Seni Öldürmeye Gelen, Sende Dirilsin!

HİDAYET ÖYKÜLERİ

İnsanlarla olan iletişimimizde kullandığımız sözler, kurduğumuz cümleler muhatabımızın gönül dünyasında güzel hisler uyandırmalı ve bu sebeple, dost ise dostluğu kuvvetlenmeli, düşman ise düşmanlığını gidermelidir. Bunun en güzel örneklerini sahabenin hayatında görüyoruz.

Cenâb-ı Hak buyuruyor: “Ona yumuşak söz (kavl-i leyyin) söyleyin. Bel­ki o, nasihat dinler veya Allâh’tan korkar.” (Tâ­hâ, 44)

Rasûlullah (sav) buyurdular: “Din, nasihatten ibârettir.” (Bu­hâ­rî, Îmân, 42)

Mus‘ab bin Umeyr (ra), beraberinde Es‘ad bin Zürâre (ra) olduğu hâlde Medine’de Abd-i Eşhel ve Zaferoğulları’nın yurduna gitmişlerdi.

O gün Abd-i Eşheloğulları’nın liderleri Sa‘d bin Muaz ile Üseyd bin Hudayr idi. İkisi de henüz müşrikti. Sa‘d, Mus‘ab bin Umeyr’in gelişini duyunca Üseyd’e;

“−Ne duruyorsun? Bizim zayıf ve cılız insanlarımızı aldatmak için gelen şu iki adamın yanına git ve onları buradan uzaklaştır!” dedi.

Üseyd de Mus‘ab bin Umeyr ile Es‘ad bin Zürâre’nin yanlarına geldi; kötü sözler söyleyerek başlarına dikildi ve elindeki mızrağını onlara doğrultup; “−Yaşamak istiyorsanız buradan çekip gidin!” dedi.

Mus‘ab (ra) ise sâkin ve mütebessim bir şekilde şu mukabelede bulundu; “−Eğer oturup dinlersen, sana söyleyeceklerimiz var. Sen akıl ve basîret sahibi seçkin bir kimsesin. Beğenirsen kabul eder, hoşlanmazsan uzak durursun…” dedi.

Üseyd, biraz düşünüp; “−Doğru söylüyorsun.” diyerek mızrağını yere sapladı ve dinlemeye başladı.

Dinledikçe Mus‘ab (ra)’ın anlattığı ilâhî güzelliklerin câzibesine kapılarak İslâm’ı kabul etti. Sonra huzur içinde oradan ayrılıp Sa‘d’a; “−Onları dinledim, anlattıklarında da bir mahzur görmedim.” dedi.

Buna kızan Sa‘d, bu defa kendisi Mus’ab’ın yanına gitti. Öfkeli idi ve kılıcını da yarıya kadar sıyırmıştı. Mus’ab (ra) onu da aynı şekilde karşıladı. Yatıştırdı. Sonra tatlı ve rûhunu okşayıcı bir üslûp ile ona da bir kısım ilâhî hakikatleri anlattı.

Böylece Sa’d da, Üseyd gibi anlatılanların ulvî câzibesine kapılarak îman kevserini yudumladı.

Hiç şüphesiz bu hâl, Allah Rasûlü (sav)’in mânevî terbiyesinde yetişen müstesnâ sahâbîlerin nasıl yüce bir olgunluğa eriştiklerinin bir misâlidir.

O bahtiyarlar, insanın ihyâsından ibaret olan İslâm’ın bereketiyle; “Seni öldürmeye gelen, sende dirilsin!” düsturunu beşeriyet tarihine altın harflerle yazmışlardır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Sayı: 01, Mart 2005