Saâdet Asrında Rasûlullah Sevgisi

Menkıbeler

Ashâb-ı kirâmın hayâtı, sayısız fazîlet, hikmet ve ibretlerle doludur.

Müşriklere esir düşüp öldürülmek üzere bulunan Hubeyb -radıyallâhu anh-’ın şehîd edilmeden evvel tek arzusu vardı ki o da; “Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e muhabbet dolu bir selâm gönderebilmek”ti... Gözlerini mahzun bir şekilde semâya kaldırdı ve:

ŞEHİTLERİN ULUSU: HZ. HUBEYB

“–Allâhım! Burada selâmımı Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ulaştıracak kimse yok. O’na selâmımı Sen ulaştır!..” diye ilticâ etti.

O sırada ashâbıyla Medîne-i Münevvere’de oturmakta olan Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Onun üzerine de selâm olsun!” mânâsında, “ve aleyhisselâm” buyurdular.

Bunu duyan ashâb-ı kirâm hayretle:

“–Yâ Rasûlallâh! Kimin selâmına karşılık verdiniz?” diye sorunca:

“–Kardeşiniz Hubeyb’in selâmına.” buyurdu.

Ayrıca Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Hubeyb’i «şehidlerin ulusu» diye tavsif etmiş ve:

“O, cennette benim komşumdur!” buyurmuştur.

ŞEHİD OLURKEN NASİHAT EDEN SAHÂBE: SA'D BİN REBİ

Bu aşk ve şevke bir başka misâl:

Uhud Harbi nihâyetinde Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, şehid ve yaralıların kontrol edilmesini emir buyurmuşlardı. Husûsiyle âkıbetini merâk ettiği bir sahâbe vardı: “Sa’d bin Rebî -radıyallâhu anh-.”

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onu bulup ne durumda olduğunu öğrenmesi için ashâbından birini harb meydanına gönderdi. Sahâbî, Sa’d -radıyallâhu anh-’ı ne kadar aradıysa da bulamadı, ne kadar seslendiyse de cevap alamadı. Nihâyet son bir ümidle:

“–Ey Sa’d! Beni Rasûlullâh gönderdi. Allâh Rasûlü, senin diriler arasında mı, yoksa şehidler arasında mı bulunduğunu kendisine haber vermemi emretti.” diye yaralı ve şehidlerin bulunduğu tarafa doğru seslendi.

O sırada son anlarını yaşayan ve cevap verecek mecâli kalmamış olan Sa’d -radıyallâhu anh-, kendisini Allâh Rasûlü’nün merak ettiği haberini duyunca bütün gücünü toplayarak, ancak cılız bir inilti hâlinde:

“–Ben, artık ölüler arasındayım!” diyebildi.

Belli ki artık öteleri seyrediyordu...

Sahâbe, Sa’d -radıyallâhu anh-’ın yanına koştu. Onu, vücûdu kılıç darbeleriyle delik-deşik olmuş, âdeta kalbura dönmüş bir vaziyette gördü. Ve ondan ancak kısık bir sesle ve fısıltı hâlinde şu müthiş sözleri işitti:

“–Vallâhi, gözleriniz kımıldadığı müddetçe, Peygamber Efendimiz’i düşmanlardan korumaz da, O’na bir musîbet erişmesine fırsat verirseniz, sizin için Allâh katında ileri sürülebilecek hiçbir mâzeret yoktur!”

Sa’d bin Rebî -radıyallâhu anh-’ın, ümmete âdeta bir vasiyet mâhiyetindeki bu sözleri, aynı zamanda fânî hayâta vedâ sözleri oldu.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Son Nefes, Erkam Yayınları, 2013