Solunum Sistemi Nasıl Çalışır?

SIHHAT

Besinlerin enerjiye dönüşmesinden ses oluşumuna kadar: Akciğerlerimiz, kılcal damarlarımız ve nefes borumuzun hayranlık uyandıran kusursuz işleyişi.

Solunum faaliyeti, vücûda alınan besinlerin yakılarak enerjiye dönüştürülmesi için gerekli olan oksijenin alınıp hücrelerdeki yanma olayından sonra meydana gelen karbondioksitin dışarı atılmasıdır. Yüce Yaratıcı, solunum sistemi için vücutta özel organlar yaratmıştır. Kurulan sistem, son derece hassas kanunlarla işletilmektedir.

HAVANIN VÜCUTTAKİ YOLCULUĞU NASIL OLUR?

Vücûdun dışarıdan aldığı besinleri kullanabilmesi ve bu yolla hayatını devam ettirebilmesi için onları yakmaya ihtiyacı vardır. Ağız yoluyla alınan gıdalar, sindirim sistemi tarafından iyice hazmedildikten sonra, kana nakledilmektedir. Kan; protein, yağ, glikoz, amino asit v.s. halinde kendisine nakledilen bu besinleri dolaşım sistemi vasıtasıyla vücut hücrelerine, her birinin ihtiyacı miktarınca dağıtır. Besini alan hücre, oksijen vasıtasıyla yakarak enerjiye dönüştürmek suretiyle bunu kullanır.

Solunum faaliyeti, havanın içeri aldığı pencereler olan ağız ve burunda başlamaktadır. Burun içinde filitre sistemleri yaratılmıştır. Burun duvarlarında bulunan kıllar ve içerideki yapışkan sümük maddesi, içeri giren havadaki tozları yutmak suretiyle süzme işini gerçekleştirir. Ayrıca burun içinde kıvrımlar yaratılmak suretiyle havanın bu kıvrımlardan geçerken ısınması temin edilmiştir. İçeri giren hava, nemlendirilmiş ve toz topraktan arınmış şekilde yutağa gelir. Ağız boşluğu ve yutak, sindirim sistemi içinde de vazifelidir.

Hava, yutaktan nefes borusuna geçer. Yaklaşık 25 cm boyunda ve 2,5 cm çapında olan nefes borusu, halkalar halinde yapılmış olup iç kısmına titrek tüyler yerleştirilmiştir. Bu tüylerin yaratılmasıyla, nefes borusu içerisine kaçma ihtimali bulunan yabancı maddelerin dışarı atılması için bir emniyet tedbiri daha alınmıştır.

Nefes borusu, dördüncü omur hizasında iki kola ayrılmıştır. “Bronş” denen bu kolların her biri, göğüs boşluğunu dolduran akciğerler içerisine dallanarak dağılırlar. Bu incecik dalcıkların sayısı çok fazladır. “Bronşcuk” diye adlandırılan bu dallar, “alveol” isimli küçücük keselerde son bulur.

AKCİĞERLERDE GAZ ALIŞVERİŞİ NASIL GERÇEKLEŞİR?

Göğüs boşluğunun her iki tarafında yer alan akciğerlerden sağdaki üç, soldaki ise iki parçadan oluşur. Bu parçaların her birine “lob” adı verilir. Sol akciğerdeki üçüncü lobun yerini, kalp almıştır. İçi her an hava ile dolup boşalan alveollerin her birinin etrafı kılcal damarlarla kuşatılmıştır. Alveol kesesiyle kılcal damarlar arasındaki mesafe, milimetrenin binde birinden daha azdır.

Kalbin sol kulakçığına gelen kirli kan, sağ karıncıktan akciğer toplar damarıyla akciğere gelir. Gelen kan, kılcal damarlar vasıtasıyla bütün akciğere dağılır. Derin nefes alınca bütün alveoller hava ile dolar. Kılcal damarlarda bulunan kan ile hava arasında bir gaz alış verişi cereyan eder. Kandaki karbondioksit havaya, havadaki oksijen de kana geçer. Bu alış veriş esnasında muazzam fizik ve kimya kanunları işletilmektedir. Aynı kanunların işleyişi, kan, vücut hücrelerini dolaşırken onlarla arasında geçen gaz alış verişi esnasında da görülür.

Besinlerin yakılarak hayatın devamı ve vücut ısısının temini, bu faaliyetlerin düzenli bir şekilde yürütülmesiyle mümkün olmaktadır. En küçük bir aksama hayatın durmasına yol açar. Yenilen bir lokma, yanlışlıkla nefes borusuna kaçsa, hemen dışarı atılmazsa -Allah korusuninsan nefessizlikten ölebilir.

NEFES ALIP VERME NASIL GERÇEKLEŞİR?

Nefes alıp verirken göğsümüz genişleyip kabarır, sonra tekrar normal hale döner. Göğüs kafesimizin bu esnekliği, kaburga kemiklerimizin esnek olmasındandır. Ayrıca nefes aldığımız anda kaburgalar arası kaslar, diyafram ve bir kısım göğüs kasları çalışır. Bu kasların birlikte çalışması sonucunda akciğerlerimiz göğüs kafesi içinde rahatlıkla genişleyebilmektedir. Akciğerleri genişleme kabiliyetinde yaratan Yüce Yaratıcı, göğüs kafesini de bu genişlemeye imkân verecek şekilde yaratmıştır.

Nefes yoluyla vücuda giren, kanı temizleyen ve vücut ısısının ve enejisinin temininde vazife gören hava, dışarı çıkarken de nefes borusunun kenarındaki ses tellerini titreştirmek suretiyle sesin oluşumunu temin eder. İçeri giren hava ile dışarı çıkan hava aynı yollardan geçtikleri hâlde birbirine karışmaz. Vücuttaki karbondioksiti alarak kirlenen hava, içeri giren temiz havayı kirletmeksizin dışarı çıkar. Bu hârika fiil elbette kendiliğinden meydana gelmemektedir. Bunu yapan, yaratan bir Yüce Kudret vardır. İnanmak için mûcize arayan insanlar, sadece kendi vücutlarına ibret nazarıyla baksalar milyonlarca mûcizeyi hemen göreceklerdir.1

Dipnot:

  1. Mustafa Nutku ve ark., a.g.e., s. 31-35.

Kaynak: Prof. Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları