Somuncu Baba Kimdir?
Somuncu Baba ( Hamîdüddin Aksarâyi) Hazretleri kimdir? Hayatı boyunca Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri gibi gönül sultanlarını nasıl yetiştirmiş, neden şöhretten uzaklaşarak halktan gizlenmeyi tercih etmiştir?
Somuncu Baba diye tanınan Hamîdüddin Aksarâyî, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin mürşidi, âlim ve büyük bir velîdir. Bursa Ulu Cami’de yaptığı yedi farklı Fâtiha sûresi tefsiriyle şöhreti artınca, halktan uzaklaşmak amacıyla Hicaz’a gitmiş, dönüşünde ise Aksaray’a yerleşerek burada vefat etmiştir.
SOMUNCU BABA (HAMÎDÜDDİN AKSARÂYİ) (1815/1412) KİMDİR?
Hamîdüddin Aksarâyi (Somuncu Baba), Kayserî’de doğmuştur.1 Kayserîli Şeyh Şemseddîn Mûsâ adında bir zâtın oğludur. Halk arasında “Somuncu Baba” diye meşhûrdur. Künyesi “Ebû Hâmid”dir. Aksaray’a nisbeti orada vefât etmiş olmasındandır.
Tarîkat neşvesini önce babasından almış, babası vâsıtasıyla “Ebheriyye” tarîkına sülûk etmiştir.2
Gençliğinde bir müddet dînî ilimlerin tahsîli3 neşriylye4 meşgûl olmuş; babasının vefâtından sonra da muhtelif memleketleri dolaşmıştı. Bu seyâhati esnâsında pek çok meşâyıh ile görüştü. Yine bu devrede Şam’daki “Hankâh-ı Bâyezidiyye”de bulunan tarîkat pirleriyle pek çok sohbetlerde bulundu.5 Lâmiî Çelebi (939/1532)’nin îfâdesine göre, Hamîdüddin’in tacının tepe kısmında bulunan “pul” bu dergâha bağlılığının alâmeti sayılmaktadır.6
Hayâtına dâir sâhip olduğumuz bilgiler menkabelerden ibâret olan Hamîdüddin Aksarâyî’nin tarîkat feyzini kimden aldığı hususunda da açık ve kesin bir bilgiye sahip değiliz. Menâkıb-ı Akşemseddîn ve eş-Şakâiku’n-Nûmâniyye, “onun zâhiren Erdebil’de Hâce Alâeddin Alî’den ahz-ı tarîk ettiğini, esâsen sultânu’l-ârifîn Bâyezid-i Bistâmî rûhâniyetinden terbiyet bulduğunu ve Hızır’la sohbetleri olduğunu” kaydetmektedir.7 Ayrıca Hamîdüddin’in üyesî8 meşreb olduğu da kaydedilir.9
Hamîdüddin Aksarâyî’nin Tebriz istikâmetine Erdebil’e ne zaman gittiği bilinmediği gibi orada kime intisâb ettiği hususundaki rivâyetler de muhteliftir. Şöyle ki:
Lâmiî,10 Taşköprüzâde,11 Sarı Abdullah Efendi,12 Hulvî Mahmûd Efendi,13 ve Harîrîzâde’nin14 îfâdelerine göre Hamîdüddin, Erdebil şeyhlerinden Hâce Alâeddin Alî (833/1429)’ye, Bursalı İsmail Hakkı,15 M. Sâmî Sünbülî16 ve Tabibzâde M. Şükrî,17’nin kaydına göre Hâce Alâeddin Alî’nin “Şeyh-Şah” diye ma’rûf olan oğlu İbrâhim Erdebîlî (851/1447)’ye, Atâyî18’ye göre ise Hâce Alî’nin babası Sadreddîn Erdebîlî (794/1392)’ye intisâb etti.
Ancak Bursa’da Yıldırım Bâyezid tarafından yaptırılan (802/1400) Ulu Câmii açılış merâsiminde pâdişâh tarafından ilk hutbeyi okuması dâmâdı Emir Sultân (833/1430)’a teklîf edildiğinde onun:
“– Beldemizde zamânın kutbu bulunduğu hâlde benim imâm olmam münâsib olmaz”19 diyerek Hamîdüddin Aksarâyî’yi îmâ etmesi onun o esnâda sülûkünü tamamlamış ve irşâd makâmına yükselmiş olduğunu gösterir. Bu duruma göre Hamîdüddin’in Şeyh Sadreddîn’e intisâb etmiş olması târîhen daha uygun görünmektedir.
