Şer‘î İlimler Öğrenen Talebelere Altın Değerinde Tavsiyeler

Tasavvuf

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, şer‘î ilimleri tahsil eden talebelere altın değerinde tavsiyeler veriyor.

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’den talebelere: Şer‘î ilimlerde dikkat edilmesi gereken hususlar...

ŞER‘Î İLİMLERİ TAHSİL EDEN TALEBELERE TAVSİYELER

–Evvelâ ilim tahsilinde niyet hâlis olacak. Kalp; ilmin gururundan, nefsânî ihtiraslardan korunacak.

Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri; kendisine ilimde «güneşler güneşi» denilirken, nefsini tezkiye ve kalbî hayatını inkişâf ettirebilmek için, Abdullah Dehlevî Hazretleri’ne gitti. O da ilmin getirdiği enâniyetin bertarafı için, onu dergâhın mihrâbında veya kürsüsünde değil, abdesthânelerin temizliğinde vazifelendirdi.

İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de zamanındaki bütün ilimlerin zirvesinde olduğu hâlde, nefsini hesaba çekmiş, ilimdeki niyetinin makam-mevkî ve şöhret sevdalarıyla karışık hâlde bulunduğunu görünce, altı ay boyunca bir inzivâ hayatı yaşamış, ağlayıp inleyerek Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etmiştir.

Demek ki; bu dünyaya arz-ı endâm için değil, arz-ı hâl için geldiğimizi unutmayacağız.

Bu da sadece satırlardan okumakla olmaz. Hâlimizi ve gönül dünyamızı ıslah etmemiz şarttır.

İkinci olarak; dînî ilimleri istikamet ehli, takvâ sahibi, ehil kimselerden tahsil etmek îcâb eder.

Rasûlullah Efendimiz, Abdullah bin Ömer’e radıyallahu anh şöyle buyurmuştur:

“Ey İbn-i Ömer! Dînine iyi sarıl, dînine iyi sarıl! Zira o senin hem etin hem kanındır. Dînini kimden öğrendiğine iyi dikkat et! Dînî ilimleri ve hükümleri, istikamet ehli âlimlerden al, sağa-sola meyledenlerden alma!” (Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fî İlmi’r-Rivâye, el-Medînetü’l-Münevvere, el-Mektebetü’l-İlmiyye, s. 121)

Takvâ ve istikametten mahrum bir dînî tahsil; ilâhî hakikatleri dahî şahsî ve nefsânî kaygılarla değerlendiren, «din âlimi» etiketli «din tahripçileri»nin zuhûruna zemin hazırlar. Onlar da servet, şehvet ve şöhret gibi nefsânî ihtiraslara tamah ederler. Verdikleri fetvâlarda «Kitap ve Sünnet’e uyma» yerine «kitabına uydurma»ya meylederler.

Bu sebeple; bir âlimde ilim var, fakat amel ve takvâ yoksa, âkıbeti hüsrandır.

İmam Mâlik Hazretleri’nin şu ifadeleri de çok mühimdir:

“Kim fıkıhla (dînî ilimlerle) meşgul olur da tasavvufî terbiye görmezse fâsık olur. Kim tasavvufla meşgul olur da dînî ilimleri bilmezse zındık olur. Her kim de bu ikisini cem ederse, hakikate nâil olur.” (Ali el-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh, Beyrut, 1422, I, 335)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık