Ramazan'da Nefs Tezkiyesi Nasıl Yapılır?
Ruhun dünyevi kirlerden arınarak ilahî huzura yükseldiği mübarek bir mevsim: Ramazan’da nefs tezkiyesi ve kurtuluşun manevi durakları.
Tezkiye'nin sözlükte; temizlenmek, artmak, güzelleşmek, letâfet, çirkinliklerden korunmak, temiz ve pâk olmak… gibi mânâları vardır.
TEZKİYENİN MAHİYETİ: KALBİ DÜNYADAN TAHLİYE ETMEK
Tezkiyenin başı, şirkten temizlenmektir. Nefsi temizleyip kötülüklerden koruduktan sonra onu îmân, ilim, irfân, hikmet, hayırlı duygular ve güzel huylar gibi takvâ hasletleriyle tezyîn edip rûhâniyetle doldurmak îcâb eder.
Tasavvufta tezkiye, nefsin farklı kuvvelerinin beden üzerindeki hâkimiyetini kırmak ve bu suretle rûhun hükümranlığına imkân sağlamaktır. Bu da nefse karşı rûhu ve irâdeyi güçlendirecek olan riyâzât yoluyla, yani yiyip içme, uyuma ve konuşmada îtidâle riâyet gibi usûllerle sağlanır. Ancak nefsi mutlak surette yok etmek mümkün olmadığı gibi, bu matlûb (arzu edilen) da değildir. O hâlde nefsin tezkiye edilmesi, nefsânî temâyüllerin ilâhî emirlerin çerçevesinde dizginlenip terbiye edilmesi demektir.
Tezkiye, bütün çirkinliklerin anası olan dünyaya meyletmekten temizlenmektir. Tezkiye, artmak ve rûhen tekâmül etmektir. Bu mânâsıyla tezkiye, mânevî terbiyenin bütün aşamalarını ifâde eder.
İLİM VE HİKMETİN ANAHTARI: ARINMIŞ BİR GÖNÜL
Cenâb-ı Hak kullarının tezkiyeye ehemmiyet vermesini ister ve onları tezkiyenin vesilelerini elde etmeye teşvik eder.
İlimden İrfâna Üç Büyük Adım: Bakara Sûresi 129. Âyetin Şifreleri
İbrâhim (as) şöyle duâ etmiştir:
"Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden Senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi hikmetle en güzel şekilde yapan yalnız Sensin." (Bakara, 129)
- Allâh'ın âyetlerini okuyarak ilim sahibi olmak ve tebliğde bulunmak,
- Kur'ân-ı Kerîm'i ve Sünnet-i Seniyye'yi öğrenme ve öğretme seferberliğini yürütmek,
- İlimle amel ederek Kitap ve Sünnet'in irşatlarına göre yaşayarak tezkiye olmak.
Yine Cenâb-ı Hak buyurur:
"Şüphesiz Allah, içlerinden Allah'ın âyetlerini okuyan, onları (inkârdan ve kötülüklerden) temizleyen, Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle mü'minlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir dalâlet (sapıklık) içinde idiler." (Âl-i İmrân, 164)
Âyet-i kerîmelerde tezkiye ile Kitap ve hikmetin tâliminin bir arada zikredilmesi, tezkiye olunmamış kimselerin ilim elde edemeyeceğini, etseler de bu ilmin kendilerine bir fayda sağlamadığını ifâde etmektedir. Zîrâ günahkâra ilim lûtfedilmez. İlim ve hikmet öyle bir nûr ve zînettir ki bunu elde etmek için onun bulunduğu makamın, yani kalbin, öncelikle zararlı ve lüzûmsuz şeylerden tahliye edilmesi gerekmektedir. Nitekim peygamberler önce âyetleri okurlar, sonra bu âyetlere inanan ve gönül veren kimselerin nefislerini aşırılıklardan, çirkinliklerden arındırarak kalplerini mânevî kirlerden temizlerler. Daha sonra da tezkiye olunmuş kimselere Kitap ve hikmeti tâlim ederler.
