Tasavvuf ve Psikoloji İnsanın Ruhuna Nasıl Yaklaşır?

Tasavvuf

Psikolojinin insanı zihinsel ve duygusal yönleriyle anlamaya çalışması, tasavvufun ise ruh, kalp ve hakikat boyutuyla insana yaklaşması ele alınıyor.

Modern insan kendini anlamaya çalışırken çoğu zaman zihninin sınırlarına mahkûm olur. Duygularını analiz eder, çocukluğunu inceler, travmalarını tanımlar. Psikoloji, insanın iç dünyasını çözümlemek adına büyük bir kapı aralamıştır; insan davranışlarının nedenlerini anlamada güçlü bir rehberdir. Ancak insan yalnızca çözümlenecek bir bilinç midir? Tasavvuf, tam bu noktada psikolojinin durduğu yerden daha derin bir kapı açar. Çünkü psikoloji insanı anlamaya çalışırken, tasavvuf insanı hakikate ulaştırmaya çalışır.

TASAVVUF VE PSİKOLOJİ İNSANI NASIL ANLAR?

Tasavvufa göre insan yalnızca etten, kemikten ve zihinsel süreçlerden ibaret değildir. İnsanın içinde, dünya ile açıklanamayacak ilahi bir cevher vardır: ruh. Fakat mesele yalnızca ruh sahibi olmak da değildir. “Ruhtan öte ruhtan ziyade” denilen hakikat, insanın kendi ruhunu bile aşabilecek bir idrak ve yakınlık makamına işaret eder. Bu, modern psikolojinin çoğu zaman temas edemediği bir derinliktir.

Psikoloji bireyin acılarını anlamlandırır; tasavvuf ise acının ardındaki hikmeti gösterir. Psikoloji kaygıyı azaltmayı hedeflerken, tasavvuf kaygının kaynağı olan “benlik yanılsamasını” sorgular. Çünkü tasavvufta insanın en büyük meselesi dış dünya değil, kendi nefsidir. Nefs; korkuların, arzuların ve tutkuların merkezidir. İnsan nefsinin peşinden gittikçe parçalanır, ruhuna yöneldikçe bütünleşir.

Carl Jung’un “gölge” kavramı ya da Maslow’un “kendini gerçekleştirme” fikri, tasavvufi öğretinin yanında bir başlangıç gibi kalır. Çünkü tasavvuf yalnızca kendini gerçekleştirmeyi değil, kendini aşmayı öğretir. Psikoloji “kendin ol” derken, tasavvuf “kendinden geç” diyebilir. İlk bakışta bu iki yaklaşım çelişkili görünse de aslında biri insanın iç düzenini kurarken, diğeri onu hakikate taşır.

MODERN İNSANIN ANLAM ARAYIŞINA TASAVVUFUN CEVABI NEDİR?

Tasavvufta kalp yalnızca biyolojik bir organ değil, hakikatin tecelli ettiği merkezdir. İnsan bazen aklıyla çözemediği şeyi kalbiyle hisseder. Modern psikoloji sezgiyi açıklamaya çalışırken, tasavvuf sezgiyi bir marifet kapısı olarak görür. Çünkü bazı hakikatler düşünülerek değil, yaşanarak anlaşılır.

Bugünün insanı bilgi çağında yaşıyor ama anlam krizinden kurtulamıyor. Her şey hızlanırken insanın içi boşalıyor. Psikoloji bu boşluğu tarif edebiliyor; fakat tasavvuf o boşluğu aşk (ilahi aşk)ile dolduruyor. Mevlânâ’nın dediği gibi insan, aradığı şeyi dışarıda değil kendi özünde buluyor. Çünkü hakikat, insanın dışında değil içinde saklıdır.

“Ruhtan öte ruhtan ziyade” olmak; insanın yalnızca bilinç sahibi bir canlı olmadığını, aynı zamanda ilahi olana yönelme potansiyeli taşıyan aşkın bir varlık olduğunu hatırlamaktır. Tasavvufun psikolojiden bir adım önde olduğu yer tam da burasıdır: İnsan ruhunu yalnızca incelemez, onu dönüştürmeye çalışır.

Ve belki de insanın gerçek iyileşmesi, kendini anlamasıyla değil; kendini aşmasıyla başlar.

Kaynak: Muhammet Yasin Türkyılmaz, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485