Peygamberimizi Ağlatan Hadise

İslam Tarihi

Câhiliye devrinde insanlar pek çok yanlış inançlara saplanıyor; akıl, idrak, şuur ve tefekkür gibi en kıymetli insânî meziyetleri alçaltan son derece gülünç durumlara düşüyor ve böylece ağır bir insanlık dramı yaşıyorlardı. Doğru bir düşünce, müstakîm bir fikir bulmak zordu. Yanlış fikirler almış başını gitmişti. Bunun bir neticesi olarak toplumda kadın ezilmiş; anneler horlanmış, kızlar utanç vesilesi olarak kabul edilmişti. Bu dönemde yaşanan bir hikayeyi dinleyen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiseyi dinlerken ağlamaya başladı...

Bir gün sahâbeden biri, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e geldi ve şöyle dedi:

“–Yâ Rasûlâllah! Biz Câhiliye ehliydik. Putlara tapar, kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömerdik. Benim küçük bir kızım vardı ve beni çok severdi. Öyle ki ben onu çağırdığım zaman sevincinden âdeta uçar ve koşa koşa yanıma gelirdi. Bir gün yine onu çağırdım, koşarak yanıma geldi ve beni takip etmeye başladı. Yürüdüm ve âilemize ait olan yakındaki bir kuyunun yanına vardım. Kızımın elinden tutarak onu kuyuya attım. Kulaklarıma gelen son sözleri; «Babacığım, babacığım!» diyen çığlıkları oldu.”

Bunları duyunca merhamet ummânı Efendimiz’in nurlu gözlerinden yaşlar boşandı. Orada hazır bulunanlardan biri hâdiseyi anlatan zâta çıkışarak:

“–Ey filân! Sen Rasûlullâh’ı üzdün!” dedi.

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Ona mâni olmayın! O, kendisini hüzne gark eden ve mühim gördüğü bir şeyi sormak istiyor.” buyurdu ve o şahsa:

“–Anlattıklarını tekrar et!” buyurdu. Sahâbî sözlerini tekrarlayınca Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yine ağladı. Gözyaşları mübârek sakallarını ıslattı. Daha sonra ona:

“–Allah, (müslüman olanların) Câhiliye döneminde yaptığı hatâları affetti. Şimdi sen hayatına yeniden başla!” buyurdu. (Dârimî, Mukaddime, 1)

Görüldüğü gibi insanlık, ateş çukurunun kenarına gelmişti. İctimâî hayat, mânevî bakımdan büyük bir çöküntüye uğramış, fertler helâkin eşiğine gelmişti. İslâm gelerek onları bu büyük tehlikeden kurtardı ve onlardan nezih bir Asr-ı Saâdet toplumu meydana getirdi. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Hep birlikte Allâh’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı sarılın; parçalanıp tefrikaya düşmeyin! Allâh’ın size olan nîmetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız da O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nîmeti sâyesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân, 103)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Asr-ı Saâdet Toplumu, Erkam Yayınları