Kuran ve Sünnete Göre Yaşayan ve Yaşamayanların Farkı
İnsan, vahyin muhtevâsında yaşadığı zaman, fazîlet ve güzel ahlâk semâsının zirvelerine çıkabilirken, bunun zıddına ilâhî hakîkatlere sırt çevirdiğinde ise zulüm ve rezâlet bataklığının denâetine düşebilmektedir.
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:
“Her Âdemoğlu, hayvandan üstün değildir. Fenâ insan, canavardan daha fenâdır.
Akıllı ve iyi ahlâklı kimse, hayvana tercih edilir. Yoksa halka saldıran insan, hayvandan üstün olamaz.”
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz yolda giderken bir grup insana rastlamıştı. Bunlar binek hayvanlarının üzerinde oldukları hâlde durmuş muhabbet ediyorlardı. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onlara şöyle buyurdu:
“Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde bırakıp istirahat ettirin! Onları, yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin.
Nice binilen hayvan vardır ki sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” (Ahmed, III, 439)
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu ahsen-i takvîm / en güzel bir kıvamda yaratmış, eşref-i mahlûkat / yaratılmışların en şereflisi ve mükerremi/üstünü kılmış, onu yeryüzündeki şâhidi, halîfesi ve dîninin temsilcisi olacak istîdat ve vasıflarla donatmıştır.
Buna rağmen, dünyaya gönderilme gayesini unutarak yanlış yollara sapan bir insan, bütün bu üstün vasıflara vedâ ederek hayvanlar gibi, hattâ onlardan daha şaşkın bir vaziyete dûçâr olabilmektedir.
Yani insan, vahyin muhtevâsında yaşadığı zaman, fazîlet ve güzel ahlâk semâsının zirvelerine çıkabilirken, bunun zıddına ilâhî hakîkatlere sırt çevirdiğinde ise zulüm ve rezâlet bataklığının denâetine düşebilmektedir.
Mahmud Sâmî Ramazanoğlu -rahmetullâhi aleyh-ʼin buyurduğu gibi;
“Herkes Cenâb-ı Hakk’ın kulu değildir, mahlûkudur. Hakikî kul olan, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini kâmilen îfâ eder ve nehiylerinden külliyen sakınır. İşte kul budur. Yoksa gaflet ile vakit geçiren, ibadet ve tâate ehemmiyet vermeyen kimseler, kul olamazlar.”[1]
Yani Hakkʼa kulluk, yüksek bir pâyedir; bunu herkes hak edemez. Bunun gibi, bedenen insan olarak dünyaya gelmiş bir kimsenin, rûhen ve mânen “insan” kalabileceğine dâir, herhangi bir teminâtı yoktur.
Nitekim bugün dünya sahnesinde, insan kılığındaki iblislerin, insanlık dışı vahşet, cinâyet, katliam ve barbarlıklarını -maalesef- görüyoruz.
Filistinli mâsumları orantısız bir güçle ve korkakça katleden, bir lokma ekmek alabilmek için yardım sıralarında bekleyen mazlumları nâmertçe kurşun yağmuruna tutan, evlerinden ettiği mâsum insanları çadırlarda bile rahat bırakmayıp alçakça bombalayan, vahşette sırtlanlara rahmet okutan siyonistlerin, insanlıktan nasîbi olduğunu, hangi vicdan sahibi iddiâ edebilir!?.]
Azîzün Züntikām olan Rabbimiz, tarihte zâlim Firavunları, Nemrutları, Âdları, Semudları nasıl helâk ettiyse, ıslahı mümkün olmayan günümüzün zâlimlerini de kahr u perişan eylesin. Ümmet-i Muhammed’e tez zamanda uyanış, diriliş, birlik-beraberlik, kuvvet ve izzet bahşeylesin. Âmîn!..
Dipnot: [1] M. Sâmî Efendi, Musâhabe, VI, 217.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Ekim, Sayı: 476