Kurtla Kuzunun Dostluğundaki Sır
Kurtla kuzunun dostluğundaki sırdan hareketle ilâhî muhabbetin insan ruhuna ve yaratılışa etkisi anlatılıyor.
Bir Hak dostu anlatır:
KURTLA KUZUNUN DOSTLUĞUNDAKİ SIR NEYDİ?
Geniş ve ıssız bir ovadan geçiyordum. Garip bir çobana rastladım. Gördüm ki, derin bir huşû içinde namaz kılıyor, sürüsünü de kurtlar koruyordu. Taaccüb ettim. Merakla namazın bitmesini bekledim ve:
“–Ey çoban! Kurtlar nasıl oldu da koyunlarınla dost oldu? Onlardaki düşmanlık ve cânîlik rûhu, nasıl oldu da yerini sulh ve muhabbete terk etti?” diye sordum.
Allâh’a secdenin alâmeti sîmâsını nûra bürümüş olan sâlih çoban, şöyle dedi:
“–Ey garip yolcu! Kurtların kuzulara olan şu dostluğundaki sır, çobanın, sürünün asıl sahibine olan dostluğuna bağlıdır. Yani bu hâl, muhabbetteki bir sırdır.”
Bu kıssada da görüldüğü üzere muhabbet, öyle bir sırdır ki, insanın rûhunu inkişâf ettirip geliştirme bakımından, ondan daha güçlü bir müessir yoktur. Hele o muhabbet bir aşk hâline gelmişse, onun nûru bütün hevâ ve hevesleri yakar. Zulmet perdelerini kül eyler ve gönlü sonsuz yüceliklere nâil kılar. Zira:
“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeme muhabbet ettim de bu kâinâtı yarattım.”[1] beyânında ifâde edilen gizli hazinenin en yüce vasıflarından biri de, mutlak güzellik idi.
İNSAN, İLÂHÎ GÜZELLİĞİN BİR TECELLİSİ MİDİR?
Güzeller, kendilerini aynada görmek isterler. Kendi güzelliklerini görecek göz ve sevecek gönül ararlar. Mutlak güzel olan Cenâb-ı Hakkʼın, kâinâtı ve insanları yaratışındaki sır da böyledir. Cenâb-ı Hak, bu esrarlı, sonsuz ve idrâk ötesi güzelliğin gizli kalmasını arzu etmedi ve kâinâtı yarattı.
Bu yaratışta O’nun sonsuz güzellik ve nur deryasından bir damlacık, bu âleme ve toprağa nasîb oldu. Böylelikle toprak, diğer varlıklardan ayrı bir üstünlük ve meziyet kazandı. Öyle ki Allah Teâlâ, varlıkların en şereflisi olarak yarattığı insanı da topraktan halketti.
Bütün varlıkları ilâhî muhabbetle yaratan Allah -celle celâlühû-, onların her birini kendisinin sanat ve kemâline delil kıldı. İnsanın varlığı da, aşk ve muhabbetin kâmil bir tezâhürü oldu. Zira Hakk’ın gizli hazinesinden taşıp coşarak tezyin ettiği bu âlem ve topraktan murâd; yalnız alabildiğine engin yeşil kırlar, vâdiler, ulu sahrâlar ve dağlar değildir. Toprağın ve bütün mahlûkâtın yaratılışına vesîle olan aşk ve muhabbet menbaı, ilâhî sanat harikası ve kâinâtın özü olan insandır. Bu itibarla insanın mükerremliği, yaratılış gâyesini koruyabildiği nisbettedir.
Diğer taraftan, var oluş sebebi “muhabbet” olduğundan, her canlıda bu vasıf, fıtrî bir temâyül arz eder. Bir akrebin bile yavrularını sırtında taşıması, muhabbetin bir neticesidir. Ve bu temâyül, varlıkların en şereflisi olan insanda zirvededir.
Dipnot:
[1] Bkz. İ. Hakkı Bursevî, Kenz-i Mahfî; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II, 132.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Muhabbetteki Sır, Erkam Yayınları