Ölümü Hatırlayarak Huşu ile Kılınan Namaz
Hem Hâtem-i Esam’ın anlattığı dikkat ve hazırlık hâlini, hem Yûnus Emre’deki aşk merkezli yaklaşımı, hem de Murad Han örneğindeki derin tefekkürü tek çatı altında topluyor.
Hâtem-i Esam Hazretleri, namazın hakkıyla edâsı husûsunda şöyle der:
HÂTEM-İ ESAM VE HUŞÛ İLE NAMAZ ŞUURU
“Evvelâ namaz için gerekli hazırlığı en güzel şekilde yerine getir. Kâbe’yi iki kaşının arasına, Sırât’ı ayaklarının altına, cenneti sağına, cehennemi soluna al! Arkanda Azrâîl’in, senin tatlı canını almak için beklediğini tefekkür ile; «Bu namaz ömrümün son namazı!» diyerek korku ve ümit hâlinde Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîn’in huzûruna dur! Tahkîk ile tekbîr al!
Ağır ağır ve mânâsını düşünerek Kur’ân oku! Tevâzu ile rükû, huşû ile secde eyle! Bedenin, namazın tabiî erkânına devam etsin, ancak ruhun dâimâ secde hâlinde kalsın ve o vuslattan bir nefes ayrılmasın!..”
YÛNUS EMRE’DEN GÖNÜL KIBLESİ VE AŞK İLE İBADET
Yûnus Emre Hazretleri:
Aşk imamdır bize, gönül cemaat,
Dost yüzü kıbledir, dâimdir salât...
Hak âşıklarının namazında; nasıl ki bedenin kıblesi Kâbe ise, kalbin kıblesi de Kâbe’nin Rabbidir. Onlar namaz için daha ilk tekbiri aldıklarında, mâsivâyı (Allah’tan gayrısını) ellerinin tersiyle arkalarına atarak bütün varlıklarıyla, yani hem bedenen hem de kalben Cenâb-ı Hakk’ın yüce dîvânına dururlar.
Kosova şehîdi, velî padişah Murad Han’ın, saray imamına gözyaşları içerisinde şöyle dediği rivâyet edilir:
“–Namazlarda tekbir aldığım zaman, üç tekbir getirmeden Kâbe’yi göremiyor ve huzur içinde namaz kılamıyorum...”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık