"Sana Bir Dava Geldiğinde Nasıl Hüküm Vereceksin?" Hadisi

HADİSLER

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Muaz (r.a) arasında geçen hadisi şerif ve hadisin kısa açıklaması.

Muâz’ın anlattığına göre, Allah Resûlü (sav) onu Yemen’e (vali olarak) gönderirken aralarında şöyle bir diyalog geçmişti:

(Sana bir dava geldiğinde) nasıl hüküm vereceksin?

Allah’ın Kitabı’na göre hüküm vereceğim.

(O konuda) Allah’ın Kitabı’nda bir hüküm bulamazsan?

Resûlullah’ın (sav) sünneti ile (karar vereceğim).

Resûlullah’ın (sav) sünnetinde de yoksa?

Kendi görüşümle ictihad ederek bir karara varacak ve ona göre hüküm vereceğim.

Bunun üzerine Hz. Peygamber “Resûlü’nün elçisini (Resûlü’nün arzuladığı cevabı vermeye) muvaffak kılan Allah’a hamdolsun.” buyurmuştu. (Tirmizî, Ahkâm, 3; Ebû Dâvûd, Kadâ’, (Akdiye), 11)

Hadisin Açıklaması

Hicretin üzerinden dokuz yıl geçmişti. Allah Resûlü yeni fethedilen yerlere dini öğretmeleri için elçiler gönderiyordu. Sıra Yemen’e gelmişti. Yemen’e elçi, zekât memuru ve kadılık yetkileriyle gönderilecek kişi, helâli ve haramı en iyi bilen, (Tirmizî, Menâkıb,32.) Resûlullah’ın kendilerinden Kur’an öğrenilmesini tavsiye ettiği dört sahâbî arasında bulunan Muâz b. Cebel’di. (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 8.) Genç yaşta Müslüman olan ve Resûlullah’la birlikte hemen hemen bütün savaşlara katılan Muâz, Allah Resûlü tarafından Yemenlilere, “Size arkadaşlarımın en uygun olanını gönderiyorum.” denilerek takdim edilmişti. (İbn Sa’d, Tabakât, III, 585.) Peygamberimiz, yolculuktan önce, Ebû Musa el-Eş’arî ile Muâz’ı Yemen’e uğurlarken, onlara halka karşı nasıl davranacakları hususunda bazı uyarılarda da bulunmuştu: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin ve hüküm verirken birbirinizle uyum içinde olun!” (Buhârî, Cihâd, 164.) Ayrıca, onlara Ehl-i kitap bir kavme gittiklerini hatırlatarak, belde halkını öncelikle Allah’tan başka tanrı olmadığına ve Resûlullah’ın Allah’ın Peygamberi olduğuna inanmaya çağırmalarını, kalpleri imana ısındıkça da yavaş yavaş ibadetleri anlatmalarını istemişti. (Müslim, Îmân, 31; Buhârî, Zekât, 1.) İşte bu uğurlama esnasında Allah Resûlü ile o çok sevdiği ve kıyamet günü âlimlerin önünde yürüyeceğini müjdelediği sahâbîsi Muâz6 arasında şöyle bir konuşma geçti:

(Sana bir dava geldiğinde) nasıl hüküm vereceksin?

Allah’ın Kitabı’na göre hüküm vereceğim.

(O konuda) Allah’ın Kitabı’nda bir hüküm bulamazsan?

Resûlullah’ın (sav) sünneti ile (karar vereceğim).

Resûlullah’ın (sav) sünnetinde de yoksa?

Kendi görüşümle ictihad ederek bir karara varacak ve ona göre hüküm vereceğim.

Bunun üzerine Hz. Peygamber “Resûlü’nün elçisini (Resûlü’nün arzuladığı cevabı vermeye) muvaffak kılan Allah’a hamdolsun.” buyurdu. (Tirmizî, Ahkâm, 3; Ebû Dâvûd, Kadâ’, (Akdiye), 11)

Allah Resûlü ile Muâz b. Cebel arasında geçen bu konuşma, onun bir taraftan seçkin sahâbîsini eğittiğini, diğer taraftan da meselelere ortak bir bakış açısı kazandırmak istediğini göstermektedir. Buna göre Hz. Peygamber, kişisel ictihadın dayanması gereken ilk kaynağın Kur’an, ikinci kaynağın ise kendisinin söz ve uygulamaları olduğunu belirtmiş olmaktadır. Bir konunun dinî bakımdan değerini ve hükmünü anlamak için takip edilecek yol ve yönteme işaret eden bu rivayet, İslâm kültüründe özellikle de fıkıh düşüncesinde şekillenen düşünme sistematiğinin ve kaynak hiyerarşisinin oluşmasına önemli katkıda bulunmuştur. Bu hadis, Kur’an ve Hz. Peygamber’i anlamaya dönük aklî faaliyetin, kişisel ictihadın geliştirilmesinin önemini gösterdiği gibi, dinle ilgili konularda bakış açısı geliştirme, yorumlama ve bir sonuca, bir ilkeye ulaşma çabasında Müslümanlara temel zihnî bir yöntem kazandırmıştır.

Kaynak: Diyanet Hadislerle İslam