Peygamber Efendimiz’in Kur’ân-ı Kerîm ile beraberliği nasıldı? Her vesileyle Kur’ân-ı Kerîm okurdu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, İslâm’ı tebliğ ederken Kur’ân okur, sohbette Kur’ân okur, bir meseleyi izah ederken yine Kur’ân’dan okurdu. Bilhassa gece ibadetinde çok daha fazla okurdu. Her gün düzenli bir şekilde tilavet ederdi.
Her meselenin çözümü Kur’ân-ı Kerîm’dedir; tafsili, tatbiki ve tefsiri ise Efendimiz’in hayatındadır. Resûlullah Efendimiz’in Kur’ân’la çok ayrı bir muhabbeti vardı. Cahiliye devrinde kendisine peygamberlik vazifesi verildiğinde, Mekke’nin zorlu şartları altında evvela Dârü’l-Erkam’ı kurdu. Medine-i Münevvere’ye hicret edince de hemen Ashâb-ı Suffe’yi kurdu.
Resûlullah Efendimiz, Ashâb-ı Suffe talebelerini takvâ üzere yetiştirir, İslâm’ı tebliğ için dünyanın dört bir yanına gönderirdi. Onlara öğretir ve yaşatırdı. Gittikleri her yerde Resûlullah Efendimiz’i en güzel şekilde temsil ederler, emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münkerde bulunurlardı. Kur’ân’da emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münkerle ilgili birçok ayet zikredilmektedir.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdular:
“Şüphesiz insanlar içinde Allah’a yakın olanlar vardır.”
Ashâb-ı kiram: “Ey Allah’ın Resûlü, onlar kimlerdir?” diye sordular.
Efendimiz şöyle cevap verdiler:
“Onlar Kur’ân ehlidir; Allah’ın ehli ve O’nun has kullarıdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 16)
Hazret-i Ali (radıyallâhu anh), Kûfe Mescidi’nden yükselen sesleri duyunca, orada birtakım kimselerin Kur’ân okuyup öğrendikleri kendisine bildirildi. Bunun üzerine Hazret-i Ali: “Ne mutlu bunlara! Bunlar Allah katında insanların en sevgilileridir.” buyurdu.
Cenâb-ı Hak cümlemize ihlâsla, müttaki olarak inşallah tilavet etmeyi nasip eylesin.