Peygamber Efendimiz’in Fatıma binti Esed’e (r.anha) Vefası
Abdullah Sert Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Fâtıma binti Esed’e (r.anha) vefasını ve “annemden sonra annem” sözünün hikâyesini anlatıyor.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) çocukluk yıllarında kendisine annelik eden Fâtıma binti Esed’e (r.anha) vefası ve derin muhabbeti, vefatının ardından sergilediği tavırla bir kez daha gözler önüne seriliyor.
PEYGAMBERİMİZİN ANNEMDEN SONRA ANNEM DEDİĞİ FATIMA HATUN’A VEFASI
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hakikaten vefâ tezâhürlerinden, hepimizi çok etkileyecek ayrı bir sahne var.
Hâtemü’l-Enbiyâ Efendimiz’in çok istediği, İslâm ile şereflenmesini arzu ettiği bir insan vardı. Kimdi o? Amcası Ebû Tâlib. Allah’ın hikmeti, Ebû Tâlib’in kelime-i şehâdet getirdiği duyulamamış oldu.
Peygamber Efendimiz’in Fâtıma Hâtun’a Vefâsı
Ebû Tâlib’in zevcesi Fâtıma Hâtun, son derece fazîletli ve iyi kalpli bir hanımdı. Fahr-i Kâinât Efendimiz, İslâm ile şereflenip Medîne’ye hicret eden bu mübârek hâtunu sık sık ziyâret eder, onun evinde kuşluk uykusu uyurdu. (İbn-i Sa’d, VIII, 222)
Fâtıma Hâtun vefât ettiğinde, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mübârek gözlerinden inci tâneleri gibi gözyaşları dökmüş; “Bugün annem vefât etti!” buyurup gömleğini ona kefen yapmış, cenâze namazını kıldırıp, kabri içinde bir müddet uzanmıştır. Bu davranışının sebebini soranlara ise şöyle buyurmuştur:
“–Ebû Tâlib’den sonra, bu kadıncağız kadar bana iyilik eden hiç kimse yoktur! Âhirette cennet elbiselerinden giymesi için ona gömleğimi kefen yaptım. Kabre ısınması için de oraya bir müddet uzandım!”
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisinin bu kadar üzülmesine hayret edenlere:
“–O benim annemden sonra annemdi. Kendi çocukları aç durup suratlarını asarlarken, o önce benim karnımı doyurur, saçımı tarar ve gül yağı sürerdi. O benim annemdi!” buyurmuştur. Sonra da onun için şöyle duâ etmiştir:
“Allâh seni bağışlasın ve hayırla mükâfatlandırsın! Allâh sana rahmet etsin anneciğim! Sen, benim annemden sonra annem oldun! Kendin aç durur, beni doyururdun! Kendin giymez, bana giydirirdin! En lezzetli nîmetleri bana tattırır, kendi nefsini mahrûm ederdin! Bunu da ancak Allâh’ın rızâsını ve âhiret yurdunu umarak yapardın!..” (Hâkim, III, 116-117; Heysemî, IX, 256-257; Ya’kûbî, II, 14)
Fâtıma Hâtun’un Örnek Merhameti ve Vefâsı
Şimdi Rasûlullah Efendimiz’i bu yönleriyle daha çok tanımamız lâzım. Fakat Rasûlullah Efendimiz’i bu yönleriyle tanırken, O’nun çağında yaşayan Müslüman annelerin ve hanımefendilerin nasıl bir yürek taşıdıklarını da okumak gerekiyor.
Bu hâdiseyi sadece “Tarihte böyle bir olay olmuş.” diyerek geçmemek lâzım. Oradaki anneyi, Fâtıma Hâtun’u tanımak gerekiyor.
Daha Rasûlullah Efendimiz’e peygamberlik verilmemiş. Annesini kaybetmiş bir çocuk… Fâtıma Hâtun kendi çocuğunu yedirmiyor, O’nu yediriyor. Kendi yemiyor, O’na yediriyor. Demek ki İslâm’ı nasıl özümsemiş, nasıl kavramış!
Öbür taraftan Allah Rasûlü’nün, gördüğü bu güzelliklere karşı gösterdiği vefâ ve muhabbet de ortadadır.
Onun için kıymetli kardeşlerim, İslâm bizim ruhumuza nüfuz etmeli. Şekillerden biraz daha kurtulup gerçekten hassas yürekli, merhametli, şefkatli, ince duygulu ve derin müminler olmak, bugünkü müminlerin çok önemli bir hedefi hâline gelmelidir.