Kur’ân’ı Yaşayıp Yaşatmakta En Güzel Örnek

PEYGAMBERİMİZ

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisinin yaşamadığı bir hayatı emretmedi. Önce kendisi yaşadı, ashâbına da nasıl yaşanacağını bizzat örnek olarak öğretti.

En muazzam ve muhteşem kültür, Kur’ân kültürüdür. Hayatın bütün muhtevâsında bu kültürün en büyük mürşidi de, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in 23 senelik nebevî hayatı, Kur’ân’ın fiilî bir tefsîri mâhiyetindedir. O, bütün asırlara en güzel bir numûnedir.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisinin yaşamadığı bir hayatı emretmedi. Önce kendisi yaşadı, ashâbına da nasıl yaşanacağını bizzat örnek olarak öğretti.

Sahâbe-i kirâm da, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den on âyet öğrendiklerinde, evvelâ bunlardaki emir ve hikmetleri iyice anlayıp tatbik ettiler, daha sonra diğer on âyete geçtiler. Böylece Kur’ân’daki ilimlerle âmil, hikmetlerle de kâmil hâle geldiler. (Bkz. Ahmed, V, 410)

Her Hususta En Güzel Örnek:

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ibadet hayatıyla örnek oldu:

“Namazı benden gördüğünüz gibi kılın!” (Buhârî, Ezân, 18)

“Haccın ibadet tafsilâtını benden öğrenin!” buyurdu. (Ahmed, III, 318, 366)

‒Darlıkta ve bollukta en cömert ve en fedakâr olan, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼdi. Zengin ashâbı, neleri varsa bol bol infâk etti. Ebû Talha -radıyallâhu anh-, 600 hurma ağacı olan arazisini vakfetti. Fakir ashâbı da dağlardan odun keserek onları Medîne çarşısında satmak sûretiyle darlıkta da infâk edenlerden oldu.

‒Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, an geldi, açlıktan karnına iki taş bağladığı oldu. Her hâlükârda hamd, şükür, kanaat ve rızâ hâliyle sabır ehli fakirlere en güzel misâl oldu.

Buna mukâbil, kendisine ganimetler gelip zenginleştiğinde de o serveti infâk etmeden, ihtiyaç sahiplerinin yüzünü güldürmeden gönlü huzur bulmadı. Böylece şükür ehli zenginlere en güzel misal oldu.

‒Harp meydanında en cesur O idi. Allâh’ın arslanı Aliler ve Hamzalar, şecâati O’ndan öğrendi.

‒Kendisini katletmeye gelenleri; affıyla, hidâyete vesîle oluşuyla diriltti. Ashâbı da kıtalara hidâyet taşıdı.

‒Mekke’yi fethetti. Fakat muzaffer bir kumandan gibi değil, devesi üzerinde secde eden mütevâzı bir kul vaziyetinde şehre girdi.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, on üç senelik Mekke Devri’nde, pek çok zulme mâruz kaldı. On senelik Medîne Devri’nde de sayısız çilelerle karşılaştı. Lâkin O, ne kadar zulüm ve meşakkat altında olsa da her an îmânın güzelliklerini sergiledi:

  • Tâif’te kendisini taşlayanların ebedî kurtuluşu için duâ etti.
  • Hicret’te fedakârlık sergiledi.  
  • Bedir’de muzafferiyeti dâimâ Hak’tan bilip nasıl şükretmek gerektiğini gösterdi.
  • Uhud’da sabrın müstesnâ bir misâli oldu.
  • Hendek’te açlık ve yokluğa karşı sebat ve rızâ hâlini yaşadı.
  • Hudeybiye’de firâset ve ince anlayışıyla, Mekkeʼnin fethini hazırladı.
  • Hayber sonrasında cömertlik ve infak zirvelerini,
  • Huneyn’de metâneti,
  • Mekke Fethi’nde tevâzu ve affediciliği,
  • Tebük’te şecâati sergiledi.

Hulâsa hayatının bütün safhalarında, üsve-i hasene / emsâlsiz bir örnek şahsiyet olarak, güzel ahlâkın müstesnâ misallerini sergiledi.

Nitekim, talebeleri olan ashâbının fazîletleri, Efendimiz’in bizzat yaşayıp yaşatarak terbiye etmesinin neticesiydi, fiilî kıstas oluşundandı.

Kaynak: Osman Nûri TOPBAŞ, Rasûlullah Efendimizʼden Eğitim Düsturları, Erkam Yayınları