On Bir Ayın Sultanı Bize Ne Anlatır?
Ramazan bir beden ise Kur’an onun ruhudur. On bir ayın sultanı Ramazan’ın manevi hazinelerini, kalbin masivadan temizlenmesini ve ibadetlerin derin sırları.
Cenâb-ı Rabbû'l-Âlemin tarafından bir Müslümana bahşedilen en yüce şeref ve ihsan, her sene otuz gün boyunca mübarek Ramazan ayı hazinesini yaşatmasıdır. Ümmet-i Muhammed’e mensup kişiler Ramazan ayı ile birlikte Cenab-ı Allah’ın ilahî nuruna mazhar olurlar. Kur’ân-ı Kerîm’deki âyeti gerçekleşir; “Hak geldi batıl zail oldu.” (İsra, 81)
Bu mübarek aya, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz isim ve sıfatlarıyla beraber rahmet ayı, mağfiret ayı, sohbet ayı, dua ayı, şefkat ayı, vahdet ayı, hidayet ayı, kardeşlik ayı, bütünleşme ayı ve bereket ayı denilebilir.
Mübarek ayın gizli iç hazineleri, İslam'ın iç hazinelerine eşdeğerdir. Ramazan'ın ruhunu yaşadığımız ölçüde İslam'ın özünü de yaşayabilmek mümkündür. Hayatla din arasındaki mesafe yok olur. Bu nedenle muhteşem ay sonsuz nimet ve bereketiyle idrakin ötesinde ilahî bir hazinedir. Bu ay; dindarca bir hayatın nasıl yaşanabileceği konusunda bilgi, rehberlik, hidayet, terbiye ve tecrübe sağlar.
RAMAZAN-I ŞERİF’TE KURBİYET VE CEMÂLULLAH DAVETİ
Ramazan on bir ayın sultanıdır; en büyük ilâhi müjdedir. Ramazan ayında Kur'an-ı Kerîm'in indirilişini kutlarız. Mübarek ay, ilahî ayetlerin insanlığa indirildiği Kadir Gecesi'ni şereflendirmek üzere verilmiştir. Ramazan beden ise, Kur'an-ı Kerim onun ruhudur. Bu yüzden Ramazan ayına on bir ayın sultanı ve bin aydan daha hayırlı denmiştir. Sultan saltanat sahibi demektir; demek ki Ramazan en yüksek mertebedeki bağımsız güce sahiptir.
Mübarek Ramazan ayı bir miraç ayıdır, çünkü Ramazanın özü ve miracın özü mümin kulların Rahman’ın huzuruna varmasıdır. Ramazan’da Yüce Rabbimiz bizi Kendisine yaklaştırır, bizi kurbiyet cennetine davet eder ve Cemâlullah'ı seyretmeye davet eder. Otuz gün boyunca bize bu yüce şeref yaşatılır.
Bir müminin yaşayabileceği en yüce ihsan; Allah'ın onun kalbine misafir olmasıdır. Kalb, Allah'ın Zâtî tecellîsine muhataptır. Allah Teâlâ, kalbi en yüce mahlûku olarak tasarlamıştır. Kalbi, âlem-i kübra yapmıştır, çünkü orayı evi ittihaz etmiştir. Kalp, insanın aslî şuur merkezi, mânevî hakîkatidir, doğrudan Allah ile bağlantılıdır. Orası Allah’ın tecelligâhıdır ki hadîs-i kudsîde âlemlere sığmayan Allah’ın kalbe sığdığı ifade buyurulmuştur; “Yere göğe sığmadım, ama mümin bir kulumun kalbine sığdım.”
İbret nazarıyla bakıldığında biz dine nüfuz edemeyiz. Din bize nüfuz eder. Muhyiddin ibnü’l-Arabî Hazretleri bu konuya şöyle açıklık getiriyor; “Kur’an’da oturan insan değildir; insanda ikamet eden Kur’an’dır; ilâhî kelimeler ârif-i billahı öylesini kuşatır ki Kur’an onun tabiatı haline gelir.”
İBADETLERİN SIRRI: BİZ Mİ ORUÇ TUTARIZ, ORUÇ MU BİZİ TUTAR?
İbadetlerin sırrı şudur ki;
- İnsan oruç tutar, aslında oruç insanı tutar.
- İnsan Kur’an okur, aslında Kur’an insana kendini okutur.
- İnsan Kabe'ye gider, aslında Kabe insanın gönlüne girer.
- İnsan kurban keser, aslında kurban insanı nefsinden keser.
- İnsan Ehli Beyt'e muhabbet eder, aslında Ehli Beyt o insana muhabbet duyar.
- İnsan Peygamber'e salat eder, aslında Peygamber o insana şefaat eder.
- İnsan Allah'a şehadet eder, Allah O insana şahit olarak yeter.
