Mehmed Akif’in Vefa Yokuşu Nüktesi
Mehmed Âkif’in, Bosnalı Ali Şevki Efendi’ye söylediği “Vefâ Yokuşu’nu düzleyen nesil” sözüyle vefâsızlığa dikkat çektiği ibretlik hatıra.
Mehmed Âkif merhum, kızının nikâh akdine çok sevdiği ahbâbından olan Bosnalı Ali Şevki Efendi’yi de dâvet etmişti.
VEFÂ YOKUŞU’NU DÜZLEYEN NESİL
Yaşlı hocaefendi bu dâvete biraz geç geldi ve gecikme sebebi olarak da Vefâ Yokuşu’ndan çıktığını söyledi.
Merhum Âkif de bu yerinde mâzereti, yerinde bir hakîkatle mezcederek, şu mânidar sözlerle karşılık verdi:
“‒Hangi Vefâ Yokuşu’ndan bahsediyorsunuz Hocaefendi? Nesl-i hâzır (şimdiki nesil) o yokuşu çoktan düzledi!..”
Hisse:
İstanbul’da Eminönü sahilinden Süleymaniye Külliyesi’ne doğru çıkılan yokuşa, burada Ebu’l-Vefâ Hazretleri’nin dergâhı ve türbesi bulunduğu için, Vefâ Yokuşu denilmiştir.
İnsanî hasletlerin dumura uğradığı, vicdanların kuruduğu, insanların gitgide diğergâmlıktan hodgâmlığa, fedakârlıktan bencilliğe meylettiği günümüzde vefâ mefhumu, âdeta lügatte bir kelime ve sırf İstanbul’da bir semt adı olarak kalmış bulunmaktadır.
Mehmed Âkif, daha yaşadığı zamandaki vefâsızlık ve duygusuzluktan bile;
“Vefâ semâya çekilmiş, cihanda nâmı gezer.” diye yakınırken, bir de bugünkü ahvâli görse, kim bilir nasıl feryâd ederdi?!
Vefâ, İslâmî şiarların belki de en esaslısıdır. Gerçi İslâm nazarında esasların esâsı îmandır. Fakat îmanda sadâkatin aynı zamanda bir vefakârlık tezâhürü olduğu da muhakkaktır. Zira vefâ; ahde riâyet, yani verilen sözde durmaktır. Îman da ruhlar âleminde Rabbi tasdik ve ikrâra bu dünyada sadâkat gösterilmesi, yani netice itibârıyla bir vefakârlıktır.
Gerçek bir vefâ, hiç solmayan bir güldür. Vefânın sonbaharı yoktur…
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları