Mekke Devrinde Neler Yaşandı?
Mekke devrinde Müslümanların yaşadığı zulümler, sabırla yürütülen tebliğ mücadelesi ve hicrete giden süreç anlatılıyor.
On üç yıl süren Mekke devri boyunca Mekkeli müşriklerin Müslümanlara karşı tatbik ettikleri eziyetleri şu beş maddede toplamak mümkündür:
MEKKE’DE MÜSLÜMANLARA YAPILAN ZULÜMLER
- İstihzâ
- Hakâret
- İşkence
- Her türlü ticârî ve medenî münâsebetleri kesme (tecrîd)
- Müslümanları hicrete mecbur edecek derecede yıldırıcı bir şiddet ve hattâ cinâyet
Onların bu durumlarını Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde şöyle bildirir:
“Günahkârlar yok mu, onlar dünyâda Müslümanlara gülerlerdi. Önlerinden geçtikleri zaman birbirlerine kaş göz işâreti yaparak onlarla eğlenirlerdi. Âilelerine döndüklerinde alaylarından dolayı keyiflenerek dönerlerdi. Mü’minleri gördüklerinde de: «Şüphesiz bunlar sapıtmış!» derlerdi.” (el-Mutaffifîn, 29-32)
PEYGAMBER EFENDİMİZİN TEBLİĞ METODU
Buna mukâbil, sürekli vahiyle takviye edilerek nasıl hareket edeceği kendisine bildirilen Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem’in tâkip ettiği metod da şöyle olmuştur:
- Mü’min gönüllerde rûhâniyetin artmasına gayret etmek
- Meşakkat ve çilelere sabır göstermek
- Güzel mev’ıza ile nasîhat etmek
- Mücâdeleye tâvizsiz devâm etmek
- Cenâb-ı Hakk’a tevekkül ve teslîmiyet göstermek
Bu usûller netîcesinde Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem, her şeye rağmen dâvâsında muvaffak olmuş ve karşılaştığı engelleri başarılı bir şekilde aşmıştır. Bu uzun ve çileli safhanın semeresi olarak da Medîne gibi her yönden stratejik bir belde, insanlarının fevc fevc îmân etmeleri lutfuna mazhar olmuştur.
Öyle ki, büyük ümitlerle gittiği Tâif’ten taşlanarak kovulan Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem, dâvet için Medîne’ye hiç gitmemiş olduğu hâlde, orada İslâmiyet te’yîd-i ilâhî ile çığ gibi büyümüş, kısa bir süre sonra da başta Hazret-i Peygamber olmak üzere bütün mü’minlere kucak açmıştır.
Bir mütefekkir, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem’in dâvâsındaki muvaffakıyyetinden hareketle O’nun ne muazzam bir dehâya sahip olduğunu şöyle tespit etmektedir:
“Gâyenin büyüklüğü, vâsıtaların küçüklüğü ve netîcenin azameti insan dehâsının üç büyük ölçüsü ise, modern târihin en büyük şahsiyetlerini Hazret-i Muhammed ile kıyaslamaya kim cesâret edebilir?” (A. de Lamartine, L’histore de la Turquie)
MEKKE’DE HİCRET ÖNCESİ 13 YILLIK DÖNEM
Cenâb-ı Hak, mü’minlerin hicret etmelerine ancak ıztırap ve çileyle geçen on üç senelik bir dönemden sonra izin vermiştir. On üç yıllık bir zulmün ardından mü’minlerin îmânı itmi’nâna ermiş, kalpler feyiz ve rûhâniyet ile dolmuştur. Yâni mü’minler, îmanlarının bedelini ödemişlerdir.
Bu devrede Medîne’de tesis edilecek ve bütün insanlığa numûne olacak İslâm devlet ve medeniyetinin temelleri atılmış, îmânın vecd ve feyzi içinde karşılaşacağı zorluklarda zaafa uğramayan sağlam karakter ve şahsiyetli insanlar yetiştirilmiştir. Bu insanlar, bütün ümmete rehberlik edecek yıldız insanlar hâline gelmişlerdir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa-1, Erkam Yayınları