Şefik Bey’in Torun Hikâyeleri

HAYATIMIZ

Şefik Bey’in torunlarıyla yaşadığı günlük maceralar, nesiller arası tatlı çatışmalar ve mizahi anılar bu yazıda bir araya geliyor.

Değerli emekli dostlarım!

TORUNLA GÜNLÜK HAYAT: MİZAH, TEKNOLOJİ VE NESİLLER ARASI FARKLAR

Bizim Şefik Bey biraz geç evlenmiş.

- Evlen! demişler,

- Acele yok. Hele işlerimi yoluna koyayım, demiş.

Sonra çeşitli sebepler öne sürerek evlenmeyi geciktirmiş... Geç de olsa sıra kız istemeye gelmiş. Kız istemeye gittiklerinde bazen kız Şefik Bey’i beğenmemiş, bazen Şefik Bey kızı beğenmemiş. Derken Şefik’in saçları dökülmeye başlayınca işler daha da zorlaşmış. Tam saçında üç tel kalmışken, kendi gibi evde kalmış bir kız bulmuş.

Son kalan o üç tel saç da düğün hazırlıkları sırasında dökülmüş, nikâh masasında tam dazlak olarak imzayı atmış. Buraya kadar olanları bana Şefik Bey anlattı. Ben, Şefik Bey’i evlendikten yıllar sonra tanıdım.

Şefik Bey’in eşi Tahire Hanım, adı gibi tertemiz bir hanımdır, ama o da Şefik Bey gibi çeşitli sebeplerle evlenmeyi tehir etmiş. Onun için bizim Şefik, eşi Tahire Hanım’a şaka yollu “Tehire Hanım” diye takılırdı.

Şefik Bey yaşlı görüntüsüne hiç kafayı takmazdı. Sakalı bıyığı yoktu. Ağaracak saçı da olmadığı için kendini genç hissederdi.

Bir gün oyuncakçı dükkânında oğlu pahalı bir oyuncak isteyince Şefik Bey:

- Olmaz! demiş.

Oğlu mızmızlanmaya başlayınca satıcı, bizim Şefik’e:

- Hadi dedesi, kırma torununu... Sana biraz dedelik indirimi yaparım, demiş.

Bizim Şefik Bey satıcıya fena halde bozulmuş ama belli etmemiş, parayı verip oyuncağı almış. Bu olaydan sonra Şefik Bey, oğlu ile yan yana olmamaya dikkat etmiş.

✶ ✶ ✶

Şimdi Şefik Bey akıllanmış da oğlunu erken evlendirdi, yakında torun bekliyor.

Benim büyük torun on yaşına yaklaştı; ne kadar yaklaştı bilmiyorum. Yakında “yaş günü” kutlaması yapacaklar. Böyle yaş günlerini eskiden biz bilmezdik, yeni nesil bizim nesle hiç benzemiyor. Bazen torunla anlaşamadığımız zamanlar oluyor ama hep o kazanıyor, ne de olsa torun...

Annesiyle bize gelmişti. Boynuma sarıldı:

- Dede, yaş günüme bekliyorum, sakın romatizmalarını bahane etme! dedi.

Şimdiki yeni nesil süper, bizim askere gidinceye kadar bilmediğimiz şeyleri şimdi anaokulunda biliyorlar.

Biz mi şanslıydık, onlar mı şanslı bilmiyorum ama ben onlara ayak uyduramıyorum.

“Ayak” dedim de aklıma geldi: Rahat bir ayakkabı almak için çarşıya çıkacaktım. Benim kız:

- Zahmet etme baba, internetten alalım, dedi.

Ben, internet diye bir ayakkabı mağazası var zannettim:

- Yakın mı? dedim.

- Bir telefon kadar yakın, dedi.

Benim bazen saflığım tutuyor. Çarşıda bir telefon kulübesi vardı, oralarda bir yerde zannettim.

