uygulaması başlattı. Her gün 10 dakika, çocuklar sessizce düşünüyorlardı.
"Bugün neyi merak ettiniz?" sorusu ile başlıyorlardı.
Bir çocuk, “Gökkuşağı neden kavisli?” diye sordu. Bir diğeri, “Karınca neden hiç durmaz?” dedi. Bir başkası, “Kışın ağaçlar neden yapraklarını bırakır da baharda geri alır?” dedi. Artık çocuklar sadece ezberlemiyordu; kalpleriyle anlamaya, zihinleriyle sorguluyordu.
Notlar yükseldi, ama daha önemlisi, çocuklar öğrenmeyi sevmeye başladı.
İki Yıl Sonra
Şehirde sessizlik arayan kalpler için “Tefekkür Parkları” kuruldu. Ağaçların gölgesinde, kuşların sesinde, su şırıltısında insan ruhu yeniden sükûn buldu. Tefekkür köşelerinde “Günün Sorusu” panoları vardı. Birinde şöyle yazıyordu: “Bugün gördüğün bir olayın ardında Allah’ın sana neyi göstermek istediğini düşündün mü?”
Akşam haberleri, günlük olaylar yanında "günün tefekkürü" bölümü ekledi:
“Bugün İstanbul'da bir deprem korkusu yaşandı. Peki, bu korku bize ne öğretiyor? Belki akıbeti daha sık düşünme, belki sünnetullahın gereklerini yerine getirme, belki kurallara ve yönetmeliklere uyma hassasiyeti, belki daha çok merhamet, daha çok sabır ve hoşgörü...”
Siyasetçiler, sosyal medya fenomenleri, sanatçılar "tefekkür"e yönelik içerikler üretmeye başladı.
Üç Yıl Sonra
Bir sabah kahvesi içerken başlayan küçük değişim, şimdi bir hareket haline gelmişti. Diğer ülkelerden ziyaretçiler, "Türkiye'nin tefekkür kültürü"nü incelemeye geliyorlardı.
"Tefekkür turizmi" gelişti. İnsanlar şehrin gürültüsünden kaçıp, tabiat ile iç içe düşünmek için geliyorlardı.
Üniversiteler "Tefekkür Bilimi" bölümleri açtı. Psikoloji, nöroloji, felsefe ve din bilimlerini birleştiren yeni bir disiplin doğmuştu.
Bugün
O sabah telefonunu unutması ile başlayan değişim, hayatının her alanını dönüştürdü. Artık gün doğarken şöyle dua ediyor: “Rabbim, kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, kulağımı nurlandır, önümdeki ve arkamdaki yolları nurlandır…”
"Aslında," diyor, "tefekkür hiç zor değilmiş. Sadece durup, görmek, hissetmek, sormak... İnsanlar zaten düşünüyor, sadece biraz daha derin düşünmeye davet etmek gerekiyormuş."
Eşi, “Sen o günden sonra bambaşka oldun,” diyor. "Daha sakin, daha anlayışlı, daha dikkatli..."
Çocuğu, artık 10 yaşında ve okul gazetesinde "Çocuk Gözüyle Tefekkür" köşesi hazırlıyor. Bir sayısında şöyle yazdı: “Kuşların sabah ötüşü aslında dua gibi. Belki de biz insanlar, sabahları uyanır uyanmaz hemen telefona uzanmamalı, Allah’ı anarak başlamalıyız güne...”
Kaynak: Mehmet Köprülü, Altınoluk Dergisi, Sayı: 474