Mü’min Ne Zaman Neşeli, Ne Zaman Ciddî Olmalıdır?
Ashâb-ı kirâmın hayatından örneklerle, mü’minin ne zaman tebessüm etmeyi ne zaman sorumluluk bilinciyle ciddîleşmeyi öğrenmesi gerekmez mi?
Peygamber Efendimiz’in ashabı, canlı, hareketli ve yerine göre neşeli insanlardı.
ASHÂB-I KİRÂM HAYATI NASIL BİR DENGE ÜZERİNEYDİ?
Ashab-ı kiram; nerede, nasıl hareket edeceklerini çok iyi bilirlerdi. Gerektiğinde espri ve şaka yapar, gerektiğinde de canlarını ortaya koyarlardı. Gelgitli bir hayat yaşarlar, aşırılıklardan sakınırlardı. Bekir bin Abdullah şöyle der:
“Rasûlullâh’ın ashabıyla şakalaşırlar, birbirlerine karpuz atarlardı. Ancak önemli işler olduğunda da ciddîleşir ve işe dört elle sarılırlardı.” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 266)
Ebû Seleme bin Abdurrahmân da ashâbın hâlini şu şekilde tasvîr eder:
“Rasûlullâh (sav)’in ashâbı çekingen ve uyuşuk değillerdi. Meclislerinde şiir okur ve câhiliyedeki hâllerinden bahsederlerdi. Ancak Allâh'ın dîni husûsunda bir vazîfeyle karşı karşıya kaldıklarında gözleri dışarıya doğru fırlatarak mecnûna dönerdi (yâni o son işi derece ciddiye alır ve dört elle sarılırdı).” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 555)
Sâbit bin Ubeyd ise bir misal vererek şöyle der:
“İnsanlarla oturduğu zaman Zeyd bin Sâbit’ten daha vakarlısını, evde de ondan daha hoşsohbet birini görmedim.” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 286; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, V, 211/25328)
Hudeybiye senesinde ashâb-ı kirâm ihrama girip yola çıkmışlardı. İçlerinden bir kısmı yolda vahşî merkep görmüştü. İhramlı oldukları için yanlarındaki ihramsız arkadaşlarına onu gösteremiyorlardı. Kendi aralarında gülüyorlardı. (Buhârî, Cezâü’s-sayd, 2-3)
Yani onlarla birlikteyken neşeliydiler.
Ebû Bekir es-Sakafî’nin bildirdiğine göre sahâbîler biraz Kur’ân, biraz da şiir okurlardı. (Kettânî, II, 236)
İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ), talebeleriyle birlikte oturduğunda onlara bir süre hadîs-i şerîf nakleder, sonra:
“–İştahımızı açın! Yani lâtife yapın, mutlaka okuyun. Çünkü ruh da beden gibi yorulur.” der ve Arapların darb-ı mesellerini anlatmaya başlardı. Sonra tekrar derse dönerdi. (Kettânî, II, 237)
Meşguliyet
“Harekette bereket vardır” denilmiştir. İnsan dâimâ zamanı olmalı ve boş kalarak nefse ve şeytana fırsat vermemelidir. Şunu iyi bilin ki, yapılacak bir iş varsa, onu ancak meşgul olanlar yapar. Boş boş süre boyunca bir kişi iş yapıyor olsaydı, bu acınacak hâle düşemezdi. Büyükler, “Durma, oturursun; oturma, yatmasın” demişlerdir.
Diğer taraftan, duran bir insan laflamaya başlar, boş konuşunca da hem kendine hem çevresine zarar verir. Bu nedenle Hz. Ömer (ra), oğullarına şu tenbihte bulunmuştur:
“Sabahleyin kalktığınız zaman (iş icabı) öteye beriye dağılınız; bir evde toplanmayınız. Çünkü ben, birbirinize darılmanızdan yahut aranıza bir fenalık çıkmasından korkarım.” (Buhârî, el-Edebü'l-müfred, no: 415)
Ayak Takımının Öne Çıkması
Abdullah bin Amr şöyle anlatıyor:
İsrâiloğulları zamanında bir akşam misâfir geldi. Evin dişi bir köpeği vardı. Hâne halkı:
“Ey köpek, misafire havlama!” dediler. Köpek havlamadı ancak karnındaki yavrular bağırmaya başladı.
Bu hâdiseyi peygamberlerine anlattıklarında şöyle dedi:
“ –Bu hâdise senden sonra gelecek bir ümmetin misâli gibidir.
Yani o dönemde konuşması gerekenler susacak, konuşmaması gerekenler ise öne çıkacaktır. Hayatî meselelerde ehil olmayan, menfaatle yönlendirilen, sefih ve câhil kimseler söz sahibi olacaktır.
Yalancı Olan Yansın
Medine Hristiyanlarından birisi ezan sürerken, “Muhammed'in Allâh'ın elçisi olduğuna şehadet ederim.” cümlesini duyunca:
“–Yalancı olan yansın.” dermiş.
Bir gece hizmetçisi elinde bir ateşle eve girdi. O Hristiyan ve ehli uyuyorlardı. Ateşten bir hızla sıçrayarak evi yakmış. Bu arada hem o, hem de evde bulunan âilesi yanmışlar. Bunun üzerine şu âyet-i kerime nazil olmuş:
“Siz namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.” (el-Mâide, 58) (Vâhıdî, s. 203; Kurtubî, VI, 146)
Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya