Müslümanın Kimlik Kaybı

ÜMMET

Modern dünyanın etkisiyle Müslüman kimliğinde yaşanan aşınma, ümmet bilinci ve değer kaybı geçmiş örneklerle ele alınıyor.

Bir kafede oturmuş arkadaşımı bekliyordum. Yan masada 16-17 yaşlarında gençler oturuyordu. Yüksek sesle konuştukları için söylediklerini çok rahat duyabiliyordum. Bir genç telefonuna gelen bir bildirime bakıp yanındakine: “Oğlum, şu Gazze muhabbeti yine ana sayfama düştü ya. Her yer dram, valla enerjimi sömürdü. Gel şu oyunda yeni çıkan karakterin skinini (video oyunlarında karakterin kıyafeti) alalım da millete biraz hava basalım.” dedi.

Olduğum yerde dondum kaldım. Daha sonra dönüp yüzlerine baktım. Tertemiz sîmâları vardı ama sanki birileri onların düşüncelerini ele geçirmişti.

Bugün, modern dünyanın gürültüsü içinde en çok kaybettiğimiz şey, kim olduğumuz ile kim olmamız gerektiği arasındaki o devasa uçurumdur. Müslüman, sadece isminden ibâret bir tabela değildir. O, bir kalitenin ortaya çıkmış hâlidir. Ancak ne yazık ki, bugün sayıca çok, değerce az bir kalabalığa dönüşmüş durumdayız.

GEÇMİŞ ŞAHSİYETLER VE ÜMMET BİLİNCİNİN KAYBI

Bizler genellikle hamâset yapmayı, geçmişimizle övünmeyi severiz. Halbuki Hz. Ömer (r.a.), Abdülhamid Han veya Şeyh Şamil gibi isimler, sadece birer tarihî figür değil, birer şahsiyet âbidesidir. Onlar, nefislerini Allah’a râm ettikleri için dünyayı dize getirdiler. Bugünün trajedisi işte tam da burada başlıyor. Dün, Hz. Ömer (r.a.) ismi binlerce kişiyi titretirken, istisnalar hariç bugün binlerce Ömer ismi taşıyan kişi, tek bir kâfirin gönlünü bile titretemiyor maalesef.

Kıtaları fetheden babaların mirası üzerinde, bugün evindeki huzuru ve disiplini fethedemeyen babalar oturuyor. II. Murad Han’ın oğlu Fatih Sultan Mehmet Han, rüyasında bile İstanbul’un fethini görüp: “Baba, beş dakika daha versen fethi tamamlıyordum.” derken, bugünün nesli, sabah namazı vaktinde: “Baba, beş dakika daha ver de uyuyayım.” diye sayıklıyor.

Bu kesinlikle mâsum yavrularımızın suçu değildir. Suç, onları bir çiçek rakikliği ile yetiştirmeyen bahçıvanlardadır. Bugün Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve pek çok Müslüman beldede yaşanan zulme rağmen uyanamayan bir ruh hali içindeyiz. Kimliğimizdeki bu aşınma, bizi Hz. Ömer (r.a.) gibi bir ufuktan alıp televizyon dizilerinin sığ ve sanal kahramanımsılarına savuruyor. Unutmayalım ki bir toplumun kelimelerini ve karakterlerini değiştirirseniz, onların düşüncesini ve geleceğini de değiştirirsiniz.

Müslümanın kimliği, sadece büyük sloganlarda değil, hayatın en ince ayrıntılarında, yani teferruatında gizlidir. Bir bakışta, bir alışverişte, bir sözde gösterilen dürüstlük, o kimliğin kalitesini belirler. Gerçek kalite, her şart altında Müslüman kimliğini bir şeref madalyası gibi taşımaktır.

EN HAYIRLI ÜMMET OLMANIN SORUMLULUĞU

Rabbimiz, kimliğimizin temel taşını şu ayetle belirlemiştir: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz.” (Âl-i İmrân sûresi, 110)

Bu “en hayırlı” olma vasfı, sadece bir iddia değil, bir aksiyon planıdır. Bu aksiyonun içini dolduracak olan ise kalitedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise kalitesiz bir kalabalık olmanın tehlikesini asırlar öncesinden şöyle haber vermiştir: “Yemek yiyenlerin sofralarına birbirlerini çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır.”

Ashabdan biri sordu:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! O gün (sayıca) az olacağımızdan mı (aleyhimizde birleşecekler)?”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şu cevabı verdi:

“–Hayır, bilâkis o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çer çöp gibi olacaksınız…” (Ebû Dâvûd, Sünen, Melâhim, 5)

Rabbimiz bizleri geçmişimize ve geleceğimize iftihâr olacak Müslümanlardan eylesin. Kaliteli bir îman kuşanmamızı lütfeylesin. Dağınıklığımızı ve karmaşamızı vahdetle neticelendirsin. Âmin…

Kaynak: Kadir Bekâr, Altınoluk Dergisi, Say: 484