Peygamberimiz’e Bey’at ve İman Yolunda Fedakârlık Şartı

Kıssâlar

Peygamberimiz’e bey’at eden Beşîr bin Hasâsiyye’nin cihad ve sadaka konusundaki tereddüdü, iman yolunda fedakârlığın önemi ve cennete ulaşma şartlarını anlatan ibretli bir rivayet.

Beşîr bin Hasâsiyye radıyallahu anh anlatıyor:

BEY’AT VE FEDAKÂRLIKLA CENNETE GİDEN YOL

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bey’at etmek için gittim. Bana; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in de O’nun kulu ve Rasûl’ü olduğuna şehâdet etmemi, namaz kılmamı, zekât vermemi, İslâm üzere haccetmemi, Ramazan orucunu tutmamı ve Allah yolunda cihâd etmemi şart koştu.

Ben de şöyle dedim:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Vallâhi bunlardan ikisine gücüm yetmez. Onlar da cihad ve sadakadır.

İnsanlar cihaddan kaçan kimseye Allâh’ın gazab ettiğini söylüyorlar. Ben ise cihad meydanına gelince nefsimi ölüm korkusu kaplayıp kaçmaktan endişe ediyorum.

Sadakaya gelince; benim malım küçük bir koyun sürüsü ve on deveden ibârettir. Onlar da ehlimin maîşet kaynağı ve binek hayvanlarıdır.”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elimi tuttu, salladı ve şöyle buyurdu:

“–Cihad yok, sadaka yok; peki o hâlde nasıl Cennetʼe gireceksin?!”

Bunun üzerine:

“–Yâ Rasûlâllah! Bey’at ediyorum.” dedim ve Allah Rasûlü’ne, koştuğu bütün şartlar üzerine bey’at ettim. (Ahmed, V, 224)

Hisse:

Allah yolunda “can”dan ve “mal”dan fedakârlık, Cenâb-ı Hakkʼın rızâsına erebilmek için gerekli olan iki mühim şarttır.

Zira muhabbetin kantarı fedakârlıktır. Allah ve Rasûlʼünü seven, İslâm uğrunda fedakârlıkta bulunmayı canına minnet bilmelidir.

Dîn için, îman için, İslâmʼın intişârı ve inkişâfı için, dînin yaşanacağı bir vatan ve ümmetin selâmeti için, canından, malından, maddî-mânevî imkânlarından fedakârlık göstermeyenlerin, Allah ve Rasûlullâhʼa olan muhabbetlerinde ciddî zaaf ve kusurlar mevcut demektir.

Böylesine samimiyetten mahrum bir îmânın da kulu Allâhʼın rızâsına ve dolayısıyla ebedî saâdete kavuşturup kavuşturmayacağı, mîzânının ağır basmasına yetip yetmeyeceği, Sırâtʼı sâlimen geçirip geçirmeyeceği şüphelidir.

İslâm; takvâ üzere yaşanacak, gönüllerdeki gayret-i dîniyye artacak, Allah yolunda samimiyetle fedakârlık gösterilecek ki ilâhî rahmet, mağfiret, lûtuf ve inâyet nasîb olsun.

Çile çekmeden, zorluklara katlanmadan, zahmetlere göğüs germeden rahmete kavuşmayı ummak, beyhûde bir beklentidir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları