Tefekkür-i Mevt: Gerçek Hayat Âhiret Hayatıdır

Tasavvuf

Peygamberimiz (s.a.v.) neden her durumda "Gerçek hayat, sadece ahiret hayatıdır" buyurdu? Tefekkür-i mevt, fani dünyadan gelen sıkıntı ve gurura karşı ruhumuzu nasıl korur?

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, dünyevîleşme temâyülünün giderek arttığı bir dönemde, maddeden mânâya geçişin nasıl sağlanabileceğini açıklıyor.

PEYGAMBERİMİZ NEDEN “ALLÂH’IM! GERÇEK HAYAT, SADECE ÂHİRET HAYATIDIR” DERDİ?

Bunun da yolu, tefekkür-i mevtten ve âhireti unutmamaktan geçmektedir. Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz herhangi bir nimet veya zafere ulaştığında:

“Allâh’ım! Gerçek hayat, sadece âhiret hayatıdır.” (Buhârî, Rikāk, 1) buyurarak kalplerin dünyaya meyletmesinin yahut gurur ve enâniyete kapılmasının yolunu kapatmışlardır.

Buna mukabil, herhangi bir ezâ, cefâ ve çileyle karşılaştıklarında da yine:

“Allâh’ım! Gerçek hayat, sadece âhiret hayatıdır.” buyurmuştur. Böylece mü’min gönülleri, fânî sıkıntılar sebebiyle ümitsizlik, şikâyet ve aşırı hüzne gark olarak, ilâhî takdire rızâ hâlini zedelemekten sakındırmışlardır. Neticede ümmetine; her hâlükârda huzur, sükûn ve denge içinde kalabilmenin mânevî reçetesini vermişlerdir.

Hakikaten insan rûhu, mâneviyattan uzak kaldığı takdirde, varlıkta da darlıkta da bunalımlara sürüklenmekten kurtulamaz. Birinde insanın dizginlenmesi îcâb eder, diğerinde ise teselliye ihtiyacı olur. Bu sebeple insan, nebevî terbiye usûllerini temel alan tasavvufî telkinlere hem varlık hem de darlık zamanlarında muhtaçtır.

Bu dünya bir imtihan âlemidir. Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak:

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden yalnızca: «Îmân ettik» demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?” (el-Ankebût, 2) buyuruyor.

Varlıkta da yoklukta da Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine sığınacağız. Esas hayat olan âhireti, biz de hayatımızın esası kılacağız. Ölüm, fânîlik, son nefes, kabir, kıyâmet, diriliş, hesap, mîzan, sırât; velhâsıl âhiretin, bizi bekleyen en büyük istikbâl olduğunu asla unutmayacağız.

İşte zihnimiz ve kalbimiz bu tefekkür derinliği içinde olursa, zamanın şerlerinden kendimizi korumamız kolaylaşır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık