Şuarâ Suresinin 116. Ayeti Ne Anlatıyor?
Şuarâ sûresi 116. âyette ne anlatılıyor? Hakk’a davet ettiği için taşlanmakla tehdit edilen Peygamberi bildiren Şuarâ sûresi 116. Ayetin Arapçası, meali ve tefsiri yazımızda...
Şuarâ sûresinin 116. âyetinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Şuarâ Suresi 116. Ayet Arapça:
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ
Şuarâ Suresi 116. Ayet Meali:
Dediler ki: “Ey Nuh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!” (Şuarâ, 26/116)
HAKK’A DAVETİN BEDELİ: “TAŞLARIZ”
Bilgi:
Hz. Mûsâ ve Hz. İbrahim -aleyhumusselâm- kıssalarından sonra Cenâb-ı Hak, Hz. Nuh’u da örnek göstermektedir. Çünkü onu da kavmi yalancılıkla suçlamıştı. O “ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum, Allah’a iman edip itaat edin yeter” dedi. Onlar “düşük ve zayıf kimseler sana inanmışken biz sana inanmayız” diye kibirlenerek inkârı seçtiler. Sonrasında da, yaptığı daveti bitirmediği takdirde onu taşlamakla tehdit ettiler. Allah Teâla da onu ve inananları kurtarıp geri kalanları helak etti.
Mesaj:
- Peygamberler herhangi bir ücret ve menfaat talep etmeksizin, insanları kurtuluşa çağırmışlardır.
- Hakikati söylemek büyük bir erdemdir. Bazen bedeli de olsa her zaman doğru olanı yapmalıyız.
- Peygamberler hiçbir tehdide aldırmaksızın gerçeği söylemekten asla çekinmemişlerdir.
Kelime Dağarcığı:
Mercûm: Taşlanan, taşa tutularak cezalandırılan.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Şuarâ Suresi 116. Ayet Tefsiri:
- Dediler ki: “Ey Nûh! Eğer bu dâvandan vazgeçmezsen mutlaka taşlanarak öldürüleceksin!”
- Sonunda Nûh Allah’a şöyle yalvardı: “Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı.”
- “Artık benimle onlar arasında hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar!”
- Bunun üzerine biz de onu ve onunla beraber bulunanları dolu bir gemide taşıyarak kurtardık.
- Sonra da geride kalan bütün inkârcıları suda boğduk.
Peygamberlere ilk olarak iman eden kimseler hep toplumun fakir ve zayıf kimseleri olmuştur. Hz. Nûh için de aynı durum geçerlidir. Maddi imkânları yerinde olan gururlu kimseler, bunu bahane ederek Peygamberlere tâbi olmaktan uzak durmuşlar; o zayıf kimseleri yanlarından uzaklaştırdıkları takdirde iman edeceklerini söylemişlerdir.
Nitekim bu âyetlerin indiği dönemde Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ile Mekke kâfirleri arasında aynı şeyler olup bitiyordu. Efendimiz için de benzeri talepler vuku buluyor ve bu hususta çok ciddi ikazlar nâzil oluyordu. (bk. En‘âm 6/52-53; Kehf 18/28)
Halbuki peygamberlerin vazifesi, kimin inanıp kimin inanmayacağına karar vermek veya kimi yanlarında tutup kimi uzaklaştıracaklarının hesabını yapmak değil, Allah’ın dinini tebliğ etmek ve hangi kesimden olursa olsun kendilerine inananlara kol kanat gerip müşfikâne bir yolla onların tüm dertleriyle alâkadâr olmaktır. (bk. Hicr 15/88; Abese 80/1-5)
Kendini müstağni görüp davete kulak vermeyenleri ise durumuna göre ya kendi haline bırakmak (bk. Abese 80/5-7), ya da onlarla en güzel yollarla mücâdele etmektir. (bk. Nahl 16/125) Bu sebeple Hz. Nûh, o zayıf kimseleri yanından kovmasının mümkün olmadığını, onların hesaplarının Allah’a ait olduğunu söylemekle yetinmiştir.
Kavminin taşlayıp öldürme tehditlerine karşı da Allah’a sığınmış, artık kavmi ile arasında hükmünü vermesini istemiş, yalnız hükmünü verirken kendini ve mü’minleri kurtarmasını niyaz etmiş, neticede Hz. Nûh ve beraberindeki mü’minler kurtulurken azgın kavim suda boğularak helak edilmiştir. (bk. Hûd 11/25-49)
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com