Peygamber Efendimiz Hayvan Haklarını Nasıl Öğretti?

MERHAMET

Bir canlıya gösterilen merhamet, imanımızın derinliğini ve Allah katındaki değerimizi nasıl ortaya koyar?

Bazı insanlar bilimde, teknolojide, hak ve hukuk mevzuunda, görgü ve medeniyette çok mesafe katettikleri ve bunu kendi çabalarıyla başardıkları için gurur duymaktadır. Cenâb-ı Hak ise çoğu zaman hiç akıllarına gelmemektedir. Hâlbuki merhamet sahibi Rabbimiz, peygamberler ve kitaplar göndererek ihtiyaç duyulan her şeyi kullarına öğretmiş, onların yolunu açmıştır. İnsanlar doğruları unuttukça Allah Teâlâ hatırlatmış, kullarına daima en güzel yolu göstermiştir. Daha sonra insanlar, Allah Teâlâ Hazretleri’nin açtığı bu yolda ilerlemişlerdir.

HAYVANLARA BAKIŞIMIZ NASIL?

Peygamber Efendimiz (sav)’den önce insanlar, hayvanları bir odun parçası gibi görüyorlardı. İnsanlara merhametle muâmele edilmesi bile akıllara gelmezken, hayvanlara yapılan iyilikler karşılığında Cenâb-ı Hakk’ın sevap yazacağı hiç düşünülmüyordu. Bir gün Âlemlerin Efendisi (sav), ashâbına şu hâdiseyi anlattı:

“Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu, içine indi, su içti ve dışarı çıktı. Bir de ne görsün; bir köpek dili dışarıda, susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Adam kendi kendine:

«–Bu köpek de benim gibi pek susamış!» dedi ve hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, ağzıyla tutarak yukarı çıktı ve köpeği suladı. Adamın bu davranışından Allah Teâlâ râzı oldu ve onun günahlarını affetti.”

Bunu dinleyen sahâbîler şaşkındı:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Hayvanlar sebebiyle de bize sevap var mıdır?” diye sordular. Rasûl-i Ekrem (sav) onlara şu umûmî kâideyi haber verdi:

“–Her canlı sebebiyle sevap vardır.” (Buhârî, Şürb, 9; Müslim, Selâm, 153)

Hayvan hakları işte burada başlamıştır. Daha sonra Rasûlullâh (sav), muhtelif vesîlelerle diğer canlılara şefkat ve merhametle muâmele edilmesini sürekli hatırlatmıştır.

Rasûlullâh (sav) Medîne’ye geldiğinde, Medinelilerin diri hayvanların hörgücünü kestiklerini, koyunların canlı butlarından et koparıp yediklerini gördü. Bunun üzerine:

“–Hayvan diri iken ondan kesilen her şey meyte hükmündedir, yenilmez.” buyurdu. (Tirmizî, Sayd, 12/1480) 

Böylece hayvanları bu vahşî âdetten kurtardı.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYVANLARA YANSIYAN MERHAMETİ

Bir gün Efendimiz (sav), ashâbıyla birlikte otururken elinde sarılı bir şeyle gelen bir zât şöyle dedi:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Gelirken bir ağacın dibinde kuş yavrularını gördüm. Yavruların sesini işittim ve onları alıp elbisemin içine koydum. Annesi gelip başımın üzerinde dönmeye başladı. Ben de yavruları örtüp bekledim. İşte buradalar.”

Bu davranış Peygamber Efendimiz’i çok üzdü:

“–Onları hemen bırak!” buyurdu.

Adam yavruları yerine bıraktı. Ana kuş, kaçmayı düşünmeden yavrularının başında durdu, onlara kol kanat gerdi. Bunun üzerine Rasûlullâh (sav) ashâbına:

“–Şu annenin yavrularına olan şefkatine hayret etmiyor musunuz?” diye sordu.

“–Evet, yâ Rasûlallah!” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (sav):

“–Beni hak ile gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, Allah’ın kullarına olan merhameti, şu anne kuşun yavrularına olan şefkatinden daha fazladır.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 1/3089)

Havada uçan kuş da yerde yürüyen hayvan da Allâh Rasûlü’nün merhametinden nasibini almıştır. Abdullah bin Mes‘ûd (ra) şöyle anlatır:

“Bir yolculukta Rasûl-i Ekrem (sav) ile beraberdik. O sırada iki yavrusu olan bir kuş gördük ve yavrularını aldık. Ana kuş tepemizde çırpınmaya başladı. Peygamber Efendimiz gelince:

«–Bu kuşu yavrularından kim ayırdı?» buyurdu ve yavruların geri verilmesini emretti.”

Ayrıca yakılmış bir karınca yuvasını görünce:

“–Bunu kim yaktı?” diye sordu.

“–Biz yaktık.” dedik. Bunun üzerine:

“–Ateşle azap etme yetkisi, ateşin Rabbinden başkasına ait değildir.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 112)

Sevgili Peygamberimizin kalbi ne kadar rakîk ve hassastır. Bugün yakılan tarla ve ormanlarda can veren sayısız hayvanı düşünmek gerekir.

Ensâr’dan birinin bahçesinde aç bırakılan bir deve gördü. Deve Efendimiz’i görünce inledi, gözlerinden yaşlar aktı. Rasûlullâh (sav) devenin kulaklarının arkasını okşadı, deve sakinleşti. Sonra:

“–Bu deve kimindir?” buyurdu. Bir genç:

“–Benimdir yâ Rasûlallah!” dedi. Efendimiz (sav):

“–Allah’ın sana emanet ettiği bu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Aç bırakıldığını ve çok yorulduğunu bana şikâyet ediyor.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

Yine bir gün sabahleyin mescidin önünde bırakılmış bir deve gördü. Akşama kadar aynı hâlde durduğunu fark edince:

“–Bu devenin sahibi nerede?” diye sordu ve hayvanın aç bırakılmasına çok üzüldü. Sonra:

“Allah’tan korkunuz! Derdini anlatamayan bu hayvanlara zulmetmeyiniz.” buyurdu. (Ahmed, IV, 181)

Çünkü onların da canı vardır ve acı hissederler. Kıyâmet günü de haklarını talep edeceklerdir.

Bir yolculuk esnasında uyuyan bir ceylan gördüğünde, herkes geçinceye kadar rahatsız edilmemesini emretti. (Muvatta, Hacc, 79)

Bir gün koyun kesen bir adamın bıçağını hayvanın yanında bilediğini görünce:

“–Onu iki defa mı öldürmek istiyorsun? Bıçağını önceden bilesen olmaz mı?” buyurdu. (Hâkim, IV, 257)

Bıçakların hayvana gösterilmemesini emretti ve:

“–Biriniz hayvanı keseceği zaman bunu hızlı ve güzel yapsın.” buyurdu. (İbn Mâce, Zebâih, 3)

Ashâb da bu hassasiyeti aynen sürdürdü. Enes (ra) şöyle der:

“Konakladığımızda hayvanlarımızın yüklerini indirip onları rahatlatmadan nâfile namaza başlamazdık.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

İşte bir Müslümanın diğer canlılara bakışı budur: Zulmetmemek, aç ve susuz bırakmamak, fıtratlarına uygun davranmak ve onların da hak sahibi olduklarını bilmektir.

Elbette her şeyin bir usûlü ve tabiatı vardır. Hayvan sevgisi adına tabiatına aykırı uygulamalar da doğru değildir. Kuşları kafeslere hapsetmek, hayvanları yakmak nasıl yanlışsa, bazı mahzurları olan hayvanları ev ortamına hapsetmek de doğru değildir.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya