Namaz Kılmayanların Durumu Ne Olacak?

İbadet Hayatımız

Namaz kılmayanların durumu ne olacak, Müddessir suresi’nin 43. ayetinde bu durum nasıl anlatılıyor, namazın iki yönü ve psikolojik faydaları nelerdir?

Namaz, hayasızlıktan ve kötülükten korur (Ankebut Suresi, 45). Fakat gelişi güzel namaz kılındığında, riya ve gafletle hareket edildiğinde, Cenab-ı Hak "Yazıklar olsun o namaz kılanlara" buyurmaktadır (Maun Suresi, 4-5). Bir de hiç kılmayanı düşünmek lazım. Hiç kılmayana gelince; cennete girenler, uzaktan cehenneme girenlerin seslerini işitirler ve "Siz niçin cehennemliksiniz?" diye sorarlar. Peygamber geldi, kitap geldi, her şey Allah'ın azametinin deliliydi. Onlar, "Biz namaz kılanlardan değildik" derler (Müddessir Suresi, 43). Ana babanın ilk ayrıldığı gün dünyadaki ayrılma mühim değil, asıl mühim olan birinin cennete, diğerinin cehenneme girmesidir. Onlar, "Biz namaz kılanlardan değildik, biz merhametsizdik, fukarayı doyuranlardan değildik, kendimizi düşünürdük ve batıla dalanlarla beraberdik" derler. Bak, hepsinin elinde bir internet, bir cep telefonu; batıla giriyorlar. "Biz o haldeyken ölüm de geldi bize çattı" derler.

NAMAZIN 2 TARAFI

Namazın iki tarafı vardır: Bir fıkhi tarafı olan farzlar, vacipler, sünnetler; bir de kalbi duyuş olan huşu. İlahi huzurda bulunduğunun idrakiyle namazı kılabilmek gerekir. Bu zor bir iştir. Ayşe validemiz, Resulullah'ın kalbinden sanki su fokurdaması gibi bir ses işittiklerini söyler. Biz de aciziz, mümkün olduğu kadar zihni boşaltıp Cenab-ı Hakk'ın huzurunda olduğumuzu idrak etmeliyiz. Biz O'nu görmüyoruz ama Cenab-ı Hak bizi görüyor. Huşu, Allah'a teslimiyeti artırır. Böyle bir namaz kılındığında, Cenab-ı Hak o kimseyi fahşadan ve münkerden korur. Günde beş sefer Cenab-ı Hak seni davet ediyor; "Secde et ve yaklaş" buyuruyor (Alak Suresi, 19). Yine Efendimiz, "Sen onu rüku ederken, secdede görürsün" buyurur (Fetih Suresi, 29). Namazda acele etmemek, düşünerek Sübhanallah ve Sübhane Rabbiyel Ala demek lazımdır.

Namaz aynı zamanda psikiyatrik bir tedavidir. Asr-ı Saadette, Efendimizin zamanında psikiyatrik buhran yaşayan bir insan yoktu. Herkes namaz kılıyor ve huşu ile kılmanın gayreti içinde oluyordu. Oruç, zekat ve infak da İslam kardeşliğini yaşatır. Toplumda herhangi bir geçimsizlik olmamıştır. Resulullah Efendimiz, namazı cemaatle kılmamızı hiçbir mazeretle kabul etmedi. İbn Ümmü Mektum amaydı, "Gözüm görmüyor, evim uzak, haşarat var, beni götüren kimse yok, evimde kılsam olur mu?" dedi. Efendimiz, "Hayye ale's-salah'ı (namaza), hayye ale'l-felah'ı (kurtuluşa) duyuyor musun?" dedi. "Duyuyorum" deyince, "O zaman cemaate devam et" buyurdu (Ebu Davud, Salat, 46). Efendimiz cemaatte bir kardeşlik arzu ederdi; orada mümin müminle dertleşecek, her mümin birbirine zimmetli olacak, birbirinin problemini halledecektir. Böyle bir İslam kardeşliği yaşanacak.

Cenab-ı Hak Araf Suresi 31. ayetinde, "Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde veya her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin" buyurur. Yani kul, Cenab-ı Hakk'ın huzurunda olduğunun idraki içinde, pasaklı bir şekilde namaza durmayacaktır. Büyükler, Ahmed bin Hanbel Hazretleri, İbn Nevfel Hazretleri gibi isimler hep evlatlarını ufak yaşta namaza alıştırmışlardır. İbrahim Aleyhisselam, "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelenleri namazı devamlı kılanlardan eyle" diye dua etmiştir (İbrahim Suresi, 40). Bir annenin en büyük problemi evladını ufak yaşta namaza alıştırmaktır; hediye vererek, tavsiyelerde bulunarak namaza alıştıracaktır. Namaza çocuk alışamazsa sonra kılar denilmemeli; çünkü sonra kılmıyor. Kıyamet günü hiçbir gölgenin bulunmadığı dehşetli günde, gölgelenecek yedi grup insandan biri de kalpleri mescitlere bağlı olanlardır (Buhari, Ezan, 36). Yani