Modern Çağın Yanılsaması: Başarıyı Hangi Terazide Tartıyoruz?

TEFEKKÜR

Modern dünyanın materyalist başarı tanımı ile Rabbimizin rızasına ayarlı ahiret terazisi arasındaki farklar; gerçek galibiyetin ve asaletin manevi sırrı.

Hayatın o bitmek bilmeyen telâşesi içinde hepimiz bir yerlere yetişmeye, bir hedefe varmaya çalışıyoruz. Başarımızı da çoğu zaman bu hedeflere olan mesafemizle ölçüyoruz; vardıkça seviniyor, uzak kaldıkça mahzun oluyoruz. Fakat bir an durup sormak gerekmez mi: Başarı sadece rakamlardan, yakınlıklardan ve uzaklıklardan mı ibarettir? Koştuğumuz hedefin mahiyeti, değer ölçülerimizde hiç mi yer kaplamaz?

Bir Müslüman için başarının terazisi, dünyanın geçici alkışları ve kalabalıkların “bravo” nidası olabilir mi? Eğer bakışımızı inanç değerlerimizin ufkuna hizalarsak, dünya gözüyle “yenilgi” sayılan nice halin aslında bir fetih, “galibiyet” sanılan nice şatafatın ise hazin bir mağlubiyet olduğunu fark ederiz.

İKİ TERAZİ ARASINDAKİ UÇURUM: MODERN BAŞARI VE İLAHİ RIZA

Seyyid Kutub, bu sarsıcı hakikati o meşhur metaforuyla kalbimize mühürler: “Dünya Terazisi” ve “Ahiret Terazisi.”

Bugün modern dünyanın materyalist çarkları arasında belirlenen “başarı” tanımı ile Rabbimizin rızasına ayarlı “başarı” arasında uçurumlar vardır. Bir tarafta gücün, makamın ve sayısal çokluğun sarhoşluğu; diğer tarafta ise ihlasın, takvanın ve sadece O’nun bildiği o samimi amelin ağır vakarı... Bir yanda yaldızlı bir hayatın aldatıcı pırıltısı, diğer yanda insanı gerçek özgürlüğe taşıyan ebedi değerler. Unutmamalıyız ki; mümin, başarısını dünyanın alkış tufanına göre değil, Allah’ın vaadindeki o sonsuz sükûnete göre tarttığı gün kurtulacaktır.

İlahi Ölçüde Azlığın Ağırlığı

Dünya terazisi her zaman "çok olanı" haklı, "güçlü olanı" galip sayar. Oysa Rabbimiz, Bakara Suresi'nde bizlere bu terazinin geçersizliğini şöyle haber verir: "Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 249). Bu ayet-i kerime, başarının bir sayı oyunu değil, bir sadakat ve sabır imtihanı olduğunu hatırlatır. Eğer ölçü sadece sayısal üstünlük olsaydı, Bedir'de bir avuç mümin, binlerce kişilik ordu karşısında mağlup sayılacaktı. Fakat ahiret terazisi devreye girdiğinde, o "azlık" koca bir dünyadan daha ağır gelmiştir.

Dış Görünüşün İllüzyonu

Modern dünya bizi "görünüşün" ve "estetiğin" kölesi yapmaya çalışırken, ilahi terazi bizi özdeki temizliğe çağırır. Rabbimiz şöyle buyurur: "İman etmedikleri sürece müşrik kadınlarla evlenmeyin. Mümin bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır." (Bakara, 221). Bu ayet, dünya terazisinin "en güzel, en cazip, en etkileyici" dediği şeyin, ahiret terazisinde hiçbir hükmünün olmadığını, iman pırıltısı taşıyan bir yüreğin her türlü dünyevi şatafattan üstün olduğunu ilan eder.

VİTRİNLERİN ALDATICILIĞI: SAYISAL ÇOKLUKTAN KALBİN DERİNLİĞİNE

İnsanoğlu için en büyük kayıp "ölüm" gibi görünür. Dünya terazisinde hayatın son bulması, tüm defterlerin kapanmasıdır. Ancak nice iman abidesi müminin ölüme bir düğün şölenine gider gibi yürümesini sağlayan sır, şu ayetin müjdesinde gizlidir: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Aksine onlar diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar." (Âl-i İmrân, 169). İşte bu, ahiret terazisinin en muazzam tartısıdır: Bir yanda dünya gözüyle bir "son", diğer yanda Allah katında ebedi bir "başlangıç" ve rızık...

Dış Görünüşün Sığlığı ve Gönül Zenginliğinin Ağırlığı

Dünya terazisi, insanı üzerindeki markayla, cebindeki parayla ve toplumdaki nüfuzuyla tartar. Eğer kıyafetiniz eski, saçınız dağınıksa bu terazi sizi "değersiz" kefesine koymakta acele eder. Oysa Efendimiz (s.a.v.), bakışımızı o sığ kefelerden alıp Arş’ın ölçüsüne çevirir ve şöyle buyurur:

"Üstü başı tozlu, saçı sakalı karışmış, kapılardan kovulmuş öyleleri vardır ki; 'Şu şöyle olacak' diye Allah adına yemin etseler, Allah onları haksız çıkarmaz (onların yeminini yerine getirir)." (Müslim, Birr 145)

Ne kadar sarsıcı bir hakikat... Dünya terazisinde kapıdan kovulan, önemsenmeyen bir kul; ahiret terazisinde Allah katında sözü geçerli, duası kabul gören bir "aziz" olabiliyor. Demek ki gerçek asalet, vitrinlerde değil, Allah ile olan o gizli ve samimi bağda saklıdır.

Efendimiz (s.a.v.) dünya terazisinin kıyamet gününde nasıl iflas edeceğini şöyle anlatır:

"Kıyamet günü, dünyada iri yarı, semiz ve gösterişli bir adam gelir; fakat Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar bile ağırlığı yoktur." (Buhârî, Tefsîr 18/6)

İşte "Dünya Terazisi"nin en büyük illüzyonu budur. Burada "iri yarı" görünen, şanıyla dünyayı sarsan, herkesin önünde eğildiği nice isimler; o gün "İlahi Terazi"ye çıktıklarında bir sineğin kanadı kadar ağırlık bulamayacaklar. Çünkü o terazi bedeni değil kalbi, gösterişi değil takvayı tartar.

Modern çağın bu "gösteri" odaklı terazisi, ruhu ihmal edip bedeni kutsar. Oysa Efendimiz (s.a.v.), bir Müslümanın sığınacağı asıl limanı şu muazzam sözüyle tarif buyurur:

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr 34)

Bu hadis-i şerif, dünya terazisinin tüm sahte ağırlıklarını bir anda sıfırlar. Allah katında geçerli akçe ne mülktür ne de dış görünüş... O’nun nazar ettiği yer kalbin derinliği ve o kalpten süzülüp gelen samimi amellerdir. Bir insan dünya terazisinde “hiç” hükmünde olabilir; ama eğer kalbi Allah aşkıyla çarpıyor ve ameli rızayı hedefliyorsa, o kişi asıl terazide “dağlar kadar” ağır çeker.

Gönül Gözüyle Bakmak: Toplumun Seçkinleri ve Allah’ın Garipleri

Efendimiz (s.a.v) bir gün yanındakilerle otururken önlerinden bir adam geçer. Efendimiz, "Şu adam hakkında ne dersiniz?" diye sorar. Sahabiler: "O, insanların en itibarlılarındandır. Vallahi bir kıza talip olsa evlendirilir, birine şefaatçi olsa sözü dinlenir" derler. Efendimiz susar.

Bir süre sonra oradan başka bir adam geçer. Efendimiz yine sorar: "Peki, ya şu adam hakkında ne dersiniz?" Bu sefer sahabiler: "Yâ Resûlallah! O, Müslümanların fakirlerindendir. Bir kıza talip olsa verilmez, şefaatçi olsa sözü dinlenmez, konuşsa yüzüne bakılmaz" diye cevap verirler.

Bunun üzerine Rahmet Peygamberi (s.a.v), dünya terazisini yerle bir eden o muazzam hükmü verir: "Şu (fakir ve itibarsız görünen) adam, dünya dolusu öteki (zengin ve itibarlı) adamdan daha hayırlıdır!" (Buhârî, Nikâh 15)

Efendimiz’in (s.a.v.) bu sarsıcı cevabı, aslında bizlere bir “gönül imarı” dersi vermektedir. Bizler çoğu zaman hayatı, insanların bizi alkışladığı kürsülerden veya sahip olduğumuz imkânların pırıltısından ibaret sanıyoruz. Oysa Allah Resûlü, dünya dolusu şan ve şöhretin, Allah katında tek bir “samimi ve garip” yürek kadar ağırlığı olmadığını ilan ederek, bizleri sahte terazilerin esaretinden kurtarmaktadır.

Mümin olmanın izzeti, dünyanın bizi nerede gördüğünden ziyade, bizim Rabbimizin nazarında nerede durduğumuzda saklıdır. Eğer bir gönül Allah ile beraberse, kapılardan kovulsa da, sözü dinlenmese de o aslında “en hayırlı” olanın safındadır. Çünkü asıl mesele, fâni olanın alkışını almak değil, Bâkî olanın rızasına ermektir.

EN ASİL TESLİMİYET: "SEN RAZIYSAN GERİSİ MÜHİM DEĞİL"

Müslümanın dünya terazisine olan eyvallahsızlığının en asil tablosu, hiç şüphesiz Taif’te çizilmiştir. Allah Resûlü (s.a.v.), taşlandığı, mübarek ayaklarının kana bulandığı ve dünya gözüyle en zor durumda kaldığı o anlarda; ne sayısal bir zaferin ne de intikamın peşindeydi. Onun derdi, sadece ve sadece Allah’ın rızasıydı.

O hüzünlü yolculukta sığındığı bir ağaç gölgesinde, ellerini semaya açıp o meşhur duasını mırıldanırken, aslında bizlere "başarı" ve "kurtuluş"un nihai tanımını yapıyordu:

"Allah'ım! Kuvvetimin yetersizliğini, çaresizliğimi ve insanların gözünde hor görülmemi sana şikâyet ediyorum... Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere hiç aldırmam!"

İşte bir müminin hayatındaki en ağır, en şerefli terazi budur: "Sen razıysan, gerisi mühim değil." Eğer O'nun rızası bizimleyse; dünya bizi hor görmüş, kapılardan kovmuş veya mağlup saymış, ne çıkar? Asıl yenilgi O'ndan uzak kalmak, asıl galibiyet ise her şartta O'nun kapısında durabilmektir.

Rabbim, kalplerimizi dünyanın geçici alkışlarından azade eylesin; bizi her daim kendi katında ağır gelen, Taif vakarını kuşanan ve rızasıyla şereflenen kullarından eylesin.

Kaynak: Semih Yolaçan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482