Kutsal Bir Misafir: Ramazan’ın Gönül Dünyamıza Yolculuğu
Hacda hacılar kutsal Mekke diyarına göç ederek manevî bir yolculuğa çıkarlar. Buna karşılık Ramazan'da ise bu kutsal ay, oruç tutan müminlerin hayatına misafir olur. Ramazan'ın ruhu Muhammed ümmetini etkisi altına alarak, hayatın her aşamasını ilahî varlığı ile donatarak müminlerin onun anlamını ve kıymetini idrak etmesini sağlar. Böylece, mübarek Ramazan’da bütün yeryüzü oruç tutan ümmet-i Muhammed için ilahî bir sahne haline gelir.
Ramazan ayında Allah cehennem kapılarını kapatıp, cennet kapılarını sonuna kadar açar. Ramazan hayatımızın her alanına girip hayatımızı kutsallaştırır. Ümmet-i Muhammed’e otuz gün boyunca bu yüce şerefi yaşatır. Bu yüzden Ramazan ayı ümmet-i Muhammed için en büyük ilham kaynağı, şifa kaynağı, irfan, feyz ve aşk kaynağı sayılır.
İnsanın, Allah Teâlâ’dan yüz çevirdiği derecede kalbi kararır ve çürür. Allah Teâlâ ’yı zikrettiği kadar da Zü’l-Celâl ve’l-İkrâm olan Allah onun kalbine misafir olur. Kendimize bakarsak, kendisiyle miraca çıkabileceğimiz yer olan kalbimizin de işgal altında olduğunu görürüz. Bizim en değerli varlığımız olan kalbimizi masivâ işgal etti. Kalplerimizi istila edip oraya yerleşen şeytan, idoller, kirler, tozlar, manevî hastalıklar, kısacası “şirk” tarafından işgal edilmiş durumdayız. Bu halde iken Ramazan-ı Şerif'i misafirimiz olarak ağırlamamız mümkün değildir.
MASİVADAN ARINARAK RAMAZAN’I KARŞILAMAK
Anlamsız, mekanik ve narkotize olmuş bir toplum haline geldik. Şeytanın şer güçleri akılları ve kalpleri işgal etti. Şahit oluyoruz ki hiçbir zaman müslümanların bu kadar esaret altına alındığı görülmemiştir. Zihnimizin işgal altında olduğunu, kalbimizin işgal altında olduğunu ve korkuyla, endişelerle, sıkıntılarla, huzursuzuklarla köleleştirildiğimizi görmekteyiz.
Dünyevileşme virüsü insanoğlunu uyuşturdu. Güç açlığı, üstünlük hırsı, sahip olma takıntısı, bir çıkar üzerine kurulan ilişkiler, nankörlük, yüreksizlik, cehaletler insanların kalplerine yayılıp manevi hayatlarını mahveden en kötü kanser çeşitlerindendir.
İDRAK VE İHLAS İLE YENİDEN DİRİLMEK
Mevlânâ Hazretleri bu konuda şu öğütte bulunuyor; “Ey iman cevherini bir ekmeğe değişen kişi! Ey gönül madenini bir arpaya satan kişi! Nemrut, İbrahim'e gönül vermedi de sonunda canını bir sivrisineğe verip gitti.”
Erham-ür-Râhîmîn olan Allah'a gönüllerimizi vermedik. Bu nedenle hakîkat gönlümüze inmiyor, Kadir gecesi tohumu yeşermiyor. Fahr-i Kâinat Efendimiz aleyhis-salât ü ves-selâm buyurmuştur ki; “Öyle Kur’ân okuyanlar vardır ki okudukları boğazlarından aşağı geçmez.” İşte o, dillere inen, ama kalplere inmeyen Kur’ân’dır. Allah bunun tam aksini bu inişten lezzet alan insan için söylemiştir: “Onu Rûhu'l-Emîn (Cebrâîl) senin kalbine indirmişti.” Böyle bir insan o insandır ki bu iniş ona her şeyi geçen tarifsiz bir sevinç bahşeder. Bunu yaşadığı zaman, gerçekten o kimse kendisine hep canlı olan taptaze Kur’ân’ın nazil olduğu kimsedir. Bu iki iniş arasındaki fark ise, kalbe inan Kur’ân’la beraber idrakin de inmesidir.
İzzet ve Celâl’in Rabbi Kur’ân-ı Hakîm’de şöyle buyurmaktadır: “Allah kimin kalbini İslam’a açmışsa o Rabbinden bir nur üzeredir. Yazık o kimselere ki Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmıştır.” (Zümer, 22) Kalp dünya hırsı ile kirlendikçe güzellikler tecelli etmez. Benlik yaşandıkça ihlas doğmaz.
Mübarek Ramazan-ı Şerif'in hayatımıza misafir olması için ve Allah Teâlâ'nın kalbimize misafir olması için; içimize dönmemiz, zihnimizi ve gönlümüzü temizlememiz, kendi zulmümüzü kaldırmamız, kalbimizdeki putları kırmamız, ruhumuzdaki perdeleri kaldırmamız gerekir. Kalplerimize yerleşen şeytandan, idollerden, kir ve manevî hastalıklardan kurtulmamız gerekir.
Mevlânâ Hazretlerinin buyurduğu gibi: “Ey kardeş! Sen Allah'ın emrine ve aziz Peygamberimiz'in sünnetine uy da, ten Ebu Cehil'inden ve nefsani isteklerden kurtul!”
Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 481