Ölmüş Anne ve Babamızın Kurban Borçları için Kurban Kestirebilir miyiz?

Sorularla İslam

Ölmüş anne ve babamızın kurban borçları için kurban kestirebilir miyiz? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Kurban da diğer ibadetler gibi niyet ile yerine getirilen bir ameldir. Nasıl namaz kılarken niyet ediyoruz; “Ya Rabbi, niyet eyledim öğle namazını kılmaya, bugünün ikindi namazını kılmaya, bugünün akşam namazının farzını kılmaya.” diye niyet ediyoruz. Kurban da bir ibadettir ve kurban ibadeti de “Ya Rabbi, niyet eyledim senin için bu hayvanı kurban etmeye.” diye niyet edilerek yapılır.

Asıl olan, herkesin kendi kurbanını kendisinin kesmesidir. Ama özellikle de şehirlerde yetişmiş olan, hayvan gördüğünde korkan, eline bıçak almamış olan kimseler bu vazifeyi yapmakta zorlanıyorlar. Onlar da bir kasaba vekâlet veriyorlar. Kasap da “Ya Rabbi, senin için filan kulunun kurbanını kesmeye niyet ettim.” diyerek kurbanı kesiyor.

Şimdi niyet etmeden bir kurbanın gerçekleşmesi eksik olmuş olur. Binaenaleyh mutlak surette onun için vekâletle kurban kesenler, dikkat ederseniz, niyet meselesinde çok hassastırlar. İşte arada on tane aracı vardır. Hepsi birbirine âdeta vekâlet geçirip dururlar. Oysa burada parayı yatırıp ismi yazmak, vekâlet verildiği anlamına geliyor.

Ölmüş Anne ve Babamızın Kurban Borçları için Kurban Kestirebilir miyiz?

Eğer annemiz, babamız da hâl-i hayatında “Evladım, işte al şu 10 milyonu, al şu 5 milyonu veya şuraya yatırdığım paradan benim siz hayatta olduğunuz sürece kurbanlarımı kesin.” diye, öldükten sonra yerine getirilmek üzere vasiyet etmişse, bu bir vasiyet hükmüne girer. Niyet burada geçerlidir. Bu kurbanların kesilmesi gerekir.

Ama böyle bir niyet yapmamış, böyle bir vasiyette bulunmamış ise, bir kimse onun geçmiş borçları adına kurban kesilmesiyle onun borcunu düşürür mü? Allahuâlem.

Fakat biz annemizin, babamızın, birtakım büyüklerimizin, Efendimiz aleyhissalâtü vesselâmın ruhuna sevabı bağışlanmak üzere birtakım amelleri, ibadetleri icra ederiz. Nasıl Kur’ân-ı Kerîm okuyup dua yaparak ölmüşlerimize sevabını bağışlıyor isek, kurban da bir ibadettir. Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de bu ibadet yerine geldiğinde bir sevap ortaya çıkar.

Bu sevabı öncelikle o kurban ibadetinin gerçekleşmesine sebep olan kimse alır. Ama bununla beraber o sevaba başka Müslümanları ortak edebilir. Mesela vefat eden annesinin, babasının ruhlarına sevabı hediye edilmek üzere kurban kesebilir. Bunu tek başına annesine ayrı, babasına ayrı, dedesine, nenesine ayrı, filan büyük zata ayrı olarak sevabı gönderilmek üzere ayrı ayrı kurban kesebileceği gibi, bir kurbanın sevabı bunlara bağışlanmak üzere de icra edebilir.

Dolayısıyla sevabı umulan, yaptığımızda bir sevap elde edeceğimizi düşündüğümüz bütün ibadetleri, özellikle de mali olan ibadetleri icra edip sevaplarını tanıdıklarımıza, bildiklerimize, akrabalarımıza, yakınlarımıza sevap olarak gönderebilme imkânımız var.

Kurban da mali bir ibadettir. Sadaka da böyledir. Yani bir adam, bir Müslümanın ihtiyacını gidermek üzere ona 10 lira, 20 lira, 10.000 lira, 100.000 lira verebilir. Şimdi 10 lira, 20 lira deyince millet sadakayı da kimsenin almayacağı para birimleri olarak görüyor. Oysa gerçek sadaka, karşındakinin ihtiyacını görecek olan sadakadır.

Yani adamın 100.000 liraya ihtiyacı var. 90.000 lira verirsen eksik vermiş olursun. He, senin o kadar imkânın vardı. Senin 10.000 lira imkânın vardı, amenna. Ama senin daha çoğuna imkânın olduğu hâlde “Ya kardeşim, buna da tamamını verirsek olmaz.” türünden böyle şeytan üfler. Çünkü şeytan bir yerde bir amel yapılacağı zaman ya ona tümüyle mani olmaya çalışır, hiç yaptırmaz ya da eksiltmeye bakar.

Yani namaz kılarsın. Eğer tamamına mani olamazsa, namazda aklına başka şeyleri getirir. Böylelikle namazından çalmaya çalışır.

Dolayısıyla Müslüman, sevap olarak kendisine geri dönüşü olan bütün ibadetleri yakınlarıyla, ölmüşleriyle paylaşabilme imkânına sahiptir. Nitekim çoluğumuz çocuğumuz için de sadaka verebiliyoruz. Yani mesela bir ihtiyaç sahibi insan gördünüz, ona yardımda bulundunuz. “Ya Rabbi, bunu benden kabul eyle. Çoluğumun çocuğumun kazadan beladan korunmasına bunu vesile eyle.” diye dua edebiliyoruz. Dua etmeliyiz hatta.

Bu vesileyle söyleyeyim; bir hanım annemizden, teyzemizden bahsediliyor. Bu kadıncağızın evladının kötü bir alışkanlığı, kötü bir huyu var. Lafı da geçmiyor, söz söylese boşuna. O kadıncağız, evladının o kötü huydan kurtulması için her gün düzenli olarak tasaddukta bulunuyor.

“Ya Rabbi,” diyor, “bunu ben senin fakir kullarına veriyorum. Sen de benim evladımı bağımlılıktan kurtar ya Rabbi.” diyor mesela.

Dolayısıyla kendimizdeki, etrafımızdaki, çoluğumuzdaki, çocuğumuzdaki maddi manevi hastalıkları... Yani bazen maddi hastalıkları görüyoruz. İşte eli kırılmış, ayağı kırılmış, beyinde tümör var, kanser var, şu var, bu var; kıyametler kopuyor. Ne olacak? En fazla ölür. Yani bir insan için bunun daha ötesi yok. Cenab-ı Allah kaldıramayacağımız şeylerle imtihan etmesin.

Ama manevi hastalıkları kimse görmüyor. Yani bakıyorsunuz, yoldan çıkmış, namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, zulmediyor, haram yiyor, rüşvet yiyor. Bu tür manevi hastalıkları görmezden geliyorlar. Hâlbuki düzelir. Düzelmesi için bu kurban da bir vesile.

Yani kurban kestirerek, “Ya Rabbi, bu kurbanı senin için kesiyorum. Sen bu akan kanla beraber evladımdaki şu kötü huyları da veya bendeki şu kötü huyları da temizle ya Rabbi.” diye niyet etmek lazım.