Benim kız telefonu açtı. İki “tık”ladı, ayakkabı modellerini göstermeye başladı.

- Bu nasıl baba?

- Bilmem ki kızım, ben ayakkabı almak için dokuz dükkân dolaşırım, bazen almadan eve dönerim. Benim ayaklarım taraklı da...

Torun söze karıştı:

- Dede, tarak başta olur, ayakta değil...

Biraz gülümsedim. Kız sordu:

- Kaç numara giyiyorsun baba?

- 43 ama bazen rahat olması için 44 alıyorum.

- Tamam, 44 diyelim.

- Ne olur ne olmaz kızım, sen 45 de...

Daha sözümü tamamlamadan torundan acayip bir ses geldi:

- Çüşşş!

Toruna baktım:

- Bana mı dedin?

- Kime diyeceğim dede, o kadar büyük ayak mı olur!

Kıza döndüm:

- Kızım, siz evde eşek mi besliyorsunuz? Nedir bu “Çüşşş!”

Kız biraz mahcup, gülümsedi:

- Bu bir deyimdir baba, aşırı şeyler için kullanılır, eşekle ilgisi yok...

Fazla uzatmak istemedim.

- Bunları çocuklara öğretmeyin kızım, toplum içinde ayıp olur, dedim.

- Tamam baba!

Neyse, eşek olmamak için 44 numara ayakkabıyı kabul ettim:

- Ayakkabı bugün gelir mi? dedim.

Yine torundan aynı tonda bir ses:

- Oohaa!

- Bana mı dedin?

- Kime diyeceğim dede, o kadar çabuk gelir mi!..

Dönüp kıza baktım, yine mahcup ama bu sefer bir şey diyemedi. Ben sordum:

- Bu da bir deyim mi kızım?

- Evet baba.

Başka bir şey demedim. Torun anlamadı ama kız anladı. Markete gidecekti, çıkıp gitti.

✶ ✶ ✶

Ben güler yüzle ve sevgiyle toruna bakıp anlattım:

- Eşeklere durması için “Çüşşş” denir. İneklere de otlaması veya su içmesi için “Ohaa” denir, diye uzun uzun anlattım...

“Bunları toplum içinde söylemek ayıptır” dedim.

Torunun bir gözü televizyonda, bir gözü bende:

- Bitti mi dede? dedi.

Ne diyeyim ki... Benim dediklerim bir kulağından girip ötekinden çıkmadı, galiba hiç girmedi.

✶ ✶ ✶

Tam bu sırada hanım, söylenerek mutfaktan geldi. Elinde telefon:

- Ne saçma şey bu... Şuna baksana efendi, durmadan bir yazı çıkıyor, silemiyorum.

Tam elimi uzattım ki telefonu torun kaptı:

- Sen yapamazsın dede! Yaşlısın! dedi.

Ağzımı açmaya fırsat kalmadan bizim torun “tık tık” dedi, telefonu hanıma verdi:

- Silindi anneanne!

Hanım, mânâlı bakışlarla bana baktı, toruna teşekkür edip gitti.

Biraz sonra telefonum çaldı:

- Alo Necip!

- Abi, akşamdan beri uğraşıyorum, o türküyü çıkaramadım.

- Çıkaramazsın Necip, sen yaşlısın.

- Çıkarırım abi, ben iki günde on türkü çıkardım.

- Çüşş!

- Ne dedin abi?

- Bir şey değil Necip, bu bir deyimdir. Sen bize gel, beraber çalışalım.

- Gece gelsem olur mu?

- Oohaa! Yatmaya mı geleceksin!

Necip durakladı:

- Sende bir tuhaflık var abi; yarın gelsem olur mu?

- Olur Necip.

Necip işin farkına vardı. Yarın her şeyi anlatırım. Şimdilik hoşça kalın değerli dostlar, torunlara dikkat edin!

Kaynak: Ekrem Bektaş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 477