Mağarada Mahsur Kalan 3 Kişi İle İlgili Hadisi Şerif

HADİSLER

Yolculuğa çıkan üç arkadaş mağaraya nasıl sıkıştılar? Mağaradan nasıl kurtuldular? İşte ibretlik bir kıssa...

Fahr-i Kâinât Efendimiz pek çok kere de geçmiş ümmetlerden, farklı milletlerden özellikle de Benî İsrâîl’den kıssalar ve ibretli hâdiseler naklederek dinî hakikatleri tâlim ederdi. Zira kıssaların insan eğitim ve öğretiminde, gerçeklerin izahında son derece mühim bir yeri vardır. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de, peygamberler ve kavimlerinin kıssalarına geniş yer verilir. Bu husus, âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde edilir:

(Ey Resûlüm!) Biz, bu Kur’ân’ı vahyetmekle, sana geçmiş milletlerin haberlerini en güzel bir şekilde anlatıyoruz.” (Yûsuf 12/3)

 “Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, mü’minlere de bir öğüt ve îkaz gelmiştir.” (Hûd 11/120)

Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhümâ-’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu ibretli hâdiseyi anlatmıştır:

“Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya, mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:

– Sizi bu kayadan, yaptığınız iyilikleri vesile edinerek Allah’a dua etmekten başka hiçbir şey kurtaramaz, dediler.

İçlerinden biri söze başlayarak:

– Allahım! Benim annemle babam çok yaşlı idiler. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak vaktine kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler. Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al! diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.

Bir diğeri söze başladı:

– Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ona sahip olmak istedim. Fakat o reddetti. Bir sene kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etmek durumunda kaldı. Ona sahip olacağım zaman dedi ki:

– Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme!

En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım. Allahım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.

Üçüncü adam da:

– Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet oluştu. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana:

– Ey Allah kulu! Ücretimi ver, dedi.

Ben de ona:

– Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedim.

Adamcağız:

– Ey Allah kulu! Benimle alay etme, dedi.

– Seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim.

Bunun üzerine o, hiçbir şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü. Ey Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.” (Buhârî, Büyû, 98; Müslim, Zikir, 100)