"Şunu Yapmazsam Allah Belâmı Versin" Gibi Bedduâlı Yeminler Geçerli midir?
"Şunu yapmazsam Allah belâmı versin" gibi bedduâlı yeminler geçerli midir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım CEVAPLIYOR.
Bu tür vesveseler üzerine hüküm bina etmek doğru değildir. Ancak şu kadarını söyleyelim: “El-müvekkel bil-mantık” denilmiştir; yani bela, ağızdan çıkan söze bağlıdır. İnsan bazen kendi aleyhine olacak şeyleri bizzat talep eder, onları adeta davet eder.
Dolayısıyla insan hayır konuşmalı; kendisi için, ümmet-i Muhammed için ve bütün insanlık için hayır murat etmelidir. Olumsuz şeyleri aklına getirmemeli; hele beddua gibi ifadelerle kendisini cezalandırmamalıdır. “Şunu yaparsam Allah belamı versin”, “Böyle olursa başıma taş yağsın” gibi sözlerden sakınmalıdır.
İnsan yemini, bir şeyi yapmaya kararlı olduğunu göstermek için eder. Bu kararlılığı ise kişi kendi iç muhasebesiyle sağlamalıdır; bunun için yemin etmeye ve üzerine bir de beddua eklemeye gerek yoktur. Diyelim ki yemin ettin; karşı taraf sözüne itimat etmediği için “Vallahi yapacağım” diyerek teyit ettin. Fakat buna “Yapmazsam şu olsun, bu olsun” gibi beddualar eklemenin bir anlamı yoktur.
Çünkü bir işi yapmak veya yapmamak bir yönüyle bizim irademize bağlıdır; fakat o işin gerçekleşmesini sağlayan sebepleri yaratmak Cenâb-ı Allah’a aittir. Sen istersin, olmaz. Bu durumda sen elinden geleni yapmakla mükellefsin. Yapamadığında ise yemin ettiğin için kefaret ödersin. Çünkü “Vallahi yapacağım” diyerek kudreti kendine izafe ettin.
Eğer “Vallahi yapacağım, inşâallah” deseydin; yani bu işi Allah’ın dilemesine bağlasaydın, yapamadığın takdirde kefaret gerekmezdi. Çünkü burada bir güç gösterisi yoktur; işi Allah’a havale etmek vardır.
Bu sebeple insan kendinde bağımsız bir güç vehmetmemeli; sahip olduğu gücün Allah’ın bir lütfu olduğunu bilmelidir. Bedduadan ise özellikle uzak durmalıdır.
Ancak insan bazen gaflete düşer, beddua eder. Böyle bir durumda Hz. Muhammed Efendimiz’in şu duasını hatırlamak gerekir:
“Allah’ım! Ben kime haksız yere beddua etmiş veya kırıcı bir söz söylemişsem, bunu onun için rahmete çevir.” (Müslim, Birr 88)
Çünkü insan öfke anında kendine hâkim olamayabilir. Bu yüzden Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), öfkelendiğimizde hâl değiştirmemizi tavsiye eder: Ayakta isek oturalım, oturuyorsak kalkalım, abdest alalım. Zira su, ateşi söndürdüğü gibi abdest de öfkeyi söndürür (Ebû Dâvûd, Edeb 3).
Eğer kişi böyle bir hata yaptıysa, ardından sadaka vererek, fakirlerin sıkıntısını gidererek yaptığı bedduanın tesirini kaldırması için Allah’tan af dilemelidir. Çünkü söylenen hiçbir söz boş değildir. Her dua ve beddua bir karşılık bulma potansiyeline sahiptir.
Dua da beddua da aslında birer duadır: biri hayra, diğeri şerre yöneliktir. Hayır dua kabul olursa faydasını görürüz; kötü dua kabul olursa zararını yine bir şekilde biz görürüz. Hatta bir kimse başkasına beddua etse bile, bunun yansıması çoğu zaman kendisine döner.
Mesela bir anne-baba çocuğuna beddua ettiğinde, o bela dönüp yine kendisini bulur. Çocuğun derdiyle dertlenir, ıstırabını çeker. Hâlbuki beddua yerine: “Allah seni iyi eylesin, seni salih kullarından eylesin” diye dua etse; hem öfkesini bastırmış olur hem de duası kabul olursa hayırlı bir evlada sahip olur.
Bu sebeple özellikle sıkıştığımız, çaresiz kaldığımız anlarda yaptığımız duaların çok kıymetli olduğunu unutmamalıyız. Bu anlarda beddua etmek yerine hayır dua etmeliyiz. Çünkü birine
“Allah seni iyi etsin” demek, hem ona hem sana fayda getirir; fakat “Allah belanı versin” demek hiçbir fayda sağlamaz.
Bu yüzden insan dilini kötü sözlerden, gönlünü kötü temennilerden korumalıdır. Nitekim Cenâb-ı Allah bize şöyle dua etmeyi öğretir:
“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma.” (Haşr, 59/10)
Ayrıca cennet ehli hakkında da:
“Biz onların kalplerindeki kini çıkarıp attık.” buyrulur (A‘râf, 7/43).
Demek ki cennet, kin, nefret ve öfkenin olmadığı bir hayat demektir. Bu sebeple öfke kontrolü, tasavvuf yolunun temel esaslarından biridir. Kalp temizlenirse, o kalpten beddua çıkmaz.
Nitekim bir insan çok ağır beddualar edebiliyorsa, bu onun kalbinde biriken öfkenin göstergesidir. Temiz bir kalpten böyle sözler çıkmaz. “Ben iyiydim ama beni kızdırdılar” demek yeterli bir mazeret değildir. Mümin, öfkesini kontrol etmekle mükelleftir.
Son olarak, “Yemin yaptım mı yapmadım mı bilmiyorum” gibi vesveselere kapılmamak gerekir. Bu tür şüpheleri büyütmek doğru değildir. En doğrusu, baştan bu tür yemin ve beddualardan uzak durmaktır.