Mülk Allah’ındır

Cemiyet Hayatımız

“İslâm’da mülk, Allâh’ındır” ifadesini nasıl anlamalıyız?

İslâm’da mülk, Allâh’ındır. Haksız menfaat, fâiz, istismar, karaborsa, gabn-i fâhiş (kandırmak sûretiyle değerinin çok üstünde satış yapmak) ve toplumun zararına olan satışlar yasaktır.

Peygamber Efendimiz Medîne’ye hicret edince, vatandaşlık esaslarını ve hukûkunu tâyin ve tespit ettikten hemen sonra, Medîne çarşısını tanzim etmiştir. Nitekim Resûlullah (s.a.v) buğday satan bir adama rastlamış ve ona:

“–(Malını) nasıl satıyorsun?” diye sormuştu. Adam da kendince anlatırken o esnâda Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’e:

“–Elini onun (buğdayın) içine daldır!” diye vahyedildi. Allah Resûlü (s.a.v) de elini daldırdı ve buğdayın ıslak olduğunu gördü. Bunun üzerine:

“–(İnsanların görmesi için ıslak olanı üst tarafına koysaydın ya!) Aldatan bizden değildir.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Büyû, 50/3452; Ahmed, II, 242; Müslim, Îmân, 164)

EN TEMİZ KAZANÇ

Yine, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“En temiz kazanç, şu vasıflara sahip olan ticâret erbâbının kazancıdır:

  1. Konuştuklarında yalan söylemezler,
  2. Kendilerine îtimâd edildiğinde ihânet etmezler,
  3. Söz verdiklerinde sözlerinden dönmezler,
  4. Bir şey satın alırken o malı yermezler,
  5. Bir şey satarken onu aşırı bir şekilde övmezler,
  6. Borçları olduğunda geciktirmezler ve
  7. Alacakları olduğunda, zor durumda olan borçluyu sıkıştırmazlar.” (Beyhakî, Şuab, IV, 221)

Sahâbeden Cerîr bin Abdullah (r.a) bir at satın almak istemişti. Beğendiği bir at için satıcı beş yüz dirhem fiyat teklif etti. Cerîr (r.a) bu ata altı yüz dirhem verebileceğini, hatta sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükseltebileceğini ifâde etti. Çünkü atın değeri yüksek olup, satıcı bunun farkında değildi. Kendisine:

“–Atı, beş yüz dirheme alman mümkün iken, niçin sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükselttin?” diye soruldu. Cerîr (r.a) şu muhteşem cevabı verdi:

“–Biz alışverişte hile yapmayacağımız husûsunda Allâh’ın Resûlü’ne söz verdik.”[1]

İSLAM İKTİSADI

Görüldüğü üzere İslâm iktisâdî sistemi, ticâretin temelini doğruluk ve dürüstlük ile fert ve cemiyete hizmet anlayışı üzerine kurmuştur. Gerçekten de İslâm iktisâdı, insanın problemini çözmekle işe başlar. Paylaşmak ve bilhassa ihtiyaç sahiplerine faydalı olmak şarttır, farzdır.

Gerek kapitalist, gerekse sosyalist sistemlerin yapısında ise kalbî meziyetlere, vicdânî fazîletlere yer yoktur. Birinde mülk toplumundur, birinde ferdindir. Her ikisinde de çıkarcı ve sömürücü bir zihniyet hâkimdir. Fertler, bir çarkın dişlisi olarak telâkkî edilir.

İslâm ise, her meselede olduğu gibi servet karşısında da kulu, Allâh’a karşı mesul addeder. Zira Allah Teâlâ, her şeyi insana emânet olarak vermiştir. Âyet-i kerîmede:

“Nihâyet o gün (dünyada faydalandığınız) nîmetlerden muhakkak hesaba çekileceksiniz!..” (et-Tekâsür, 8) buyrulmaktadır.

İşte servet, bu hesap ve mes’ûliyet ölçüleri içerisinde elde edilmelidir. Hiçbir yanlış adımın, doğru bir mâzeret ve niyeti olamaz. Hele; “Ben ileride daha çok hayır yapmak için kazanıyorum.” diyerek haram-helâl ölçülerini çiğnemek, en hayırsız bir yöneliştir, nefsin aldatmacasıdır. Çünkü İslâm; “İstediğin gibi kazan, istediğin gibi harca!” şeklinde bir anlayışı aslâ kabûl etmez. Kapitalizmin temelini teşkil eden; “Bırakınız yapsın, bırakınız geçsin!” mantığını da İslâm, kesin olarak reddeder.

“MÜ’MİN PARANIN MAHKUMU DEĞİL, HAKİMİ OLMALI”

Mü’min, paranın mahkûmu değil, hâkimi olmalıdır. Bu da Hâkimler Hâkimi’nin emrine uymakla olur. Tembelliğe kaçmayan bir kanaatle olur. Yani israf ekonomisine yönelik ticaretten de sakınarak olur. Çünkü israf, konfor ve lüksün artması, fertleri de toplumu da perişan etmektedir.

Topluma bir bakın: Niceleri maddî bakımdan alabildiğine imkânlar elde etmiş, fakat hâlâ huzursuz. Kimisi cinnet geçiriyor. Eskiye nazaran zenginlik ve refah seviyesi hayli arttı, ancak buhranlar, ihtiraslar ve taşkınlıklar daha da fazlalaştı. Âile hayatları târumâr oldu. Boşanmalar arttı. Yavrular perişan. Bir nesil, âile sıcaklığından mahrum kaldığından, saâdeti sokaklarda arar hâle geldi ve sokakların insafına itildi. Yani haram-helâl tanımayan, bencil, kapitalist sistem, toplumumuza huzur getiremedi.

Bu sebeple, insanların maddeye râm olduğu günümüzde, mü’minlerin her zamankinden daha ziyade yüksek bir ahlâkî yapıya sahip olması, Allah korkusuyla hareket etmesi, bir gün ilâhî mahkemede hesap vereceği şuuruyla kul hakkına son derece riâyet etmesi ve mes’ûliyet hissi içinde bulunması zarûrîdir.

Zira İslâm, gerek ferdî gerekse ictimâî bakımdan hak ve adâlet ölçülerini çok yüksek hassâsiyetler etrafında tanzim etmiştir.

Dipnot:

[1] İbn-i Hazm, el-Muhallâ, Mısır 1389, IX, s. 454 vd.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yayınları