Kur’an’ın Nuru Kalpleri ve Ahiret Yolunu Nasıl Aydınlatır?

Kur'an ve Tefsir

Kur’an’ın nuru, müminlerin kalplerini ve âhiret yolunu nasıl aydınlatır? Nûr üstüne nûr ayeti, iman nuru ve mahşer aydınlığı üzerine derin bir tefekkür.

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in kalb-i pâkinde ışıyan Kur’an vahyi nûr temsiliyle şöyle anlatılır:

“Duvarda bir kandillik (oyuk) ve içinde bir kandil,

Kandil bir cam içinde,

Cam inciyi andıran bir yıldız,

(Bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır.

Nûr üstüne nûr.

Allah nûruna dilediğini kavuşturur.”[1]

KUR’AN NURU KALPLERİ NASIL AYDINLATIR?

Kur’an’la ilgili bu temsili açmak istesek; ilk planda Peygamberimiz (a.s.) merkezli düşünmek şartıyla kandillik müminin bedeni, kristal cam onun göğsüdür ki içinde kalbi bulunur. Onun kalbindeki Kur’an ise lamba gibidir.

Müminin, Kur’an’ın nûru ve aydınlatmasıyla küfür, şirk ve şüpheden kurtulmuş göğsü, inci gibi parlayan bir yıldıza benzetilir. Allah Teâlâ, burada Kur’an’ın bilfiil kendi kelâmı oluşunu, lambanın, ateş değmese de ışık verecek derecede saf ve güzel olan, doğuya da batıya da ait olmayan mübârek bir ağacın yağından tutuşturulmasıyla temsil etmektedir. “O yağ, neredeyse kendisine ateş değmese bile kendiliğinden ışık verecek haldedir:” 

Hak Teâlâ tevhidi açıklamak üzere Kur’an’ı indirmek suretiyle kavlî beyanda bulunmasa bile, gözlerimizin önüne serdiği sayısız kevnî deliller, aklını kullanabilen herkese tevhidi göstermeye yeter. Zira bunlar tevhidi ispat edecek mâhiyette ve güçtedir. Buna ilâveten bir de Kur’an’ı indirip orada varlığının ve birliğinin delillerini zikrettikten ve önceki deliller üzerine yeni yeni deliller getirdikten sonra durum nasıl olur? Elbette bunlar tevhidi beyânda daha tesirli ve keyfiyetli olurlar. “Bu durum, nûr üstüne nûrdur:” 

Kur’an, Allah yanından gönülleri aydınlatmak üzere inmiş bir nûrdur. O, daha önce Allah’ın birliğine delalet eden nûrlu deliller üzerine gelmiş bir nûrdur. Buna göre önceki deliller bir nûr, Kur’an da bir nûrdur. Böylece bunlar nûr üstüne nûr olmuş olur. Veya Kur’an’ın her bir ayeti bir nûrdur. Bu ayetlerin peş peşe, üst üste gelmesiyle Kur’an nûr üzerine nûr olmuştur. Yüce Allah, kullarından dilediğini kıyamete kadar peyderpey Kur’an’ın nûruna iletecektir.[2]

PEYGAMBERİMİZİN NÛR DUASI: KALBİN VE RUHUN AYDINLANMASI

Peygamberimiz (s.a.v.) aldığı abdest, kıldığı namaz, yaptığı diğer ibadetlerle her daim kendini, ruhunu ve kalbini nurlandırmaya çalışır ve şöyle dua ederdi: “Allahım! Kalbimi nurlandır, dilimi nurlandır, kulağımı nurlandır, gözümü nurlandır, önümü-arkamı, üstümü-altımı nurlandır. Allahım bana nûr ver. Sağımı-solumu nurlandır. Rabbim nurumu büyült ve çoğalt.”[3]

DÜNYA YOLCULUĞUNDAN ÂHİRET AYDINLIĞINA HAZIRLIK

Bizim de amellerimizi güzelleştirip nûrumuzu artırmak öncelikli hedefimiz olmalıdır. Zira Kur’an-ı Kerim bizleri mahşer aydınlığında bir hayat yaşamaya davet etmektedir. Hayat ırmağı bütün haşmetiyle mahşer sabahına doğru akıp gitmektedir. Her an dünyadan yüzlerce, binlerce can o tarafa intikal etmekte, yaşayanlar da, sıraya girmiş kurbanlıklar gibi, meçhul olan son nefes sürprizini beklemektedir. Bu akış, bu gidiş nereye? diye sorduğumuzda, Kur’an pek çok ayetiyle gidişin nereye olduğunu çok açık bir şekilde cevaplandırmaktadır:

“Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz.”[4]

“Sizi ondan (topraktan) yarattık, yine ona döndüreceğiz ve sonra oradan bir defa daha çıkaracağız.”[5]

“Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz.”[6]

MAHŞER GÜNÜNDE MÜMİNLERİN NURU VE ÂHİRET AYDINLIĞI

Peki mahşerde halimiz nice olacak? O gün aydınlık içinde olacaklar da var, karanlıklar içinde kalacaklar da. Şu âyet-i kerime işte bu mahşer gerçeğine ışık tutmaktadır:

“O gün mümin erkeklerin ve mümin kadınların nurlarının (kendileriyle beraber) önlerinde ve sağ yanlarında yürümekte olduğunu görürsün. “Bugün size müjde var; altından ırmaklar akan cennetlerde ebedî kalacaksınız” (denir). İşte en büyük murada ermek budur.”[7]

Rasûlullah (s.a.v.) bir defasında:

“- Ben kıyamet günü secdeye izin verileceklerin ilkiyim, izin verilip de başını kaldıracakların da ilkiyim. Başımı kaldırıp önüme, arkama, sağıma ve soluma bakarım; bakınca bütün ümmetlerin arasında ümmetimi tanırım” buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

“- Yâ Rasûlallah! Nûh (a.s.)’dan ümmetine kadar bütün ümmetleri nasıl tanırsın” diye sorduklarında şöyle cevap verdi:

“- Onları abdestin tesiriyle alınları, elleri ve ayaklarının parıldamasıyla tanırım. Bu durum başka ümmetlerde yoktur. Kitapları sağ taraflarında verilir, onunla tanırım, yüzlerinde secde izlerinden işaretleri vardır, onunla tanırım. Önlerinden, sağ ve sol taraflarından koşan nurlarıyla tanırım.”[8]

O gün mü’minlerin önlerinden ve sağlarından koşacak olan nûr hakkında İbn Mes’ud (r.a.) şu açıklamayı yapar: “Onlara amellerine göre nûr verilir ve sıratı geçerler. İçlerinden kimisinin nûru dağ gibi, kimisinin nûru hurma gibidir, kimisinin nûru ayakta duran bir adam gibidir. Nûrları en az olanı ise nûru başparmağının ucunda olanıdır ki bir yanar bir söner.”[9]

Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minlerden kimisinin nuru Medine ile Aden ya da Medine ile San‘a arasındaki bir bölge gibi bir yeri aydınlatacaktır. Kimisi daha aşağı bir bölgeyi aydınlatacak; ta ki aralarında nuru ancak ayaklarını bastığı yeri aydınlatacak olan kimseler de olacaktır.” Hasan-ı Basrî (k.s.) “Sırat üzerinde onunla aydınlansınlar diye (onlara bu nûr verilecektir)” der. Mukâtil (r.h.) ise “Bu nûr kendilerine cennete bir kılavuz olsun diye verilecektir” açıklamasını yapar.[10]

Bu nûr, dünyada iken Allah’ı tanımaktan kaynaklanan mârifet nûru da olabilir. Buna göre kıyamet günündeki nûrların miktarı, dünyadaki mârifetullah ölçüsünde olacaktır.[11]

Bu izahlar, âhiret günü mü’minlere verilecek nûrun ışık mânasında olduğunu; kâfir ve münafık herkes karanlıklar içinde iken, mü’minlerin bu nûr sayesinde önlerini görerek yürüyüp sıratı geçeceklerini bildirir. Aynı hususa temas eden bir diğer âyet-i kerîmede de şöyle buyrulur:

“…O gün onların (Peygamber ve beraberindeki müminlerin) nûru önlerinde ve sağ yanlarında ilerleyerek yollarını aydınlatırken şöyle derler: “Rabbimiz! Nûrumuzu tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz sen her şeye kadirsin.”[12]

MÜMİNLERİN NURU İLE MÜNAFIKLARIN KARANLIĞI ARASINDAKİ FARK

O gün mü’minler önlerinde ve sağlarında koşan nurların ışığında ilerleyip cennete doğru giderken münafıklar karanlıklar içinde kalacaklar. Müminlerden nur talebinde bulunacaklar; “Ne olur, bizi bekleyin, bizim tarafa şöyle bir yönelin de nurunuzdan istifade edelim” diye yalvaracaklar. Fakat bu istekleri sonuçsuz kalacak. Hatta pişmanlıklarını daha da artırmak için ya melekler veya müminler tarafından, alayvârî ve azarlayıcı bir edayla, kendilerine “tekrar dünyaya dönmeleri, eğer mümkünse gidip orada nûr aramaları” söylenecek.

Yahut, yine onlarla eğlenmek maksadıyla, arkalarını kuşatmış olan karanlıktan medet ummaları tavsiye edilecek. Geriye döndüklerinde ise müminlerle kendi aralarına bir set çekilecek. Bu setin sadece bir kapısı olacak. Müminler bu kapıdan cennete girecekler, münafıklar ise kapının dışında kalacaklar. Kapının veya setin iç tarafı cennettir. Orada müminler için büyük bir rahmet tecellisi vardır. Dış tarafı ise cehennemdir. Orada münafıklara müstahak oldukları azap ulaşacaktır.[13]

Dipnotlar:

[1] Nûr 24/35.

[2] bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XVIII, 108-111; Kurtubî, el-Câmi‘, XII, 175.

[3] Müslim, Salâtu’l-misafirîn, 181.

[4] Ankebût 29/57.

[5] Tâhâ 20/55.

[6] Bakara 2/156.

[7] Hadîd 57/12.

[8] Buhârî, Vudû’ 3; Müslim, Tahâret 34, 39.

[9] Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXVII, 290.

[10] Kurtubi, el-Câmi, XX, 246.

[11] Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXIX, 194.

[12] Tahrîm 66/8.

[13] Hadîd 57/13.

Kaynak: Ömer Çelik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485