Hamîdüddin Aksarâyî, Ankara Savaşı (805/1402)’den sonra Timur tarafından Erdebil’e götürülen türkmenler arasında bulunuyor idiyse –ki buna dâir kesin bir bilgiye sâhip değiliz.- Hamîdüddin Efendi, Hâce Alî’ye o zaman intisâb etmiş olmalıdır. Şeyh İbrâhim’e intisâbı ise târîhen imkânsızdır.20
Aksarâyî’nin Ulu Câmi’nin inşâsından çok önce Bursa’ya gelip yerleştiğini21 ve burada fırınında pişirdiği ekmekleri halka satarak mütevâzıâne “imrâr-ı hayât” ettiğini görüyoruz. Halkın kendisinden ekmek için âdetâ yarış ettiği bu “ümmî tavırlı” zâta halk, “Somuncu Baba” ve “Ekmekçi Koca” diyordu.22
Halkın avâm-ı nâstan zannettiği bu velînin kadrini takdîr edenlerin ve ondan feyz alanların başında devrin meşhûr şeyhi Emir Sultân23 geliyordu. Onun irfânına muttali olan Mehmed Şemseddîn Buhârî, kendisini bu yüzden Ulu Câmi’in açılışında ilk hutbeyi okumaya teşvîk etmişti.
Hamîdüddin ile Emir Sultân’ın münâsebetlerinin ne zaman ve ne şekilde başladığını bilememekle beraber çok samîmî bir şekilde devâm etitğini; hatta bu yüzden Hamîdüddin’in vefâtından sonra bu yakınlığın mürîdi Hacı Bayram ile sürdüğünü; Emir Sultân’ın, cenâze namazı için Hacı Bayram’a vasiyet ettiğini görüyoruz.24
Hamîdüddin, Ulu Câmi’in açılışında yaptığı vaazdan sonra birden meşhûr oluvermişti. O, bu konuşmasında “Fâtiha Sûresi’ni yedi ma’nâ üzere tefsîr etmiş”, namazdan sonra da rivâyete göre câmiin üç kapısından çıkanlarla aynı anda görüşmüştü.25
O’na intisâb edenler arasında ilk Osmanlı Şeyhulislâmı kabûl edilen Molla Şemseddîn Fenârî (834/1430)26 de vardır. Emir Sultân’ın kendisinden ders okuduğu27 bu âlim zât, muhtemelen Emir Sultân’ın delâletiyle Aksarâyî’ye intisâb ederek ondan feyz aldı.28 O’nun vefâtından sonra da halîfesi Hacı Bayram Velî ile pek çok sohbetlerde bulundu.29
Şöhretinin kısa zamanda etrâfa yayılması netîcesinde ziyâretçilerinin tevâlî etmesinden râhatsız olan Hamîdüddin’in, mürîdi30 Hacı Bayrâm ile birlikte ortadan kaybolduğu rivâyet edilir.31
Hamîdüddîn ile Hacı Bayram Velî, Bursa’dan ayrıldıktan sonra Hicâz’a gitmişler; orada hacc farîzasını îfâdan sonra da Aksaray’a gelip yerleşmişlerdi.32
Hamîdüddîn vefâtına kadar mürîdi Hacı Bayram ile Aksaray’da kaldı.33 815/1412 yılında vefât edince oraya defnedildi.34
Babası vâsıtasıyla Ebheriyye, Şam’da intisâb ettiği Bistâmiyye, Erdebil’de aldığı Safevîyye tarîkatlarının mecmûu olarak bilinen Hamîdüddîn’in (Somuncu Baba) tarîkat silsilesini şu şekilde tesbît etmek mümkündür.
Dipnotlar:
- Lâmiî Çelebi, Nefahât Tercemesi, İstanbul 1270, 684; Tibyân, I/172; Semerâ-tu’l-fuâd, 227; M. Ali Cengiz, Yüksel Adıgüzel, Mehmed Gülseren tarafından hazırlanan Somuncu Baba (Ajans-Türk Matbaası 1965) adlı eserde Hamid Aksarâyî’nin kabri Darende’de gösterilmekte ise de mevsûk olmayan bu rivâyet, iddiadan öte geçememifltir. Sh. 67. Ayrıca krfl. Ali İhsân Yurd, Fâtih’in Hocası Akflemseddîn, İstanbul 1972, Menâkıb Blm. 82 vdd.
- Tibyân, I/172.
- Lâ’lîzâde, Melâmiyye, 14.
- Tibyân, I/172.
- eş-Şakâiku’n-Nûmâniyye, 35.
- Nefâhât Tercemesi, 684; Bu pulların sayısı üç olup tepesi düz “halvetî tâcı” üzerine vaz’ edilirdi. Tepe kısmında düşmesi de bulunmazdı. bk. Müstakimzâde, Tâc Risâlesi, vr. 160b.
