Kuran’ın Kendi Kendini Tefsîri Ne Demektir?

Kuran Meali ve Tefsiri

Kuran’ın kendi kendini tefsiri ne demektir?

Kur’ân-ı Kerîm’in en büyük müfessiri, bizzat kendisidir. Âyetler birbirini tefsîr eder. Bir yerde kendisine sadece işaretle iktifa edilen bir mevzu, başka yerde genişçe anlatılır. Bir yerde kapalı olarak zikredilen bir kelime, başka yerde şerh ve izah edilir. Bir yerde genel olarak beyan edilen bir konunun başka yerde hususi yönleri dile getirilir. Bir yerde özetle anlatılan bir kıssa, bir başka yerde teferruatlı olarak ele alınır. Bütün bunlar eşsiz bir bütünlüğün içinde ve son derece ince ölçüler dâhilinde cereyan eder.

Misaller:

  1. Bir yerde kapalı geçen (müphem) hususların başka yerde açıklanması:

“Bizi sırat-ı müstakîme eriştir. Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna.” (Fâtiha 1/5-6)

Burada bahsedilen “kendilerine nimet verdiğin kimseler”, Nisâ sûresi 69. âyette şöyle açıklanır:

“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!”

  • Enbiyâ sûresi 91. âyette isim verilmeksizin iffetli ve şerefli bir hanımdan şöyle bahsedilir:

“İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyanı da hatırla. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu âlemlere bir ibret yaptık.”

Burada ismi gizli tutulan hanımın Tahrim sûresi 12. âyette İmrân kızı Meryem olduğu haber verilir:

“Allah İmrân kızı Meryem’i de misâl gösterdi. O, iffetini çok iyi korumuş, biz de ona rûhumuzdan üflemiştik. O, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdîk etti ve gönülden itaat eden­lerden oldu.”

Mâide 53. âyette yalan yere yemin eden kimselerden bahsedilir:

“İman edenler: «Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mı?» derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve hüsrâna uğrayan kimseler olmuşlardır”.

Bu kimseler, Tevbe sûresi 42. âyetten itibaren vasıfları sayılan münâfıklardır.

  • Bakara 177. âyetteki:

Malını seve seve akrabalara, yetimlere, biçâre fakirlere, yolda kalan gariplere, dilenenlere ve (hürriyetine kavuşmak isteyen) köle ve esirlere veren” ifadesinde yer alan عَلٰى حُبِّه۪ kelimesindeki ه۪ (hî) zamirinin “Allah Teâlâ”ya mı, yoksa “mal”a mı gittiği hakkında görüş farklılığı vardır. Fakat Âl-i İmrân sûresi 92. âyet, bu zamirin “mal”a gittiğini açıkça beyan eder:

“Siz, sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe, hayrın kemâline erişemezsiniz. Küçük büyük her ne infak ederseniz, mutlaka Allah onu en iyi bilendir.”

Zira burada sevilen şeyin “mal” olduğu haber verilir.

  1. Kur’ân-ı Kerîm’de, indiği ortamda çok sık kullanılmayan ve bu sebeple mânası kolaylıkla bilinemeyen bir kısım (garip) kelimeler vardır. Bunları anlamak detaylı bir araştırmayı ve özel bir bilgiyi gerektirir. Fakat Kur’ân-ı Kerîm’in, kullandığı bu tür kelimeleri bazen kendisinin açıkladığı görülür. Nitekim Meâric sûresi 19-21. âyetler bunun çok güzel bir misalini teşkil eder:

“Gerçekten insan, pek hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Kendisine fenâlık dokunduğunda sızlanır, feryâd eder. Fakat bir servete sahip olunca da cimrileşir, pinti kesilir.”

Burada anlaşılması zor olan 19. âyette geçen “هَلُوعًا” kelimesidir. 20 ve 21. âyetler bu kelimenin mânasını tefsîr etmektedir. O da İslâmî terbiye görmemiş insanın fenalık dokunduğu zaman sızlanıp feryad eden, bir servete konunca da cimrileşip pinti kesilen bir yapıya sahip olmasıdır.

  1. Kur’ân-ı Kerîm’de kullanılan bazı kelimeler birden fazla mânaya gelebilir. Bazı yerlerde bu mânaların hepsi geçerli olabileceği gibi, bazı yerlerde bunların sadece biri geçerli olabilir. Buna da müfessirlerin karar vermesi gerekir. İşte Kur’ân-ı Kerîm, bazen kendisi bu ihtimalleri bire indirgemektedir:
  • الْمُحْصَنَاتُ (muhsanât) kelimesi üç mânada kullanılır: İffetli ve namuslu kadınlar, evli kadınlar, hür kadınlar.

Bu kelime, Mâide 5. âyette sadece “iffetli ve namuslu kadınlar” mânasında, Nisâ 24. âyette ise sadece “evli kadınlar” mânasında kullanılmıştır.

  • اَلظُّلُمُ (zulüm) kelimesinin de birden çok mânası vardır. Yerine göre “şirk”, yerine göre “küfür”, bazen de yapılan “bir hata ve haksızlık” anlamına gelir.

Kur’ân-ı Kerîm’de bazı yerlerde bu kelimeden kastedilen mâna açıkça belirtilmiştir. Örneğin:

Lokmân sûresi 13. âyette “şirk” mânasında kullanılır:

“Şüphesiz ki şirk, gerçekten çok büyük bir zulümdür!”

Bakara sûresi 254. âyette “küfür” mânasında kullanılır:

“Kâfirlere gelince, onlar zâlimlerin ta kendileridir”.

İsrâ sûresi 59. âyette de “haksızlık yapmak” mânasında kullanılır:

“Semûd halkına açık bir mûcize olarak o dişi deveyi verdik de (onu öldürdüler ve) bu yüzden kendilerine zulmettiler.”

  1. Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde kısa ve veciz olarak geçen bazı ifadeler, bir başka yerde genişçe açıklanır.

Hz. Mûsâ’nın kıssasına Nâziât sûresi 15-26. âyetler arasında kısaca ve hülasa olarak temas edilir. Fakat aynı kıssa A‘râf 103-171, Tâhâ 9-98, Kasas 1-46. âyetler arasında ayrıntılı bir şekilde anlatılır.

Kaynak: Prof. Dr. Ömer Çelik, Tefsîr Usûlü ve Tarihi, Erkam Yayınları