Selef-i Sâlihîn’in Ramazan’a Verdiği Kıymet

İbadet Hayatımız

Selef-i Salihin'in Ramazan ayına verdiği kıymet nasıldı? Enam suresi 32. ayet bizleri nasıl uyarıyor?

Hikâye edilir ki;

Bağdat kadılarından biri maiyyeti ile birlikte külhanların bulunduğu sokaktan geçiyordu. Bu esnada onları gören üstü başı kir-pas içinde, hırpânî kılıklı, sanki cehennem zebânîlerini andıran yahudi bir külhancı önlerine geçti. Kadıyı taşıyan bineğin yularına yapışarak şöyle dedi:

“–Ey kadı! Sizin Peygamberinizin söylediği;

«Dünya mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir.» (Müslim, Zühd, 1) sözünün mânâsı nedir? Görmüyor musun sen bir mü’min, bir Muhammedî olduğun hâlde dünya senin için cennettir.

Benim için ise bir hapishâne mesâbesindedir. Ben bir yahudiyim, bir kâfirim. Oysa Peygamberiniz bunun aksi olacağını haber veriyor! (Bunu nasıl îzâh edersin?)”

Kadı, bu suâle şu cevabı verdi:

“–Şu anda benim içinde bulunduğum geçici nimetler ve bu ihtişamlı hayat, bana cennette va‘dedilen ebedî mükâfâta nisbetle, bir zindan hayatı gibidir.

Senin şu anda içinde bulunduğun durum ise, cehennemde uğratılacağın azâba göre cennet mesâbesindedir.” (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, el-En‘âm, 32)

DÜNYA TELÂŞE YURDURUR

Cenâb-ı Hak buyurur:

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir.

Müttakî olanlar için âhiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır.

Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (el-En‘âm, 32)

Hakikaten;

Dünya; imtihan îcâbı, meşgul edici bir telâşe yurdudur. Bu sebeple, insanlar; beşerî işler için bile, dünya telâşesine bir ara vermek ve ehemmiyet verdikleri hususlara teksîf olabilmek için, çeşitli programlar tertip ederler.

Ticaret erbâbı; fuarlar, seminerler veya kurslar düzenler. Bunun için bazen bir eğitim binasına kapanır, bazen bir beldeye yolculuk ederler.

Sporcular; mühim karşılaşmalardan önce, ekseriyâ insanlardan uzak tabiî bir muhitte kampa girerler. Bütün günlük hayatları, yeme-içmeleri, uyku ve çalışma saatleri dakik bir şekilde tanzim edilir.

Talebeler; büyük imtihanların öncesinde, hayatlarını disiplin altına alacak husûsî programlar hazırlarlar. Dâimâ hazırlanan günlük cetvele riâyet noktasında kendilerini sıkıştırırlar.

SELEF-İ SÂLİHÎN’NİN RAMAZAN’A VERDİĞİ KIYMET

Hepsinin ortak noktası; meşgul edici, oyalayıcı ve vakit öldürücü meşgalelerden vazgeçmek ve esas maksat ne ise ona tam mânâsıyla teksîf olmaktır.

Dünyevî maksatlar için dahî vakit ayırmak, günlük oyalayıcı meşgalelerden fedâkârlık etmek ve teksîf olmak gerekiyorsa; ebedî hayatımız için böyle vakitlerin ne kadar ehemmiyetli ve lüzumlu olduğunu idrâk etmek îcâb eder.

Cenâb-ı Hak; rahmet ve lutfunun eseri olarak, her yıl bize fânî dünya alâkalarından uzaklaşabileceğimiz bir mâneviyat baharı, bir ibâdet ve rûhâniyet mevsimi ve bir Kur’ân iklimi olarak Ramazân-ı şerîfi hediye ediyor.

Ne mutlu bu güzîde mevsimi en güzel şekilde idrâk edebilene!..

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; Receb ayının girmesinden itibaren, Ramazân-ı şerîfe kavuşma duâsına devam ederdi. Bu duâ; mübârek mevsime mânevî bir hazırlık ve onu hatırda canlı tutma gayesine mâtuf olmalıdır.

Muallâ bin Fadl -rahmetullâhi aleyh-’in şu sözleri de, bu şuurun ifadesidir:

“Selef-i sâlihîn; Cenâb-ı Hakk’a, altı ay kendilerini Ramazân’a ulaştırması için duâ ederlerdi. Geri kalan altı ayda da idrâk ettikleri Ramazân’ı kabul buyurması için duâ ederlerdi.” (Kıvâmu’s-Sünne, et-Terğîb ve’t-Terhîb, II, 354)

Böylece;

Ömür; bir önceki Ramazan’dan bir sonraki Ramazân’a, ibâdet ve güzel ahlâkta terakkî ede ede bereketlendirilmekte, senenin kalbi ve nabzı bu mübârek mevsim etrafında atmış olmaktadır.

Ramazân-ı şerîfin kıymetini bu şekilde idrâk etmemiz ve onun ihyâsı için keyfiyetli bir gayret ortaya koymamız lâzımdır.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2024 Ay: Mart, Sayı: 229