Peygamber Efendimiz’in İlk Cuma Namazı ve Hutbeleri

Namaz

Peygamber Efendimiz’in ilk cuma namazı ve hutbeleri, tevbe, infak, Kur’ân, tevhid ve sâlih amel ekseninde ele alınıyor.

Cuma namazı, içtimâî yönü ağır basan bir ibâdettir. Nitekim müslümanların hicret edip, Medine site devletini inşâ etmeleriyle beraber, Efendimiz’in Kubâ’dan Medine’ye hareket ettiği gün cuma namazı farz kılındı.

HZ. PEYGAMBER’İN İLK CUMA NAMAZI VE HUTBESİ

Fahr-i Kâinât Efendimiz, hicret yolunda Kubâ’da on dört günlük bir misafirlikten sonra, Medine’ye hareket ettiler. Günlerden cuma idi. Öğle üzeri «Rânûnâ Vâdisi»ne varılmış, namaz vakti girmişti. Allah Rasûlü devesinden indi. O sırada, İslâm’ın iktidarının bir alâmeti olarak farz kılınan cuma namazını kıldırdı.

İlk Cuma Hutbesi: Tevbe, Sâlih Amel ve İnfak

Peygamberimiz, ilk cuma namazında şu hutbeleri îrâd buyurdular:

Birinci Hutbe:

“Ey insanlar! Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın!

Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbiniz’le aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız; rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz.

Biliniz ki; Allah, bu yılınızın bu ayında, bu yerde size kıyâmete kadar «cuma namazı»nı farz kılmıştır.

Âdil olsun-olmasın, başında bir imam varken benim sağlığımda veya benden sonra, her kim hafife alarak veya inkâr ederek bu namazı bırakırsa, onun iki yakası bir araya gelmesin! Allah, onun işlerini başarıya ulaştırmasın! O kimsenin başka namazı yoktur; tevbe edenler müstesnâ...

Çünkü kim tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul eder.” (İbn-i Mâce, İkāme, 78)

“Ey insanlar! Sağlığınızda âhiretiniz için hazırlık yapınız! Muhakkak her biriniz ölecek ve sürüsünü çobansız bırakacaktır. Sonra Allah, ona tercümansız ve vasıtasız olarak diyecek ki: «–Benim Rasûlüm gelip de size emirlerimi bildirmedi mi? Ben sana mal-mülk verdim, pek çok iyiliklerde, ihsanlarda bulundum; sen kendin için ne getirdin?» Bu suâl ile karşılaşan herkes, sağa-sola bakacak bir şey göremeyecek, önüne baktığı zaman cehennemi görecek... O hâlde;

Kim yarım hurma ile dahî ateşten korunmaya muktedirse, onu yapsın! Kim ki o yarım hurmayı bulamazsa, bari tatlı bir söz söyleyerek iyilik etmeye çalışsın! Çünkü bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar sevap verilir. Allâh’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!” (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî, Delâil, II, 524)

Bu ve benzeri hadîs-i şeriflerde geçen yarım hurma ile infâk emri, fakir olup başka bir şeyi olmayanlar hakkındadır. Zekâtın nisap ve nisbetleri bildirilmiştir. İnfâk ise, yakınlara bakmak, hayrat, sadaka, vakıf ve Allah yolunda hasenat ve benzeri yardımları içine alacak şekilde çok geniştir.

Hiçbir şey bulamayan bir hurmayı bölüp infâk eder ve böylece infâk edenler kervanına dâhil olur. Geniş imkânları olanlar ise, böyle küçük bir hayır ile vazifelerini yapmış olamazlar.

İkinci Cuma Hutbesi: Kur’ân, Tevhid ve Sâlih Amel

“Allâh’a hamd ederim ve O’ndan yardım dilerim. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Allâh’a sığınırız. Allâh’ın hidâyete erdirdiğini kimse saptıramaz; saptırdığını da kimse doğru yola iletemez.

Şahâdet ederim ki; Allah’tan başka ilâh yoktur. O, birdir; ortağı yoktur. Sözlerin en güzeli Allâh’ın kitâbıdır. Allah, kimin kalbini Kur’ân’la süsler ve onu küfürden sonra İslâm’a hidâyet buyurur, o da Kur’ân’ı başka sözlere tercih ederse, işte o kimse kurtuluşa ermiştir.

Doğrusu Allâh’ın kitâbı, sözlerin en güzeli ve en belîğidir. Allâh’ın sevdiğini seviniz! Allâh’ın kelâmından ve O’nu zikretmekten usanmayınız. Allâh’ın kelâmından kalbinize darlık gelmesin! Çünkü Allâh’ın kelâmı, her şeyin üstününü ayırıp seçer. Amellerin hayırlısını, kulların seçkini olan peygamberleri, kıssaların en güzel ve ibretlilerini anlatır. Helâl ve harâmı açıklar.

Siz ancak Allâh’a ibâdet ediniz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız! O’ndan hakkı ile sakınınız! Yaptığınız sâlih amelleri diliniz te’yîd etsin! Allâh’ın kelâmı ile birbirinizi seviniz! Muhakkak biliniz ki Allah Teâlâ, ahdini bozanlara gazap eder. Allâh’ın selâmı üzerinize olsun!” (Beyhakî, Delâil, II, 524-525)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık