Peygamber Efendimiz'in Savaş Hukuku

İbadet Hayatımız

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl bir savaş hukukuna sahipti? Bedir savaşında esirlere nasıl davrandı? Sahabeyi nasıl uyardı? Peygamberimizin (s.a.v) inşa ettiği medeniyetten sonra günümüz modern cahiliyesi ve batının barbarlıkları aradaki farkı nasıl gösteriyor?

Efendimiz, peygamber olduktan sonra savaşta bile merhamet tevzi eden bir hukuk getirdi. Bedir Savaşı’de, harpten evvel düşman gelip su istedi; Efendimiz düşmana böyle su verdi, onlara İslâm’ın merhametini fiilen tebliğ etti. Yine Bedir zaferinden dönüşte Efendimiz, esirler hakkında: “Bunlar sizin insanlıktaki eşinizdir, onlara güzel davranın.” buyurdu.

O zorlu çöl yolculuğunda binek yetersizliği zamanında ashâb-ı kirâm develerinden indi, kendine kılıç kılıca gelen köleleri develerine bindirdi. Bir bugünkü hâllere bakalım, bir de Efendimiz’e bakalım. Efendimiz buyurur: “Ey ümmetim! Savaş hâlinde zulmetmeyin, işkence etmeyin; mabetlere sığınıp ibadetle meşgul olanlara dokunmayın, kadınlara dokunmayın, aşılanmış ağaçlara dokunmayın, savaş hâli dışında kalan kişileri öldürmeyin; kiliseleri yakıp yıkmayın, ağaçları kökünden kesmeyin.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 111)

Bu, Efendimiz’in savaş hukuku olarak verdiği talimattır. Bugün dünyadaki savaş hukukuyla bunun en bariz farkını Gazze’de görüyoruz. Nasıl Efendimiz bir medeniyet getirdi; bugün ise insanlar o medeniyetten mahrum kalınca insanlık ne durumda kalıyor, bunu görüyoruz.

Bunu ecdadımızda da görüyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nda gayrimüslim halka dahi hiçbir zulüm edilmedi. Hatta bu halklar Osmanlı’ya teşekkür ettiler. Lehistan’da Osmanlı hattı, “Füstün Nehri’nden su içmedikçe bu hürriyete kavuşmaz.” dediler. Hatta oradaki Hristiyan fakirlere bile sadaka olarak ev verdiler. Onların da birçoğu bu hak ve merhamet karşısında İslâm’la şereflendi.

Bugün Dünya Tekrar Modern Bir Cahiliye Devrine Döndü

Bugün dünya tekrar modern bir cahiliye devrine döndü. Gazze’de yapılan katliamlar, kalplerde merhamet kazınıp vicdanlar kuruduğu zaman insanların ne kadar canavarlaştığını, hatta sadizmin bir cinnetine sürüklendiğini yeniden gözler önüne serdi. Çünkü temelinde kulluk tahsili yok; niçin geldiğinin farkında değil, gelişinin niçin, gidişinin nereye olduğunu bilmiyor.

Resûlullah Efendimiz’in savaşta bile riayet edilmesini istediği rahmet ölçüleriyle kıyaslandığında, modern cahiliye zâlimlerinin savaş adına yaptıkları barbarlıklar, hak ile bâtıl arasındaki farkı açıkça ortaya koyuyor.

Yine Efendimiz, daha evvel bir halk idaresinde bulunmadı; çocukluktan çobanlıktan başka bir idarecilik yapmadı. Onun kurduğu Medine İslâm site devleti medeniyetin zirvesi oldu. Bütün mahlûkatı zâlimlerin şerrinden korudu; köleler huzur buldu, hayvanlar huzur buldu, nebatat huzur buldu, kan gölüne dönen çöller huzur buldu.

Hatta Mehmet Akif Ersoy ne güzel ifade eder: "Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!"

Resûlullah Efendimiz bir hukukçu değildi; zaten o zaman hukuk denen bir şey de yoktu. Hak ve adalet tevziinin hiçbir tecrübesi de yoktu. Hatta o kadar bir cahiliye vardı ki, İslâm tebliğ edildiğinde Ebu Süfyan ve Hind: “Böyle din mi olur? Ben bir fakirle, gariple bir mi olacağım?” dediler.

Lâkin yine Efendimiz’in Veda Hutbesi en mükemmel, müstesna bir insan hakları beyannamesi oldu; kıyamete kadar değişmeyecek bir anayasa oldu. İlk İslâm site devleti Medine’yi kurduğu zaman Efendimiz hemen ilk anayasayı tesis etti.