- bk. Yurd, Akşemseddîn (Menâkıb Blm.), 96 vdd.; eş-Şakâik, 35; Terceme-i Şakâik, 75.
- Üveysî: Gönül perdesinin açılması ve nefsânî perdelerin kalkması mürflid elinde olmayan kimselere denilir. Sohbet üç kısımdır. 1. Bizzat meflâyıhtan ahzolunan “sohbet-i cismâniye”, 2. Evliyânın kâmil olanlarından al›nan “sohbet-i rûhâniye”, 3. Bizzât Hakk’dan istifâza ile elde edilen “sohbet-i ilâhîyyedir.” Üveysî bunlardan ikinci ve üçüncü grupta bulunanlara denilir. bk. Bursevî, Hıtâb, 269.
- Bursevî, Silsile, 70.
- Nefahât Tercemesi, 684.
- Şakâik, 35.
- Semerâtu’l-fuâd, 141.
- Lemezât, 186b.
- Tibyân, I/172.
- Silsile, 70.
- Esmâr-ı Esrâr, 21.
- Silsilenâme, 23
- Zeyl-i Şakâik, 64.
- Harîrîzâde, Tibyân, I/173; Bursalı İsmail Hakkî, bu hâdiseyi şöyle anlatır: “Yıldırım Bâyezid zamanında Bursa’da câmi-i kebîr ve ma’bed-i münîr binâ edildi. Damadı olan Seyyid Buhârî’ye –ki Emir Sultân demekle meşhurdur– haber gönderip, ‘İbtidâ cumasında gelip minbere vaaz eylesin’ dedi. Onlar da cevap verip, ‘Bu şehirde benden âlim kimse vardır ki, “Ekmekçi Dede” derler.’ dediler. Fi’l-hakkı, Ekmekçi Dede’den vaaz niyaz olundu; ‘Hay Emîr, taaccüb, bizi ifşâ ettin’ diyerek gelip vaaz edip Sûre-i Fâtiha’ya yedi kat mâna verdi.” (Bk. Silsile, 71 vd.)
- Bursevî, Silsile, 70.
- Hakkı Şınasî Çoruh, Emir Sultân (sh. 95), Hamîdüddin Aksarâyî’nin 1358 M. yılında Bursa’ya geldiğini yazmakta; fakat kaynak vermemektedir.
- Şakâik, 35; Tibyân, I/172; Sefîne, II/254-255’de şöyle denilmektedir: “Hamdüddin’in Bursa’daki Molla Fenârî Mahallesi’ndeki fırını bugün hâlâ mevcuttur ve ziyaretgâhtır. Ekmek sattığı, Ulu Câmi karşısındaki Sahaflar Çarşısı’ndaki orta mahal teberrüken ‘bahçe’ haline getirilmiştir.” (Bk. Zeyl-i Şakâik, 64.)
- Emir Sultân için Giriş Bölümü’ndeki “Anadolu’da Tasavvufî Cereyanlar” bahsine bakılmalıdır.
- Bursevî, Silsile, 74; Bursalı M. Tâhir, Hacı Bayram Velî, İstanbul 1341, s.7.
- Vassâf, Sefîne, II/255.
- Molla Fenârî hakkında bk. eş-Şakâiku’n-Nûmâniyye, 17 vd.
- Bk. aynı eser, 35 vd.
- a. e. göst. yer; Terceme-i Şakâik, 75.
- Fenârî’nin Abdullâtif Makdisî’ye de nisbeti vardır. Bk. eş-Şakâiku’n-Nûmâniyye, 19.
- Hacı Bayram’ın intisabı için bk. sh. 169 ve devamı.
- Tibyân, I/172.
- a. e., göst. yer; Vassâf, Sefîne, II/255.
- Hamîdüddin’in şöyle bir menkâbesi nakledilir: “Şeyh Hamid’in dervişlerinden biri, şeyhi için bir tarla, kendisi için bir tarla ekti. Şeyh bir gün tarlaların durumunu tetkike çıktı ve: ‘Bizim tarlamız hangisidir?’ diye sordu. Derviş de şeyhinin tarlasının mahsûlü verimli olmadığından dolayı hayâsından kendi tarlasını gösterdi. Şeyh melûl oldu ve: ‘Hiç dünyamız eğdiği yok idi, acaba hangi günahımızdan oldu?’ dedi.” (Bk. Nefahât Tercemesi, 684; Eş-Şakâiku’n-Nûmâniyye, 35.)
- a. e., göst. yer; Terceme-i Şakâik, 75.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları