Sultan Yahya, Hak Dostuyla Gerçek Hazineyi Nasıl Buldu?

VİDEOLAR

Abdullah Sert Hocaefendi, Tilimsan padişahı Sultan Yahya’nın hak dostu rehberliğiyle manevi hazineyi nasıl keşfettiğini açıklıyor.

DÜNYA SALTANATINDAN MANA SULTANLIĞINA: SULTAN YAHYA

Necip Fazıl’ın Halka Parıltılar eserinde de geçen bu meşhur kıssada anlatıldığı üzere:

Bir gün Tilimsan padişahı Sultan Yahya, saray erkanı ile birlikte şehri dolaşmaya çıkmıştı. Padişahın ve etrafındakilerin debdebe ve ihtişamı karşısında gözleri kamaşan halk, sultana hürmet için korkuyla ayağa kalkıp “Padişahım çok yaşa!” diyerek alkışlamaya başladı. Ancak sultanın gözüne, bu kalabalıktan ziyade az ileride yalnızlığı tercih etmiş bir kişi ilişti.

Sultanın ihtişamına karşı kayıtsız olan bu nur yüzlü garibin kim olduğunu merak eden sultan, yanındakilere sordu:

“Bu kimdir?”

“Meşhur Tunuslu şeyhtir, Sultanım. Bir mağarada inziva halinde yaşar,” dediler.

Herkes alkışlarken, Şeyh Efendi hiçbir şekilde bakmıyordu. Sultan merakını iyice artırdı ve atanı Tunuslu şeyhin yanına sürdü. Sultan, şeyhe şunları sordu:

“Şeyh Efendim, üzerimdeki şu ipekli elbiseyle namaz kılmak caiz midir?”

Tunuslu şeyh, cevabı saraydaki ulemadan almasını tavsiye ettiyse de sultanın ısrarı üzerine şöyle dedi:

“Bakın, sizin etrafınızda bu kadar hoca ve alim var; git onlara sor. Ancak peki, al bakalım, şimdi hak ettiğin cevabı bulacaksın.”

Şeyh şöyle devam etti:

“Bir köpek düşünün; bir hayvan ölüsü bulmuş ve tıka basa yiyip içini dışını pisliğe bulaştırmış. Ama kirlenmemek için ayağını havaya kaldırıyor. İşte siz de midenizi ve cisminizi zulüm ve kul haklarıyla doldurmuşken, ipekli elbise ile namaz kılmanın caiz olup olmadığını soruyorsunuz.”

Sultan, bu hikmetli sözlerden derinden etkilendi. O an üzerindeki sırmalı elbiseleri çıkarıp attı, belindeki kılıcı bir kenara fırlattı ve halka şöyle dedi:

“Müslümanlar, haklarınızı helal edin ve kendinize yeni bir sultan bulun. Ben gidiyorum.”

Böylece Sultan Yahya, Tunuslu şeyhin peşinden giderek onun sadık bir talebesi oldu. Şeyh Hazretlerinin manevi terbiyesi sayesinde o derece büyük bir makam elde etti ki, halk ondan dua talep ettiğinde:

“Duanızı Yahya’dan isteyiniz, zira onun yerinde ben olsaydım, onun yaptığını yapamazdım,” demeye başladı.

Necip Fazıl, eserlerinde de belirttiği gibi:

“İlahi muhabbetteki vecit ve istirak müşahhas bir şey olsaydı, krallar onu alabilmek için bütün hazinelerini ve krallıklarını feda ederlerdi.”

Buna rağmen hak dostu mürşid-i kamiller, muhataplarını meşrep ve vaziyetlerine göre terbiye etmişlerdir. Bu tür misaller, İslam’da idari makamlarda bulunmanın yanlış olduğunu düşündürmemelidir.

Örneğin, Şeyh Vefa Hazretleri de Fatih Sultan Mehmet’e gelmiş, fakat sultanın yerinin burada olmadığını, onun ümmeti Muhammed’in işlerinden sorumlu olduğunu belirtmiştir. Her şey yerinde iken, bazen kurtarmak amacıyla müdahale gerekebilir. Bazı kişileri, dergahın manevi ortamına girerek eğitmek ve irşad etmek, devletin yönetiminden kopmadan yapılmalıdır.

Bu inceliği anlamak gerekir; bazı menkıbeler yanlış anlaşılabilir. “Her şeyi bırakacak, sadece dergaha mı gidecek?” gibi bir çıkarım doğru değildir. Örneğin, Sultan Yahya’nın durumu kişiseldir: Birçok kul hakkını çiğnemiş ve vücudunu haramlarla doldurmuştu. Bu nedenle onun irşadı farklı bir yöntemle yapılmıştır.

Benzer şekilde, Akşemsettin Hazretleri, Ebu Vefa Hazretleri ile Fatih Sultan Mehmet arasındaki ilişkiyi yönetirken, Fatih’in sohbetlerinden manevi lezzet alarak devlet işlerini ihmal etmemesi için İstanbul’dan Göynük’e çekilmiştir. Ebu Vefa Hazretleri de Sultan Fatih’e:

“Hünkarımızın hassas ve coşkun bir gönlü var; dergahımıza girerse, bizim alemimizdeki zevki tadarsa bir daha ayrılmak istemez. Devletin idaresine dönmez. Bu mülk ve ümmet, senin kadar liyakatlı bir kimse gelmeden zarar görür,” diyerek tavsiyelerde bulunmuştur.

İşte mürşitlik, kişiye göre özel programlar yapabilmek ve onu manevi olarak yetiştirmektir. İstanbul’u fetheden ve çağ açıp kapatan Sultan Fatih’in gönül sultanı Ebül Vefa Hazretlerini, dünya gözüyle görmek nasip olmamıştır. Ancak Fatih’in vefat haberi gelince, Ebu Vefa Hazretleri saraya giderek hünkarın cenaze namazını kıldırmıştır.

Allah her ikisine de rahmet eylesin.