Peygamber Efendimiz’in Dostlarına Vefası
Peygamber Efendimiz’in dostlarına ve ashâbına gösterdiği eşsiz vefâdan örnekler. Uhud şehitleri, Ensâr, Necâşî ve Hz. Ebûbekir’e gösterdiği vefâ...
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Uhud şehîdlerinin defnedilmesini emrettiği zaman, Amr bin Cemûh ile Abdullâh bin Amr bin Harâm -radıyallâhu anhümâ- hakkında:
“–Onlar, dünyâda bir safta omuz omuza idiler, çok samîmî arkadaştılar. Dünyâda birbirlerini çok seven bu iki şehîdi, aynı kabre yanyana koyunuz!” buyurdu. (İbn-i Hişâm, III, 49; İbn-i Sa’d, III, 562)
Ne muazzam bir vefâ duygusu…
RASÛLULLÂH’IN MESCİD-İ NEBEVÎ HİZMETKÂRINA VEFÂSI
Mescid-i Nebevî’yi temizleyen bir zenci vardı. Efendimiz onu bir ara göremedi. Merak ederek nerede olduğunu sordu. Vefât ettiğini söylediler. Bunun üzerine vefâ âbidesi Efendimiz:
“–Bana haber vermeniz gerekmez miydi?” buyurdu. Daha sonra; “Bana kabrini gösterin!” diyerek kabrine gidip cenâze namazı kıldı ve ona duâ etti. (Buhârî, Cenâiz, 67)
RASÛLULLÂH’IN HABEŞİSTANLILARA VEFÂSI
Habeşistan hicretinin üzerinden yıllar geçmişti. Bir defâsında Habeşistan hükümdarının elçileri, Rasûl-i Ekrem’in huzûruna geldiler. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onlarla yakından ilgilendi, hattâ bizzat hizmet etti. Ashâbın, bu hizmeti kendilerinin yapabileceğini söylemeleri üzerine, Peygamber Efendimiz’in verdiği cevap çok mânidardır:
“–Bunlar Habeşistan’a hicret etmiş olan ashâbıma yer göstermiş, ikrâm etmişlerdir. Buna karşılık şimdi ben de onlara hizmet etmek isterim.” (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VI, 518, VII, 436)
RASÛLULLÂH’IN NECÂŞÎ’YE VEFÂSI
Tebük dönüşü Receb ayı içinde iken, Habeş Necâşîsi vefât etmişti. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Necâşî’nin vefâtını hemen o gün ashâbına haber verdi ve:
“–Uzak bir beldede ölen kardeşinizin cenâze namazını kılınız!” buyurdu.
Sahâbîler:
“–Yâ Rasûlâllah! Kimdir o?” diye sorduklarında, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Necâşî Ashama’dır! Bugün Allâh’ın sâlih kulu Ashama öldü! Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz!” buyurdu ve gıyâbî cenâze namazı kıldırdı. (Müslim, Cenâiz 62-68; Ahmed, III 319, IV 7)
Daha sonra, Necâşî’nin tam olarak Allah Rasûlü’nün haber verdiği gün vefât ettiği öğrenildi.
RASÛLULLÂH’IN ENSÂR’A VEFÂSI
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, fetihten sonra Mekke’de on beş gün kaldı. Bu arada Ensâr’dan bâzıları endişelenmişler, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bir daha Medîne’ye dönüp dönmeyeceğini düşünmeye başlamışlardı. Çünkü Allah Teâlâ, O’na doğup büyüdüğü mübârek ve mukaddes yerin fethini nasîb etmişti. Safâ Tepesi’nde duâ etmekte olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ensâr-ı Kirâm’ın bu tedirginliğini sezdi. Duâsı bittikten sonra onların yanına gelerek:
“–Konuştuğunuz nedir?” diye sordu.
Onlar da endişelerini dile getirince, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- büyük bir vefâ örneği sergileyerek şöyle buyurdu:
“–Ey Ensâr! Öyle bir şey yapmaktan Allâh’a sığınırım. Ben sizin memleketinize hicret ettim. Hayâtım hayâtınız; ölümüm de sizin yanınızdadır.”
Bu ifâdelerden sonra Ensâr’ın endişesi zâil oldu. (Müslim, Cihâd, 84, 86; Ahmed, II, 538)
RASÛLULLÂH’IN ASHÂBINA VE ŞEHÎDLERİNE VEFÂSI
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, İslâm dâvâsı yolunda malı ve canı ile cihâd eden, bu uğurda şehîd olan ashâbını hiçbir zaman unutmamış ve onları gönlünden hiç çıkarmamıştır. Zaman zaman Cennetü’l-Bakî Kabristanı’na, zaman zaman da diğer şehîdliklere giderek onlar için duâ etmiştir. Ashâb-ı kirâm şöyle anlatır:
Peygamber Efendimiz minbere çıktı, kelime-i şehâdet getirdikten sonra ilk sözü, Uhud şehîdleri için Allah’tan mağfiret dilemek oldu. (İbn-i Sa’d, II, 228)
Daha sonra Ensâr’a olan vefâsını göstererek şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! İnsanlar çoğalıyor ancak Ensâr azalıyor. Hattâ yemekteki tuz kadar azalacaklar. İçinizden her kim, bir kimseye zarar ya da fayda vermeye muktedir olabileceği bir işin başına gelirse, Ensâr’ın iyilerine iyilikle muâmele etsin, kötülük yapanlarını da affetsin.” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 11)
“Sizlere Ensâr’a iyi muâmele etmenizi tavsiye ederim. Onlar benim cemaatim, sırdaşlarım ve eminlerimdir. Üzerlerine düşen vazîfeleri hakkıyla yapmışlardır. Hizmetlerinin karşılığı ise henüz tam olarak ödenmemiştir. (Âhirette fazlasıyla ödenecektir.) Bu sebeple, onların iyilerini(n yaptığını) kabûl edin, kötülerinin yaptıklarından ise vazgeçiverin.” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 11)
RASÛLULLÂH’IN HZ. EBÛBEKİR’E VEFÂSI
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Muhâcirlerin yaptığı fedâkârlıkları da hiçbir zaman unutmamış, ashâbını mühim vazîfelere tâyin ederken, ilk günlerde İslâm’a destek verenleri dâimâ göz önünde bulundurmuştur. Lâkin onlar arasında Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın ayrı bir yeri vardır. Ona olan minnettarlığını Allah Rasûlü şöyle ifâde eder:
“Bize iyiliği dokunan herkese, bunun karşılığını aynıyla veya daha fazlasıyla ödemişizdir. Ancak Ebû Bekir müstesnâ! Onun o kadar çok iyiliği olmuştur ki, karşılığını kıyâmet günü Allah Teâlâ verecektir. Bana Ebû Bekir’in malı kadar kimsenin malı faydalı olmamıştır. Eğer kendime bir dost edinseydim, mutlakâ Ebû Bekir’i edinirdim. (Kendini kastederek) haberiniz olsun, arkadaşınız Allah Teâlâ’nın dostudur.” (Tirmizî, Menâkıb, 15/3661)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları