Sadakaları Allah Alır

HİZMET

Mü’min; “…Sen onları sîmâlarından tanırsın…” (el-Bakara, 273) âyetinin sırrına ererek, muhtâcın istemesine bile lüzum kalmadan, onun sıkıntısını sîmâsından anlayabilecek bir firâsete ulaşmalıdır.

Gerçek mânâda infâk ehli bir kul olabilmek; her iki dünyada da huzur bahşeden çok kıymetli bir nîmettir. Bu ibâdeti lâyıkıyla îfâ edebilenler, Rabbimizin de müjdelediği üzere, kıyâmetin o dehşetli hengâmesinde korkudan ve kederden sâlim kalacaklardır. Bunun içindir ki merhameti sonsuz olan Rabbimiz, yüzlerce âyet-i kerîme ile; ümmetinin üzerine şefkatle titreyen Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de pek çok hadîs-i şerîfiyle bizleri infâkın huzur ve saâdetine ermeye teşvik etmektedir.

İKİ DÜNYADA DA HUZURU BAHŞEDECEK NİMET

Cenâb-ı Hak, kıymeti tam olarak âhirette anlaşılabilecek muazzam bir nîmet olan infâkın, bâzı nâdan tavırlar sebebiyle zâyî edilmemesi için, biz kullarını îkaz buyurmuş, infâkın âdâbına riâyeti emretmiştir.

Mü’min, sehâvet sahibi insandır. Hakîkî sehâvet ise, gözünü kırpmadan, eli titremeden, yağan yağmurlar kadar tabiî bir rahatlıkla, cân u gönülden infâk edebilmektir. Yani hayır-hasenât, tıpkı çiçeklerin güzel kokularını etraflarına cömertçe ikram etmeleri gibi, tabiî ve rûhânî bir edâ ile îfâ edilmeli ki, Hak katında bir kıymet ifâde etsin!.. Ancak böyle bir infak, Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olan infaktır. Nitekim âyet-i kerîmede; “...Sadakaları Allah alır...” (et-Tevbe, 104) buyrulmaktadır.

Hak dostu Mevlânâ Hazretleri, böylesine nâzik bir hâlet-i rûhiye ile yapılan infâkın bereketini ne güzel ifâde buyurur:

“Sen varlığını, malını ve mülkünü güzelce infâk et de, bir gönül al! Ki o gönlün duâsı, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin, nûr olsun!.. Bu dünyada yediğin ve içtiğinden bir miktarını hayrın için azalt ki, ileride Kevser Havuzuʼnu bulasın. Vefâ toprağına bir yudumcuk döken kişiden, saâdet avı nasıl kaçabilir?”

O hâlde infâk ederken, nasıl ki malımızı veya imkânlarımızı muhtaçtan esirgemiyorsak, bir tebessümü ve azıcık bir nezâketi de esirgememek îcâb eder.

Hak dostu Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretleri, bir muhtaç gördüklerinde, şâyet arabada iseler otomobili durdurur, kapıyı açar, muhtâca doğru birkaç adım yürür, vereceği sadakayı tebessüm ve nezâketiyle daha da güzelleştirerek teslim ederdi.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından, Erkam Yayınları.