Tahâret Konusunda Şüpheye Düşen Görme Engelli Nasıl Hareket Etmelidir?
Tahâret konusunda şüpheye düşen görme engelli nasıl hareket etmelidir?
Belirli ibâdetleri yapabilmek için bedenin giysilerin ve ibâdet yerinin pisliklerden temizlenmesi gerekir. Zîrâ Allâh Teâlâ:
“Elbiseni temiz tut”[1] buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.s) de;
“Temizlik îmânın yarısıdır.”[2]
“Allâh her türlü kusûrdan münezzehtir, davranışlarında, sözlerinde nezih olan kullarını sever; temizdir, temiz kullarını sever.”[3]
“Namazın anahtarı temizliktir.”[4] buyurmuştur.
Fıkıh literatüründe “tahâret” maddî temizliği de hükmî temizliği de içine alır. Maddî kirlilik genelde “necâset”, hükmî kirlilik de “hades” terimleriyle ifâde edilir. Beden, elbise ve namaz kılınacak yerde bulunan, namaz ve benzeri ibâdetlerin sıhhatine de engel olan hakîkî yâni maddî pisliklerden temizlenmeye “necâsetten tahâret”, abdestsizlik ve cünüplük gibi hükmî kirlilikten temizlenmeye de “hadesten tahâret” denilir. Her iki tür temizlik de namaz ve benzeri ibâdetlerin ön şartı konumundadır.[5]
Görme engelli bir birey, bedenindeki, elbisesindeki ve namaz kıldığı yerdeki necâseti giderme, temiz su ile abdest alma ve temizlik yapma konularında sorumludur. Lâkin gözü görmediği için bunların temiz olduğundan emin olamayabilir, şüpheye düşebilir. Bu durumda şöyle hareket eder:
Gerek elbisesinin ve gerek namaz yerinin temizliği gerekse kullanacağı suyun temizliği konusunda şüpheye düştüğünde, taharrî[6] (araştırma) yapar; bunların temiz olduğunu gören, bilen birisine sorup öğrenmeye çalışır. Bu mümkün olmazsa, dokunarak veyâ koklayarak tespît etmeye çalışır. Elinden geleni yapar, araştırmaları netîcesinde zann-ı gâlibi[7] ile hareket eder.
Elbisesinde necis bulunduğundan şüphelenirse zann-ı gâlibine göre necis olan bölgeyi temizleyip namaz kılar.[8]
İki elbiseden birisinin temiz, diğerinin de necis olduğunu bilip de hangisinin temiz olduğunu ayırt edemediği durumda vakti geniş ise elbiselerini yıkar, vakti dar ise veyâ su yoksa elbisesinin birinin temiz olduğu yönünde ictihâd eder, o kıyâfeti giyer ve namazını kılar.[9]
Görme engelli, temizlikte kullanılacak suların araştırılması konusunda, gözleri gören kimse gibidir. Her ne kadar görme duyusunu yitirmişse de koklama, tatma duyuları ile doğruyu bulma imkânına sâhiptir. Şâyet bu kişi, görme duyusunun berâberinde koklama, tatma duyularını da yitirmişse kendisinden araştırma yükümlülüğü düşer.[10]
Temiz bir suya necâset karıştığından şüpheye düşerse veyâ biri necis diğeri temiz olan iki kaptan hangisinin temiz hangisinin necis olduğunda şüphelenirse teyemmüm eder ve namazını bu şekilde kılar, necis suyla abdest almaz.[11] Bâzı fakîhler, ictihâd eder ve zann-ı gâlibi üzere hareket eder demişlerdir. [12] Onlara göre görme duyusunun olmaması, içtihâdı engelleyen bir husûs değildir.
Görme engelli, içerisinde necâset bulunan su ile abdest almış ama necis olduğunun farkına varamamışsa namazı geçerlidir. Kendisi fark ettiyse veyâ başkası necis olduğunu haber vermişse o abdestle kıldığı namazını vakti daha çıkmamışsa iâde eder, vakti çıkmışsa kazâ eder. Necis suyla birden fazla namaz kılmış ise tümünü kazâ eder.
Abdest veyâ gusülde kullanacağı bir suyun temiz mi necis mi olduğunu bilemese; sözüne îtimât edilebilecek birisi temiz olduğunu söylese o kişinin sözüne güvenip hareket eder.[13] Bilgi veren güvenilmeyen yabancı birisi ise ihtiyâten koklayarak suyun temiz mi necis mi olduğunu tespît etmeye çalışır.[14] Hâlâ suyun temizliğinde şüphesi var ise zann-ı gâlibi üzere hareket edip abdest alır, ihtiyâten teyemmüm de yapar ve namazını kılar.
Dipnotlar:
[1] Müddessir, 74/4
[2] Müslim, “Tahâret” 1.
[3] Tirmizî, “Edeb” 41.
[4] Ebû Dâvûd, “Salât” 74; Tirmizî, “Tahâret” 3.
[5] Özay, Hilal; İslâm Hukûkunda Hükümlere Tesiri Bakımından Bedensel Engel, s.64.
[6] Taharrî: Bir şeyin hakikatini ona vâkıf olmak için araştırmak demektir. Taharrî, şüphe hâlinde hüccet olur. ( el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 382).
[7] Zann-ı gâlib; Kuvvetli zan, çoğunluk kazanan sezgi, ağır basan inanç demektir.
[8] Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 68; İbni Nüceym, el-Bahrü'r-râ'ik, I, 305; Şirbînî, Muğni'l-muhtâc, I, 26.
[9] Desûkî, Hâşiyetü’d-Desûkî, I, 79-80.
[10] Şirbînî, Muğni'l-muhtâc, I, 26; Suyûtî, el-Eşbâh ve'n-nezâ'ir, s. 252.
[11] Aynî, el-Binâye, I, 547; Nevevî, el-Mecmû‘, I, 185, IX, 304; İbni Kudâme, el-Muğnî, I, 50.
[12] İbni Nüceym, el-Bahrü'r-râ'ik, I, 305; Nevevî, el-Mecmû‘, I, 184; İbni Âbidîn, Hâşiye ‘alâ Reddi’l-muhtâr, I, 436; Nevevî, el-Mecmû‘, I, 196.
[13] İbni Nüceym, el-Bahrü'r-râ'ik, I, 92, 141.
[14] Özay, Hilal; İslâm Hukûkunda Hükümlere Tesiri Bakımından Bedensel Engel, s.66.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022