Cenâb-ı Hak buyurur:
“Gerçekten, temizlenen ve Rabbinin ismini zikredip O'na kulluk eden kimse kurtuluşa ermiştir.” (el-A'lâ, 14-15)
– Önce kalp, beden ve mal menfîliklerden güzelce temizlenir. Bu sâyede Rab ile kul arasına giren gaflet perdeleri dağıtılır,
– Sonra da helâl gıdalarla beslenmiş bir beden ve zâkir bir kalp ile huşû içerisinde tam bir ibâdet iklîmine girerek gönlü rûhânî lezzetlerle tezyîn etmek gerekir.
Bursevî (r.aleyh) şöyle der:
“Bu âyet; şeriate aykırı işlerden nefsi temizlemeye, kalbi dünya sevgisinden arındırmaya, güç nisbetinde Allâh'a yönelmeye, hattâ Allah'tan başkasını hatırlamaktan bile sakınmaya işâret vardır.”
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“…Sen ancak göremedikleri hâlde Rablerinden korkanları ve namaz kılanları uyarabilirsin. Kim arınırsa, tamamen kendi iyiliği için temizlenmiş olur. Nihâyet varış Allâh'adır.” (Fâtır, 18)
Peygamberlerin, fecî âkıbetlere dâir îkâz ve korkutmaları, ancak görmedikleri hâlde kalpleri Allâh'a karşı haşyetle dolu olan, namaz kılan ve zâhirlerini ibâdetle tezyîn edenlere fayda sağlar. Âyetteki “tezekkâ”, haşyetullâh ve namazı huşû ile kılmaya da şâmildir (içine alır).
“Allah'tan gerçek mânâda ancak âlim olanlar haşyet duyar.” (Fâtır, 28) âyeti, kişinin hakîkî ilmi elde ettiği nisbette Allâh'a karşı kalbî ürperişler içinde olacağını ifâde eder. Rabbini bilmeyen ve O'ndan haşyet duymayan kimsenin kalbi ölüdür.
RAMAZAN İKLİMİNDE ARINMA: "ALLAH BENİMLE" ŞUURU
İşte tezkiyeye dâir bütün bu hususlar Ramazân-ı Şerîf'te en güzel şekilde cem olmakta, o rûhânî mevsimde mü'min için bulunmaz olanaklar zuhur etmektedir. Bir mü'min Ramazan'da oruçla nefsini dizginler; namaz, zikir, Kur'ân tilâveti, tefekkür, zekât, sadaka, fıtır sadakası gibi ibadetlerle rûhunu kuvvetlendirir. “Zekât” da zâten tezkiye demektir: Malı temizlemek, nefsi temizlemek, malı bereketlendirmek ve rûhu kuvvetlendirmek…
İmânın Tadına Varmanın Üç Altın Şifresi
Nebiyy-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuşlardı:
“–Üç şey vardır ki, kim bunları yaparsa imânın tadını çıkarmış olur:
- Tek olan Allah'a kulluk edip O'ndan başka ilâh olmadığını bilmesi,
- Malının zekâtını gönül hoşluğuyla, isteyerek ve her sene vermek. Zekât verirken de malın yaşlı, uyuz, hasta ve zayıfını değil, vasatından vermek. Zira Allah Teâlâ, sizden mallarınızın en iyisini istemiyor, ancak en kötüsünü vermenizi de emretmiyor.
- Bir de kulun nefsini tezkiye etmesi!”
Tezkiyenin En Kısa Tarifi: "Nerede Olsan Allah Seninle!"
Ashâb-ı kirâmdan biri:
“–Kişinin nefsini tezkiye etmesi ne demektir, ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordu.
Rasûlullah (sav):
“–Nerede olursa olsun Allâh'ın kendisiyle beraber olduğunu bilmesidir” buyurdular. (Taberânî, Sağîr, I, 334/555)
Allah Rasûlü (sav) başka bir hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır:
“Nerede olursa olsun Allah Teâlâ'nın kendisiyle olduğunu bilmesi, kişinin îmânının en efdal mertebesidir.” (Beyhakî, Şuab, I, 470/741)
Tezkiye'nin karşılığı ise cennetin yüksek dereceleridir. Âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:
"İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfâtı budur." (Tâhâ, 76)
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya