Nafile Namazlar Nelerdir?

Namaz İlmihali

Nafile ne demek? Nafile namazlar hangileridir? Nafile namazlar kaç tanedir? Nafile namazlar kaç rekat kılınır? Nafile namazlar ve nafile namazların faziletleri.

Nefl kökünden türeyen nâfile kelimesi (çoğulu nevâfil) sözlükte “hak edilen miktara veya paya eklenen, ziyade, ilâve, fazlalık” gibi anlamlara gelir; ayrıca nefel ile eş anlamlı olarak “ganimet ve bağış” mânasında da kullanılır. Fıkıhta nâfile ve nefl kelimeleri, geniş anlamıyla dinen farz ve vâcip niteliğinde olmaksızın mükelleften yapılması istenen malî ve bedenî ibadetleri, dar anlamıyla farz, vâcip ve sünnet ibadetler dışında kişinin daha fazla sevap kazanmak için kendi isteğiyle yaptığı malî ve bedenî ibadetleri ifade eder. (Tehânevî, Keşşâf, II, 1325)

NAFİLE NAMAZLAR

Beş vakitteki farz namazların sünnetlerinden başka bir takım nâfile namazlar daha vardır ki, bunlar müstehab, mendub veya tatavvu’ adı verilen nâfile namazlardır.

1. Teheccüd Namazı:

Teheccüd sözcüğü “hem uyumak hem de uyanmak” anlamına gelir. Bir terim olarak “geceleyin uyanıp namaz kılmak ve gece namazı” anlamındadır. Yatsı namazından sonra uyumadan veya çok az uyuduktan sonra kalkıp kılınacak nâfile namaza genel olarak “gece namazı (salatü’l-leyl)” denir. Bir süre uyuduktan sonra, gecenin yarısından imsâk vaktine kadar kalkılıp kılınırsa “teheccüd” adını alır. Teheccüd namazı iki rekâttan sekiz rekâta kadardır. Her iki rekâtta bir selâm verilmesi daha faziletlidir.

Kur’an-ı Kerîm’de teheccüd namazı ile ilgili olarak şöyle buyurulur: “Ey Muhammed! Gecenin bir bölümünde uyanıp, sırf sana özgü olarak kalk. Umulur ki, Rabbin seni övülecek bir makama yükseltir.” [1]

Teheccüd namazına diğer mü’minleri de teşvik eden çeşitli âyet ve hadisler vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey Muhammed! Şüphesiz Rabbin senin ve beraberinde ashabından olan bir topluluğun, gecenin üçte ikisinden az, yarısı veya üçte biri kadar bir bölümünde, namaz için kalktığınızı bilmektedir.” [2] Cenâb-ı Hak başka âyetlerde gece namazına kalkanların durumunu şöyle açıklar: Onlar gece namazı kılmak için yataklarından kalkarlar. Korku ve ümit içinde Rab’lerine dua ederler.” [3] “O çok esirgeyen Allah’ın (has) kulları ki, onlar yer yüzünde vekar ve tevazu ile yürürler. Kendilerine beyinsizler hoşa gitmeyecek laf attığı zaman “selâmetle” deyip geçerler. Onlar gecelerini Rab’leri için secde ve namazla geçirirler.” [4] “Onlar gecenin ancak az bir bölümünde uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” [5] Başka bir âyette de, takvaya erenlerin Allah’a seher vaktinde istiğfar eden kimseler olduğu bildirilir.[6] Seher vakti, gecenin son altıda birlik bölümüdür. Ancak sabah namazının vakti girince artık onun sünneti dışında bir nâfile namaz kılmak mekruhtur.

Abdullah İbn Ömer (r. anhümâ) başından geçen bir olayı şöyle anlatır: İbn Ömer rüyada kendisini bir cehennem çukurunda görür. Bir melek yaklaşarak “korkma, sen buradan çıkacaksın” der. Rüyayı Allah’ın Elçisi’ne anlatması üzerine, Nebî (s.a.s) şöyle buyurur: “Abdullah ne iyi kuldur! Fakat kalkıp gece namazı kılmayı âdet edinseydi daha iyi olurdu!”  Abdullah İbn Ömer bundan sonra gece uykusunu azaltmıştır. Buradan teheccüd namazına devam eden her ferdin “iyi kul” olarak anılmaya lâyık olduğu anlaşılır.[7]

Bilal (r.a), Rasûlullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Gece namazına devam edin. Çünkü gece namazı kılmak sizden önceki salih kulların âdeti, Rabb’inize yaklaşmanın yolu, kötülükleri örtücü ve günah işlemekten alıkoyucudur.” [8] Başka bir hadiste de şöyle buyurulur: “Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır.” [9]

Hz. Âişe, Abdullah İbn Ömer’in sorusu üzerine, Rasûlullah (s.a.s)’in gece idabetini şöyle anlatmıştır: “Bir gece izin isteyip abdest aldı, namaz kıldı, Kur’ân okudu, uzun uzun ağladı, sabah namazı için Bilal (r.a) gelmişti.  Geçmiş ve gelecek günahları affedildiği halde niçin bu kadar kendini üzdüğünü sorması üzerine, Nebî (s.a.s) “Ben çok şükreden bir kul olmayayım mı? Üstelik Allah bu gece, Âl-i İmran sûresinin son on âyetini indirdi, dedi ve ilâve etti: Bu âyetleri okuyup veya bunları çeneleri arasında çiğneyip de, üzerinde düşünmeyenlere yazıklar olsun!” [10]

Abdullah İbn Abbas (r. anhümâ) da, teyzesi ve Allah Elçisi’nin eşi olan Meymûne (r. anhâ)’nin evinde misafir olarak kaldığında, Allah Rasûlü’nün bir gecelik ibadetini şöyle anlatmıştır: “Nebî (s.a.s) gecenin son üçte birinde kalktı, göğe bakarak, Âl-i İmran Sûresi’nin son on âyetini okudu, abdest aldı, namaz kıldı, ben de onun yaptığını yaptım, ağladı, ikişer ikişer on iki rek’at ve bir rek’at da vitir olmak üzere on üç rek’at namaz kıldı, sonra Bilal ezan okuyunca iki rak’at namaz kıldı, sonra çıkarak sabah namazını kıldırdı.” [11] Başka bir rivayette; gece yarısında veya gece yarısından biraz önce veya sonra kalktığı, Âl-i İmrân Sûresi’nin sonundan on âyeti okuduğu, sonra abdest alıp, on üç rek’at namaz kıldıktan sonra müezzin gelinceye kadar yatağa yaslandığı nakledilir.[12]

Diğer yandan Kadir gecesini, Ramazan ve Kurban bayramlarının gecelerini ihya etmek için, Ramazanın son on gününün gecelerini ve Şaban ayının on beşinci gecesini ibadetle geçirmek menduptur. Bu ibadet bütün geceyi veya gecenin çoğunu içine alacak bir ibadet şekli olabilir. Çünkü bu konuda rivâyet edilmiş çeşitli hadisler bulunmaktadır.[13]

Seher vaktinde seyyidül istiğfar (istiğfarın efendisi) adı verilen şu duayı çokca okumak da mendup sayılmıştır:

“Allâhümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente. Halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike ma’steta’tü. Eûzü bi ke min şerri mâ sana’tü, ebûü leke bi ni’metike (aleyye) ve ebûü bi zenbî, fağfirlî, fe innehû lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente.”

Anlamı: “Allahım! Benim Rabb’im sensin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın. Senin kulunum ben. Gücüm yettiğince sana verdiğim söz ve ahitte duruyorum. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri ikrar ve günahlarımı itiraf ederim. Beni bağışla, zira senden başka günahları bağışlayacak yoktur.” [14]

Yukarıda zikredilen geceleri ibadetle geçirmek için mescitlerde veya mescit dışında bir yerde toplanmak mekruhtur. Çünkü bunu ne Hz. Peygamber ve ne de ashabı yapmıştır. Bu gecelere mahsus özel bir ibadet de nakledilmemiştir. Ancak kaza namazı ve istenildiği kadar gece namazı kılınabilir, Kur’an-ı Kerim okunur, Allah’ı zikir, tefekkür, tesbih ve dua ile meşgul olunur.

2. Kuşluk Namazı:

Kuşluk namazı “Duhâ namazı” adını alır. Hz. Peygamber’in kuşluk vaktinde iki rekâtla on iki rekât arasında namaz kıldığına ya da böyle bir namazı teşvik ettiğine dair çeşitli hadisler nakledilmiştir. Ebû Hüreyre’nin naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Kim iki rekât kuşluk namazı kılmaya devam ederse, günahları denizin köpükleri kadar çok olsa bile bağışlanır.” [15] Enes İbn Mâlik, Nebî (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Kim on iki rekât kuşluk namazı kılarsa, Allah onun için cennette bir köşk bina eder.” [16] Abdullah İbn Şakîk’ın “Nebî (s.a.s) kuşluk namazı kılıyor muydu?” sorusuna, Hz. Âişe (r. anhâ), “Hayır, yalnız yolculuktan dönünce kılıyordu.” diye cevap vermiştir.[17] Muâze (r. anhâ)’nın, “Rasûlullah (s.a.s) kaç rekât kuşluk namazı kılıyordu?, sorusuna ise, “Dört rekât olarak ve Allah’ın dilediği kadar ilavede bulunarak kılardı.” [18] cevabını vermiştir. Ümmü Hânî binti Ebî Tâlib (r. anhâ) ise, Hz. Peygamber’in Mekke fethi günü, kuşluk namazını sekiz rekât olarak kıldığını, daha sonra bu namazı kıldığını gören olmadığını bildirmiştir.[19]

Kuşluk namazı kılmak müstehap olup, güneşin bir mızrak boyu yükselmesinden, yani güneşin doğuşundan 45-50 dakika geçmesinden zeval vaktine kadar olan süre içinde kılınabilir.

3. Evvâbin Namazı:

Evvâb “tevbe eden, sığınan” demektir. Bunun çoğulu olan evvâbîn namazı, tevbe eden ve Allah’a sığınanların namazı anlamına gelir. Bu namaz en az iki en çok altı rekât olup akşam namazından sonra, bir, iki veya üç selâmla kılınır. Kur’an-ı Kerîm’de “evvâbîn’den şöyle söz edilir: “Rabb’iniz, içinizdekini en iyi bilendir. Eğer siz iyi kimselerseniz, gerçekten O, kendisine dönenleri (evvâbîn) çok bağışlayacıdır.” [20] Ammâr İbn Yâsir (r. anhümâ)’den şu hadis rivâyet edilmiştir: “Her kim akşam namazından sonra altı rekât namaz kılarsa denizin köpükleri kadar da olsa Allah Teâlâ onun günahlarını bağışlar.” [21]

Hz. Peygamber’in, akşam namazından sonra altı rekât namaz kıldığı ve bu namazı kılanın evvâbînden sayılacağını bildirdiği nakledilmiştir.[22] Ebû Hüreyre (r.a), Rasûlullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Kim akşam namazından sonra, kötü bir söz konuşmaksızın altı rekât namaz kılarsa, bu kendisi için on iki yıllık ibadete denk olur.” [23]

4. Mescidi Selâmlama (Tehıyyetu’l-Mescit) Namazı:

Tehıyye, selâm vermek demektir. Tehıyyetü’l-mescit, mescidi selâmlamak anlamına gelir. Mescide giren kimseler için, mescidin sahibi olan Allah’a selâm vermek ve O’nu ululamak amacıyla, iki rekât namaz kılmak mendubdur. Bir günde eğitim, öğretim, temizlik ve onarım gibi sebeplerle birkaç kere mescide giren kimsenin bu namazı bir kez kılması yeterlidir.

Tehıyetü’l-mescit namazı bir mescide girilince daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan budur. Oturduktan sonra da kılınabilir. Ebû Katâde’den, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan önce iki rekât namaz kılsın.” [24]  Mescid-i Haram, bu zikredilen mescitlerin dışındadır. Çünkü Mescid-i Haram’ın tahiyyesi tavaftır.

Hanefî ve Mâlikîler’e göre, kerâhet vakitlerinde mescide giren kimsenin bu namazı kılması mekruhtur. Şâfiîler’e göre ise, mescide ne zaman girilirse girilsin, tahiyye namazı kılmak müstehaptır.

Normal vakitlerde mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin kerahati gibi bir sebepten dolayı tahiyyetü’l-mescit kılamayan kimsenin, bunun yerine aşağıdaki duayı okuması müstehap görülmüştür:

 “Sübhânellahi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber”

Anlamı: “Allah’ı her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim. Hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. Allah her şeyden yücedir.”

Diğer yandan bir mescitte her hangi bir namazı kılmak veya bir mescide bir farzı kılmak için imama uymak niyetiyle girmek de tahiyyetü’l-mescit yerine geçer.

5. Abdest ve Gusülden Sonra Namaz:

Abdest alındıktan veya gusül yapıldıktan sonra, vakit elverişli ise, yaşlık kuruyacak kadar bir süre geçmeden iki rekât namaz kılmak Hanefîlere göre mendup, Şâfiîler’e göre ise sünnettir.

Diğer yandan, abdest aldıktan hemen sonra, başka bir sünnet veya farz namaz kılınacaksa bu, aynı zamanda abdest namazı yerine geçer. Mescitte kılınacak farz namazların ilk sünnetlerinin tahiyyetü’l-mescit namazı yerine geçmesi de bu niteliktedir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir kimse abdest alır, abdesti güzel yapar, sonra kalkıp, huşû içinde iki rekât namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” [25] Burada, ecrin büyüklüğüne dikkat çekilmiştir. Müslim’in rivâyetinde “böyle bir abdestle kalbini tam olarak Allah’a bağlayıp, iki rekât namaz kılarsa, kendisine cennet vâcip olur.” ifadesi yer alır.[26] Başka bir hadiste de, vakti gelen bir farz namaz kılınınca, büyük günah işlenmediği sürece, bunun namaz aralarındaki küçük günahlar için kefâret olacağı bildirilmştir.[27]

Diğer yandan, Hz. Peygamber bir gün sabah namazı sırasında Bilâl (r.a)’e en çok sevap beklediği amelinin hangisi olduğunu sordu. Çünkü cennette onun ayakkabılarının sesini önünde duymuştu. Bilal, “Gece veya gündüz abdest aldıktan sonra, Allah’ın benim için yazdığı kadar namaz kılarım. En çok sevap beklediğim ibadet budur.” diye cevap verdi.[28]

İhrâma girmek için de iki rekât namaz kılmak müstehap görülmüştür.

6. Yolculuğa Çıkarken ve Yolculuktan Dönünce Kılınan Namaz:

Bir müslümanın yola çıkacağı veya bir yoldan döndüğü zaman iki rekât namaz kılması menduptur. Giderken evde, gelirken de mescitte kılmak daha faziletlidir. Hz. Peygamber (s.a.s) yolculuktan gündüz kuşluk vakti döner, Mescid-i Nebevî’ye giderek iki rekât namaz kılar, orada bir süre otururdu.[29]

Bu namazın amacı, Cenab-ı Hakk’ın yolculukta işlerini kolaylaştırması ve yuvasına kavuşturması için dua niteliğindedir. Dönüşte kılınması da bir çeşit Allah Teâlâ’ya teşekkürdür.

7. Hâcet Namazı:

Dünyevî ve uhrevî bir isteği olan kimse abdest alır, yatsı namazından sonra iki veya dört rekât, başka bir görüşe göre on iki rekât namaz kılar, sonra Allah Teâlâ’ya senâda, Rasûlullah (s.a.s)’a salatu selâmda bulunur, bundan sonra hâcet duasını okuyup, isteğinin gerçekleşmesini Allah Teâlâ’dan niyaz eder.

Merfû bir hadiste rivâyet edildiğine göre, bu namazın birinci rekâtında bir kere Fâtiha, üç kere âyete’l-kürsî okunur. Diğer üç rekâtın her birinde Fâtiha ile birer defa İhlâs, Felak ve Nas sûreleri okunur.

Tirmizî ve İbn Mâce’nin Abdullah İbn Ebî Evfâ (r.a)’dan naklettiğine göre, Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kimin Allah’tan bir dileği olursa yahut insanlardan herhangi birinden bir dileği bulunursa, önce güzelce abdest alsın ve iki rekât namaz kılsın. Sonra Allah’a hamd ve senâda bulunsun, sonra Hz. Peygamber’e salatü selam getirsin. Sonra şu duayı okusun:

“Lâ ilâhe illallahü’l- halîmü’l-  kerîm. Sübhânellahi Rabbi’l-arşi’l-azîm. el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Allahümme, innî es’elüke mûcibâti rahmetike ve azâime mağfiretike ve’l-ganîmete min külli birrin, ve’s-selâmete min külli ismin. Lâ teda’ lî zenben illâ gafertehû, velâ hemmen illâ ferrectehû, velâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ. Yâ erhame’r-râhimîn.

Anlamı: “Hilim ve kerem sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Yüce arşın Rabbi olan Allah’ı tesbih ederim. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Allahım! Rahmetini gerektiren şeyleri, kesin affını, her iyiliği elde etmeyi, her günahtan uzak olmayı senden dilerim. Benim, bağışlamadığın hiçbir günahımı, gidermediğin hiçbir tasamı ve senin rızana uygun olup da yerine getirmediğin hiçbir ihtiyacımı bırakma. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım!” [30]

Osman İbn Huneyf (r.a)’ten rivâyete göre, Hz. Peygamber’e gözleri görmeyen bir adam gelerek, kendisinin iyileşmesi için Allah’a dua etmesini istedi. Allah’ın Elçisi; “İstersen, hakkındaki duayı geciktireyim, senin için daha hayırlı olur.”  buyurdu. Adam, hayır dua et! deyince, bu kimseye, şartlarına uygun güzel bir abdest alarak iki rekât namaz kılmasını, ondan sonra da şu şekilde dua etmesini bildirmiştir:

“Allahümme! İnnî es’elüke, ve eteveccehü ileyke bi Muhammedin Nebiyyi’r-rahmeti. Yâ Muhammed! İnnî kad teveccehtü bike ilâ Rabbî fî hâcetî hâzihî li tukdâ. Allahümme! Fe şeffi’hü fiyye.”

Anlamı: “Allahım! Senden istekte bulunuyorum, sana rahmet peygamberi Muhammed (a.s) ile birlikte yöneliyorum. Ey Muhammed! Şüphesiz ben, bu ihtiyacımın giderilmesi konusunda seninle birlikte Rabb’ime yöneldim. Ey Allahım! Muhammed (a.s)’ı benim hakkımda aracı (şefâatçı) kıl.” [31] Duanın sonunda bu sahabenin gözlerinin görür hale geldiği nakledilmiştir.

8. İstihâre Namazı:

İstihâre; hayırlı olanı istemek demektir. İstihare namazı, nasıl hareket etmenin doğru olacağı bilinemeyen mübah işlerde, mânevî bir işarete nail olmak için kılınan iki rekâtlık bir namazdır. Bir kimsenin karar vermek durumunda kaldığı önemli işleri konusunda önce işi bilen ve güvenilen kişilerle istişare etmesi sünnettir. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: İş konusunda onlara danış, karar verince de Allah’a güvenip dayan; çünkü Allah kendisine güvenip dayananları sever.” [32] Onların işleri, aralarında danışma iledir.” [33] İstişare sonunda o işin uygun ve hayırlı olacağı kanaatine varılırsa istihareye ihtiyaç kalmaz. Bu takdirde istişare istiharenin önüne geçer. Ancak, istişare sonunda bir karara varılamazsa o zaman istihare yoluna gidilir. Bununla birlikte istişare ve istihâre yoluna birlikte başvurmak da mümkündür. İstihare namazının  ilk rekâtında “Kâfirûn”, ikinci rekâtında ise “İhlâs” sûresini okumak müstehaptır. Namazdan sonra “istihâre duası” okunur, sonra kıbleye yönelerek yatılır, rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayır ve iyiliğe; siyah veya kırmızı görülmesi ise kötülüğe delâlet eder. İstihâre namazının ve duasının delili şu hadistir:

Cabir İbn Abdillah (r.a)’tan rivâyet edildiğine göre kendisi şöyle anlatmıştır: “Rasûlullah (s.a s.) bütün önemli işlerde bize Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi istihareyi öğretir ve şöyle buyururdu: “Sizden biri bir iş yapmak istediği zaman, farz dışında iki rekât namaz kılsın ve şöyle dua etsin:

“Allahümme, innî estehîruke bi ilmike, ve estakdiruke bi kudretike. Ve es’elüke min fadlike’l- azîm. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru. Ve ta’lemu ve lâ a’lemu ve ente allâmu’l- guyûb. Allahümme, in künte ta’lemu enne hâzâ’l- emra hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî – ev kâle âcili emrî ve êcilihî- fakdirhü lî ve yessirhu lî, sümme bârik fîhi lî. Ve in künte ta’lemu enne hâzâ’l- emra şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emrî – ev kâle âcili emrî ve êcilihî- fasrifhu annî vasrifnî anhu, fakdir lî el- hayra haysü kâne, sümme ardınî bihi. Kâle: ve yüsemmiye hâcetehû ınde kavlihi “haze’l-emre.”

Anlamı: “Ey Allahım! Senin ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlı olanı istiyorum, gücüme güç katmanı, sınırsız lütuf ve kereminden bana ihsan etmeni istiyorum. Çünkü senin her şeye gücün yeter, benim ise gücüm yetmez. Sen her şeyi bilirsin, halbuki ben bilmem, çünkü sen gayb âlemini tam olarak bilensin.

Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, hayatım ve geleceğim – veya dünyam ve âhiretim- konusunda hayırlı ise, bunu bana takdir et,  kolaylaştır, bunu hakkımda uğurlu ve bereketli kıl. Yok eğer benim dinim, hayatım ve geleceğim – veya dünyam ve âhiretim- konusunda kötü ise, onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hakkımda hayırlı olan her ne ise onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!”  Bundan sonra isteğini söyler.[34]

İstihâre samimi olarak yapıldığı takdirde Allah’ın hayırlısını lütfedeceğine ümit bağlanır, kalbe doğuş olabilir. Belirli işaretlerle birlikte kalpte rahatlık ve ferahlık hissedilirse, o işin hayırlı olacağına, buna karşılık sıkıntı ve darlık hissedilirse, olumsuz olacağına yorumlanır. Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi kere tekrarlanabilir. Bu duanın Arapçası okunacağı gibi Türkçesi de okunabilir. Bir kimse namaz kılarak istihare yapamıyorsa, o takdirde sadece yukarıdaki duayı okuyarak istiharede bulunabilir.

9. Tevbe Namazı:

Müslümanın günah ve çirkin sayılan fiilleri işlemekten kaçınması gerekir. Bununla birlikte insanın günah işlemekten tam olarak sakınması çoğu kez mümkün olmaz. Bu yüzden Kur’an ve sünnette, kişinin günahta ısrar etmeyerek hemen tevbe etmesi gerektiği ve içten yapılan tevbeyi Allah Teâlâ’nın kabul edeceği belirtilmiştir. Hatta hiç günahı olmadığını düşünen kişinin bile, tevbe etmesine bir engel yoktur. Nitekim Hz. Peygamber’in, geçmiş gelecek bütün günahlarının bağışlandığı bildirildiği halde, günde yetmiş kere, yüz kere tevbe ettiği, yoruluncaya kadar ibadet yaptığı, bunun nedeni sorulduğunda da “Allah’a çok şükreden kul olmayayım mı?”  buyurduğu bilinmektedir.

Tevbenin belli bir zamanı ve yeri olmamakla birlikte, kabul edilme umudu yüzünden, tevbe için özellikle mübarek gün ve geceler, seher vakitleri ve namaz arkaları tercih edilmelidir.

Ebû Hüreyre’nin naklettiği bir hadiste Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur: “Rabbimiz Teâlâ her gece son üçte bir olunca dünya göğüne rahmetiyle iner ve; ‘Bana dua eden yok mu?, onu kabul edeyim, benden bir şey isteyen yok mu?, ona vereyim, benden bağışlanma isteyen yok mu?, onu bağışlayayım.” diye seslenir.[35] Başka rivâyetlerde, bu inişin “gecenin ilk üçte birinden veya üçte ikisinden yahut yarısından sonra olduğu” belirtilir.[36] Son “üçte bir” ifadesi ittifaklı olduğu için, çoğunluk İslâm âlimleri seher vaktinin, gecenin son üçte birinden imsak vaktine kadar olan süreyi kapsadığı görüşündedir.

Diğer yandan kabul edilme umudu olan tevbe, hadiste namazla birlikte şöyle bildirmiştir: “Bir kul günah işler de sonra kalkıp güzelce abdest alır ve iki rekât namaz kılarak Allah’tan bağışlanma dilerse Allah onu mutlaka affeder.” [37] Hz. Peygamber bundan sonra şu âyeti okumuştur: “Onlar çirkin bir iş yaptıklarında veya kendilerine zulüm ve haksızlık ettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayıp, günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Bunlar o günahı bile bile bir daha yapmazlar.”[38]

10. Tesbih Namazı:

Tesbih namazı ömürde bir kez olsun kılınması tavsiye edilen bir namazdır. Yalnız veya cemaatle sesli olarak kılınabilir.

Hz. Peygamber bir gün amcası Abbas İbn Abdilmuttalib’e “Amca, sana on tane faydalı amel öğreteyim mi? Bunu yaparsan günahlarının ilki- sonu, eskisi- yenisi, bilerek- bilmeyerek işlediklerin, küçüğü- büyüğü ve gizli yaptığın- açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar.” diyerek tesbih namazını tavsiye etmiş ve kılınış şeklini de öğretmiştir. Abbas (r.a) bunu her gün yapamayız deyince, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir kere kılınmasının yeterli olabileceğini belirtmiştir.[39]

Tesbih namazı dört rekâttır. Her rekâtta Fâtiha ve bir sûre okunur. Bir veya iki selâmla tamamlanır. Bu namazın kılınma şekli Ebû Vehb’in Abdullah İbn Mübârek’ten naklettiğine göre şöyledir: Allah rızası için namaz kılmaya niyet edilerek namaza başlanır.  Sübhâneke’den sonra 15 kere “sübhânallahi ve’l-hamdü lillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denir. Eûzü-besmele, Fâtiha ve ilâve sûre okunduktan sonra bu tesbih duası 10 kere, rukûa varınca 10 kere, rukûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece birinci rekâtta toplam 75 kere tesbih okunmuş olur. Geri kalan 3 rekâttan her birinde de ayağa kalkınca 15 kere, Fâtiha ve sûreden sonra ,10 diğerleri de 10’ar kere olmak üzere 75’er kere tesbih okunur. Tesbihlerin toplamı üçyüz olur. Ebû Vehb, rukû ve secdelerdeki normal tesbihlerin üçer kere okunduktan sonra, bu tesbih duasının okunacağını belirtmiştir.[40]

Abbas ve Ebû Râfi’ (r. anhümâ)’nın tesbih namazı rivâyetlerinde, tesbih duası sayısı ve kılınma şekli aynı olmakla birlikte, ilk 15 kere tesbih duasının okunma yeri Fâtiha ve sûreden sonra olup, ikinci secdeden başını kaldırınca 10 kere tesbih ilâvesi vardır. Toplam sayı yine üçyüzdür.[41]

Tesbih namazında yanılma olursa, sehiv secdelerinde artık bu ilave tesbihlerin okunması gerekmez. Namaz kılan bu tesbihleri aklında tutabiliyorsa parmakları ile saymaz. İmam tesbih namazı kıldırırsa açıktan okur ve tesbihleri de açıktan tekrar eder. Bir bayan da, kadınlar cemaatine, safın tam ortasında durarak tesbih namazı kıldırabilir.

11. Yağmur Duası:

Yağmurun hiç yağmaması, az yağması, yeraltı sularının kesilmesi, tarım ve hayvanlar için su ihtiyacının ortaya çıkması gibi durumlarda yağmur duası yapılır. İnsanların Rablerinden gafil olmaları ve aralarında günahların yayılması sebebiyle, Allah insanları denemek için bazı zamanlarda kuraklıklar meydana getirir. Bu durumun değişmesi için Allah’a tevbe ve istiğfar etmek gerekir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Nuh, Musa ve Hûd (aleyhimü’s-selâm) gibi peygamberlerin kavimlerine yağmur verilmesi için yaptıkları dualardan söz edilir.

Nuh (a.s), Allah Teâlâ’ya kavminden şöyle söz eder: “Onlara dedim: Rabb’inizden bağışlanma isteyin; - Gerçekten O, çok bağışlayıcıdır,- ki  gökten size bol yağmur indirsin, size mallar  ve çocuklarla yardım etsin, sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın.” [42] Hz. Musa’dan söz ederek Yüce Allah şöyle buyurur: “O zamanı hatırla ki, Musa kavmi için su istemişti de, kendisine asanı taşa vur demiştik.” [43]

Ebû Hanîfe’ye göre, yağmur duası namazının cemaatle kılınması sünnet değildir. İnsanlar yağmur duasında ayrı ayrı namaz kılarlarsa kerahatsiz olarak caiz olur. Çünkü istiska (yağmur duası), dua ve istiğfardan ibarettir. Bu yüzden bu dua cemaatsiz ve hutbesiz olarak yerine getirilir.

Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre, yağmur duası namazının, ihtiyaç varsa, yerleşik kişilerce ve yolculukta bulunanlarca kılınması menduptur. Bu dua, Rasûlullah (s.as)’ın sünneti ve raşid halifelerin uygulamaları ile sabittir. Yağmurun yağması gecikirse, yağmur duası günler boyu bir kaç defa yinelenir. Çünkü Allah Teâlâ duada ısrarlı olanları sever.[44]

Enes İbn Mâlik (r.a) şöyle anlatır: “Hz. Peygamber, cuma günü hutbe irad ederken bir adam geldi, onun karşısında durdu ve şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Hayvanlar mahvoldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, bize yağmur versin.

Allah’ın Rasûlü ellerini kaldırarak:

“Allahümme, eskınâ! Allahümme, eskınâ!” (Ey Allah’ım! Bize su ver. Ey Allah’ım! Bize su ver.) diye dua etti. Bu duanın ardından gökte hiçbir yağmur belirtisi yokken, birden bulutlar görünmüş ve ardından yağmur yağmaya başlamıştı. Bu durum bir hafta sürdü. Ertesi Cuma, namaz vaktinde bir adam geldi:

“Ey Allah’ın Elçisi! Mallarımız telef oldu, yollar kapandı, Allah’a dua etsenizde, şu yağmuru durdursa!”  dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dua buyurdu:

“Allahümme havâleynâ velâ aleynâ. Allahümme! ala’l-âkâm ve’d-dırâb ve butûni’l-evdiye ve menâbiti’ş-şecer.” (Allahım! Yağmuru üzerimize değil, çevremize, dağlara, tepelere, vadilerin içlerine ve ağaç biten yerlere ver.” Bu dua üzerine yağmur kesilmiştir.[45]

Hadis kaynaklarında zikredilen Rasûlullah (s.a.s)’ın yaptığı yağmur duası şudur:

“Allahümme, eskınâ gaysen, mugîsen, merîen tabakan, merîan gadekan, âcilen gayra râisin. Allahümme, eskı ıbâdeke ve behâimeke ve’nşür rahmeteke ve ahyî beledeke el-meyyite.” (Allah’ım! Can kurtaran, tatlı, bol, bereketli, çok geç değil, çabuk yağmur ver. Allah’ım! Kullarını, hayvanlarını sula, rahmetini yay, ölü beldeni dirilt.” [46]

Yağmur duası namazı, cuma namazı gibi açıktan okunarak kılınır. Namazdan sonra, bayram hutbesi gibi hutbe okunur, ancak hatip minbere çıkmaz, yerde durur, kılıç, ok ve baston gibi birşeye dayanır.

Yağmur gecikirse, eski elbiseler giyilerek, çocuklar, ehlî hayvanlar ile bunların yavruları birlikte kıra çıkılır. Çocuklar ve yavrular bir süre annelerinden uzaklaştırılır, zayıflara ve yaşlılara dua ettirilir. Böylece Allah’ın rahmet ve merhametinin celbi umulur.

Yağmur duası, sulamak ve bol yağmur sağlamak için bir takım doğal ve teknik tedbirler almaya da engel değildir. Ülkeyi ağaçlandırma, barajlar yapma, yer altı sularını çıkarma ve deniz suyunu arıtarak sulamada kullanma gibi önlemler bunlar arasında sayılabilir.

12. Küsûf Namazı:

Güneş tutulmasına “küsûf”, ay tutulmasına “husûf” adı verilir. Güneş tutulduğu zaman, bir beldede cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve kâmetsiz olarak en az iki rekât namaz kıldırır. Her rekâtta fazla miktar, Ebû Hanîfe’ye göre gizlice, Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre de açıktan kıraatta bulunur. Hutbe okunmaz, her rekâtta, diğer namazlardaki gibi tek rükû ve iki secde yapılır.

Çünkü Ebû Dâvud’un naklettiği hadiste şöyle denilmektedir: “Güneş tutulduğu zaman Hz. Peygamber iki rekât namaz kıldı ve her iki rekâtta da kıyamı uzattı, güneş açılınca da namazdan ayrıldı. Bunun üzerine Allah Elçisi şöyle buyurdu: “Bu olaylar Allah’ın büyüklüğünü gösteren delillerdir. Allah Teâlâ bunlarla kullarını korkutmak istiyor. Bunları gördüğünüz zaman, en son kıldığınız farz namaz gibi bir namaz kılın.” [47] İbnü’l-Hümam şöyle der: Sahabenin en son kıldıkları namaz sabah namazıydı. Çünkü küsûf namazı güneşin iki mızrak boyu yükselmesi sırasında kılınmıştı.[48]

Ay ve güneşle ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın varlığını gösteren âyetlerden biri, gece ile gündüz, ay ile güneştir. Güneşe de aya da secde etmeyin. Bunların hepsini yaratan Allah’a secde edin.” [49] Bu âyetteki “secde edin” emri ay ve güneş tutulunca namaz kılınmasını ifade eder.

Hz. Peygamber (s.a.s), oğlu İbrahim’in öldüğü gün güneşin tutulması üzerine şöyle buyurmuştur: “Ay ile güneş Allah’ın varlığını gösteren âyetlerdendir. Bir kimsenin ölümü veya yaşaması sebebiyle tutulmazlar. Böyle bir durumu gördüğünüz zaman, ay ve güneş açılıncaya kadar namaz kılın, dua edin.” [50] Ashab-ı kiramdan bazılarının, Hz. Peygamber’in üzüntüsüne güneşin de tutulmak suretiyle katıldığını ve yas tuttuğunu söylemesi üzerine Allah’ın Elçisi bu yanlış kanaati değiştirmek için bu sözleri söylemiştir.

Küsûf namazının büyük bir camide kılınması daha faziletlidir. Bir meydanda veya yerleşim birimi dışında bir sahrada da kılınabilir. Küsûf ve husûf namazlarının sahih hadislerle sabit olduğu halde farz olmamasının sebebi, daha önceki konularda geçen hadiste; bedevînin Hz. Peygamber’e hitaben “Beş vakit namazdan başka bir farz var mıdır?” sorusuna karşılık, Hz. Peygamber’in; “Hayır, ancak nâfile olarak kılarsan bu müstesnadır.” [51] şeklindeki ifadesidir.

Küsûf namazından sonra İmam güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya cemaata karşı oturarak dua eder. Cemaat da “âmin” der. İmam bulunmazsa, herkes kendi evinde tek başına kılar.

İmam Şâfiî ve bazı hadisçilere göre, namazdan sonra hutbe okunması müstehaptır.

13. Husûf Namazı:

Ay tutulduğu zaman müslümanların evlerinde teker teker bir halde ve küsûf namazı gibi gizli veya açıktan kıraatla iki veya dört rekât namaz kılmaları menduptur. Buna “husûf namazı” denir. Ebû Hanife’ye göre bu namazın camide cemaatle kılınması sünnette yoktur. Ancak kılınırsa caiz olur. Ay tutulması gece olabileceği için cemaatin camide toplanıp toplu namaz kılmasında güçlük vardır.[52]

İmam Şâfiî ve Ahmed İbn Hanbel ile bazı hadis bilginlerine göre, cemaatle kılınır. İmam Mâlik’e göre ise cemaatle kılınamaz.

Zelzele, şimşek çakması, şiddetli rüzgâr, gündüzün çöken karanlık, gece vakti ışık yayılmasından korkma, yıldız kayması, devamlı yağan yağmur ve kar, salgın hastalıklar, düşmandan korkmak ve benzeri korkulu zamanlarda küsûf ve husûf namazları gibi namaz kılınması müstahsen görülmüştür. Bu konuda küsûf namazına kıyas yapılmıştır.[53] Allah Rasûlü’nün şiddetli rüzgar esince şöyle dua ettiği nakledilir: “Allah’ım! Senden rüzgârın hayırlısını, rüzgârda bulunanların en hayırlısını, rüzgârla gönderdiklerinin hayırlısını isterim, bu rüzgârın kötülüğünden, bu rüzgârda bulunanların kötülüklerinden, bu rüzgâr sebebiyle gönderdiğin şeylerin kötülüğünden sana sığınırım.” [54] Günümüzde, bazı ülkelerde sık sık görülen ve binlerce insanın ölümüne yol açan şiddetli kasırga, tayfun ve hortum âfetleri dikkate alındığında Rasûlullah (s.a.s)’ın bu duasının değeri daha iyi anlaşılır. Böyle bir felâket sırasında Allah’a sığınmanın dışında yapacak bir şey kalmamaktadır. Ancak fırtınadan önce her türlü korunma ve kurtulma çare ve tedbirlerinin alınması da gereklidir.

Dipnotlar:

[1] İsra, 17/79. [2] Müzzemmil, 73/20. [3] Secde, 32/16. [4] Furkân, 25/63, 64. [5] Zâriyât, 51/17, 18. [6] Al-i İmrân, 3/16, 17. [7] Zebîdî, Sahih-i Buhârî Muhtasarı, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 7. baskı, 1982, Ankara, IV, 29, 30, H. No: 576. [8] Tirmîzî, Deavât, 101, H. No: 3549. [9] Müslim, Sıyam, 202; Tirmîzî, Mevâkît, 207; Nesâî, Kıyamü’l-Leyl, 6; A. İbn Hanbel, II, 344. [10] bk. Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Münâfikûn, 79-81; Tirmizî, Salât, 187. [11] Buhârî, Tefsir, Sûre 3, bab:17, 18. [12] bk. Buhârî, Tefsir, Sûre 3, bab:19, 20. [13] bk. Zühaylî, age, II, 47, 48, alt not, 1. [14] Buhârî, Deâvât, 2, 16; Tirmizî, Deâvât, 15; İstiâze, 57. [15] İbn Mâce, İkâme, 187, H. No: 1382. Aynı hadis Ebû Hüreyre’den de nakledilmiştir. bk. Tirmizî, Vitr, 15, H. No: 476. [16] İbn Mâce, İkâme, 187, H. No: 1380; Tirmizî, Vitr, 15, H. No: 473. Tirmizî bu hadis için “Garîb” demiştir. [17] Müslim, Müsâfirîn, 75, 76. [18] Müslim, Müsâfirîn, 75, 76; İbn Mâce, İkâme, 187, H. No: 1381. [19] Müslim, Müsâfirîn, 80-83. [20] İsrâ, 17/25. [21] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, II, 230. [22] İsra, 17/25; bk. İbn Kesir, Tefsir, İstanbul, 1985, V, 64, 65; Şevkânî, Neyl, III, 64. [23] İbn Mâce, İkâme, 185, H. No: 1374; Tirmizî, Salât, 204, H. No: 435. Tirmizî, Ebû Hüreyre hadisi için “Garîb” demiştir. Çünkü senette bulunan Ömer İbn Haş’am için M. İbn İsmâîl, “Münkeru’l-hadîs” demiş ve onu cidden zayıf saymıştır. [24] Buhârî, Salât, 60, Teheccüd, 25; Müslim, Misafirîn, 69, 70; Tirmîzî, Salât, 118; Nesâî, Mesâcid, 37; İbn Mâce, İkâme, 57; Mâlik, Muvatta, Sefer, 57. [25] Buhârî, Vudû’, 24; Müslim, Tahâre, 5, 6, 17; Ebû Dâvud, Tahâre, 65. [26] Müslim, Tahâre, 17. [27] Müslim, Tahâre, 7. [28] Buhârî, Teheccüd, 17. [29] bk. Buhârî, Salât, 59; Cihâd, 198; Müslim, Müsâfirîn, 72-74; Tirmizî, Deavât, 42, H. No: 3440, 3441. [30] Tirmîzî, Vitr, 17, H. No: 479.  İbn Mâce, 189, H. No: 1384. [31] İbn Mâce, İkâme, 189, H. No: 1385. İbn Mâce hadis için “sahîh” demiştir. [32] Âl-i İmrân, 3/ 159. [33] Şûrâ, 42/ 38. [34] Buhârî, Teheccüd, 25; Deavât, 49, Tevhid, 10; Ebû Dâvud, Vitr, 31, H. No: 1538; Tirmîzî, Vitr, 18, H. No: 480; İbn Mâce, İkâme, 188, H. No: 1383; A. İbn Hanbel, III, 344. Tirmizî, Câbir hadisi için “hasen, sahîh, garîb” demiştir. [35] Müslim, Müsâfirîn, 168. [36] bk. Müslim, Müsâfirîn, 169-172. [37] bk. Müslim, Tahâre, 5-16. [38] Âl-i İmrân, 3/135. Bu âyet, önceki iki âyetle birlikte İsLâm ahlâkının özetini kapsar. [39] bk. Ebû Dâvud, Tatavvu’, 14, H. No: 1297; İbn Mâce, İkâme, 190, H. No: 1386, 1387; Tirmizî, Vitr, 19, H. No: 481. [40] bk. Tirmizî, Vitr, 19, H. No: 481. [41] bk.Ebû Dâvud, Tatavvu’, 14, H. No: 1297; İbn Mâce, İkâme, 190, H. No: 1386, 1387. [42] Nûh, 71/10-12. [43] Bakara, 2/60. [44] bk. Kâsânî, age, I, 282, İbnu’l-Humâm, Fethu’l-Kadîr, I, 437; İbn Âbidîn, age, I, 790 vd; İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, II, 209. [45] Buhârî, İstiska, 6; Müslim, İstiskâ, 2, 8. [46] İbn Mâce, İkâme, 154; Ebû Dâvud, İstiskâ, 2; A. İbn Hanbel, IV, 395. [47] bk. Buhârî, Küsûf, 1, 17; Ebû Dâvud, İstiskâ, 4, 9, Sünnet, 9; Nesâî, Küsûf, 5, 12, 14, 16, 24; İbn Mâce, İkâme, 152. [48] bk. Kâsânî, age, I, 280; İbnu’l-Humâm, age, I, 432; İbn Âbidîn, age, I, 788 vd. [49] Fussilet, 41/37. [50] Buhârî, Küsûf, 1, 15; Ebû Dâvud, İstiskâ, 4; A. İbn Hanbel, II, 222, III, 318, V, 62, 428. [51] bk. Buhârî, İmân, 34, Savm, 1, Şehâdât, 26; Müslim, İmân, 8; Ebû Dâvud, Salât, 1; Tirmîzî, Zekât, 2; Nesâî, Salât, 4. [52] Kâsânî, age, I, 282; Şürünbülâlî, Merâkı’l-Felâh,  92. [53] bk. Kâsânî, age, I, 282; Şürünbülâlî age, 92; Kudâme, Muğnî, II, 429; Zeylâî, Nasbu’r-Raye, II, 234-235. [54] Tirmîzî, Deavât, 48, 88; Müslim, İstiskâ, 15.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları